İçeriğe geç

Galata Kulesi

Ada’nın mesajlarına baktım. Nerede olduğumu soruyordu.

-Arabada, soğukta oturuyorum. Bir haftalık tatilim bu şekilde geçiyor.

-Nerdesin gel yanıma.

-Dalga mı geçiyorsun ?

-Gel diyorum sana gel.

-Ne istiyorsun ne ?

-Neredeysen gel yanıma.

Trafik yoktu on dakika sonra yanındaydım. Ada ile tartışmayı arabada ağlamaya tercih ederdim. Çünkü gitmeseydim birkaç gün sonra pişman olacağımı biliyordum. On dakikalık yolda bu ilişki nasıl böyle saçma bir hal aldı diye düşünmeden edemedim. Ne umutlarla ne büyük duygularla başlamıştık şimdi ne haldeydik.

Yanına gittiğimde ikimiz de yorgunduk. Uzaklaşmadan park ettim.

-Geldim işte ne istiyorsun ?

-Uyumak istiyorum.

Ada arabada uyudu. Soğuk beni etkilemişti karnım ağrıyordu. Arabanın klimasını açıp uzandım. Ben de mayışmıştım. Marmaris’te arabada uyuduğumuz günleri hatırladım. Bazı hisler hiç değişmiyordu.

İlişkimiz avuçlarımızdan kayıp gidiyordu. Ada’ya her baktığımda oluruna bıraktığını görüyordum. Ya onu çok yanlış tanımıştım ya da çok değişmişti.

Eve geldiğimde çok sancım vardı güç bela uyudum. Sabaha karşı ağrıdan tekrar uyandım. Ne zaman tekrar uyuduğumu fark etmedim. Birkaç saat sonra Ada’nın mesajına uyandım.

-Sabahın 6’sında neden uyandın ?

-Sancıdan.

-İyi misin ?

-Eh işte.

-Bu hafta çıkma bir yere dinlen.

-Peki öyle yaparım.

Bu hafta diyordu ama günlerden salıydı. Pazar sabah uçağıyla dönecektim. Bir haftalığına gelmiştim. Ada ile el ele dolaşabileceğimiz bir günün hayalini kurmuştum ama sadece evde görüşebilmiştik. Sıcak su torbasına sarılıp gözlerimi kapattım. Tekrar uyandığımda Ada’nın mesajıyla içim huzurla dolmuştu.

-Seni çok seviyorum saçma sapan şeyler için üzmeyelim birbirimizi.

Birkaç saat sonra da cips ve çikolata göndermişti. Günlerdir bir çiçek almasını bekliyordum almamıştı. Ama şimdi beni düşündüğü için mutluydum. Keşke bir çiçek alsaydı diye de düşünmeden edemedim. Çiçekleri seviyordum her kadın gibi…

Çarşamba günü geçen gün gitmek istediğimiz filme gitmek için anlaştık. Geldiğimden beri hiç bir yere gitmemiştik. Bir anımız kalsın istiyordum. Kendimi biraz toparlamıştım, kalkıp yemek hazırladım. Ada için fırında tavuk yaptım. Tavuk yemeklerini seviyordu. Bir de peynirli poğaça yaptım. Hamur işleriyle pek arası yoktu sadece peynirli olunca yiyordu. Akşam Ada ile birlikte Atatürk 1 filmini izledik. Birlikte ikinci kez sinemaya gidiyorduk. Uzakta yaşamak ne garipti. İlişkimiz bir yılı geçmişti ama sinema için bile ikinci kez fırsatımız olmuştu. Yıllar geçecekti bu günleri gülümseyerek hatırlayacaktık. Gün gelecekti her gün yanı başımda olacaktı.

Perşembe gününe yine tartışarak başladık. Her zamanki rutin tartışmalarımızdandı. Sadece üç günümüz vardı boşa gitsin istemiyordum. Ada için pizza yapıp akşam yanına gittim. Pek keyfi yoktu pizzanın tadına bile bakmadı. Gittiğimde koltukta uzanmıştı, gözlerinden uyku akıyordu.

-Uyuyacak mısın ?

-Hayır biraz yorgunum.

-Uyuyalım.

-Gel yanıma.

Koltukta yanına uzandım. İstanbul bu Kasımda alışık olduğumdan çok daha soğuktu. Üstümde kazak vardı ama üşüyordum. Ada sıcacıktı. Kollarımı boynuna sardım başını göğsüme yasladı. Öpmek için yaklaştım ama uyumuştu bile.

İkimiz de biraz hastaydık. Erkenden uyumuştuk ama sabaha kadar uyanmadık. Yalnız olsaydım iki saatte bir uyanırdım ama Ada yanımdayken sabaha kadar uyanmıyordum. Sabah Ada işe gitti ben de eve geldim. Cuma günü gelmişti pazar sabah uçağım vardı. Tatil gelip geçmişti. Yarın artık toparlanmam gerekiyordu. Geldiğimden beri Duygu’yu görecek fırsat bulamamıştım. Her gün arayıp trip atıyordu. Bu sefer aramasına fırsat vermeden ben aradım.

-Aa kimler arıyor. Sonunda bir arkadaşın olduğu aklına geldi demek.

-Her konuştuğumuzda trip atıyorsun ne yapayım ?

-Haksızım değil mi ?

-Tamam haklısın. Pazar günü dönüyorum zaten biliyorsun.

-Ada’dan sıra gelirse bugün görüşelim bari.

-Kalk gel kahvaltı yapalım.

-Evden çalışıyorum zaten birkaç saate gelirim.

-Tamam patatesleri soyuyorum gecikme.

Duygu patates kızartmasını çok severdi. Bir türlü görüşemediğimiz için bana dargındı. Annem, kardeşim ve Duygu ile birlikte kahvaltı yapıp kahve içtik. Bu dörtlüyü ne kadar özlediğimi bir arada görünce fark ettim. Hayat hızla akıp gidiyordu. Uzakta olmak tam anlamıyla anı kaçırmaktı. Ne kadar ömrümüz var bilmiyordum. Ne kadarını uzak geçiriyorduk bilmiyordum.

Keyfimiz çok uzun sürmedi. Dedemi hastaneye kaldırmışlardı. Son zamanlarda rahatsızdı bu defa yoğun bakıma almışlardı. Hep birlikte Kadıköy’e hastane gittik. Yoğun bakım servisinde olduğu için göremedik. Ada’yı arayıp haber verdim. Babam gelince Duygu ve ben hastaneden çıktık. Geldiğimden beri hiç çıkıp dolaşmamıştım. Havalar mevsime göre çok soğuktu. Zaten birkaç günlük tatil hastalık ta eklenince heba olmuştu. Duygu bari bu akşam bir şeyler yapalım dedi. Kadıköy sahile inip birer kahve aldık. Sahile indiğimizde burayı ne kadar özlediğimi fark ettim. Öğrencilik yıllarımız hep buralarda geçmişti. Ada ile tanıştığımızdan beri burada el ele dolaşmanın hayalini kuruyordum. Eylülde Büyükada’ya gittiğimiz gün Kadıköy vapuruyla dönüp buradan geçmiştik. Tekrar tekrar Ada ile buralara gelmek istiyordum. Duygu ile öğrencilik yıllarımızdan bahsederken Ada aradı.

-Hayatım ne yaptınız ?

-Babam gelince Duygu ile çıkıp sahile indik. Kahve içiyoruz.

-Ne yapacaksınız ?

-Bir vapura atlayıp karşıya geçeceğiz.

-Harika haber Duygu ile konuşup bana haber ver.

O an sorunca öyle söylemiştim. Bir anda ağzımdan çıkmıştı. Duygu’ya bakıp güldüm. Her zaman her koşulda birlikteydik. En erken Beşiktaş vapuru vardı hemen atladık. Vapura binmeyi her zaman çok sevmiştim. En son Ada ile Adalar vapuruna bindiğimizi anımsadım. Beşiktaş’ta atıştırıp Ada ile buluştuk. Ani bir kararla Taksim’e geçtik. Ada ile Taksim’e ilk geldiğimizde kıştı hava çok soğuktu. Bugünde tüm hafta soğuk olmasına rağmen hava ılıktı. Galata Kulesi’ne doğru yürüdük. Buraya hep Ada ile çıkmak istemiştim. Her zaman bunun hayalini kurmuştum. Ama vardığımızda geç olmuştu. Ziyaret saati sona ermişti. Günün birinde birlikte çıkabileceğimizi biliyordum. Aceleye gerek yoktu. Duygu Galata Kulesi’nin önünde fotoğraflarımızı çekti. Yine habersiz bir şekilde uyumlu giyinmiştik. Bugüne kadar biriktirdiğimiz fotoğraflar arasında en güzellerinin arasına girecek pozlardı. Metrolar kapanmadan bir çay içip dönüş yoluna geçtik. Metroda Ada’nın gözlerine baktım yorgundu.

-Yorgun görünüyorsun.

Elimi tuttu.

-Senin elini tutunca bütün yorgunluğum gidiyor.

Geç olduğu için Ada’nın evine geçtik. Ada’nın evi eşyalıydı, pek eşyası yoktu. Bir tane battaniyesi vardı onu da Duygu’ya verdik. Bize ince bir pike kalmıştı. Birbirimize bakıp güldük. Isınmak için Ada’ya sarıldım. Sabah uyandığımda ikimiz de terlemiştik. Yağmurlu bir güne uyandık. Ada’nın babası gelmişti. Bizi yolcu edip babasını almaya gitti. Yarın sabah erkenden uçağım vardı tatil bitmişti. Bir daha görüşemeyeceğimizi düşünüp vedalaştık. Duygu evine geçti ben de üzgün bir şekilde eve vardım. Dedem yoğun bakımdan çıkmıştı, durumu iyiye gidiyordu. Annem de eve dönmüştü. İki aylık bekleyişi düşüne düşüne eşyalarımı toparlamaya başladım.