İçeriğe geç

Beyaz Gül

Telefon sesine gözümü açtım, Ada arıyor diye kalbim atarken arayamayacağı aklıma geldi. Arayamazdı her yerden engellemiştim hem zaten arasa fark ederdim zil ses farklıydı. Annem arıyordu üstelik görüntülü. Açmadım dışardayım sonra ararım yazdım. Tamam yazıp bir fotoğraf gönderdi. Balkondaki gül fidesi solmaya başlamıştı. Havalar ısınıyordu bahar ortasındaydık tam gül açması gereken zamanda soluyordu. Bayramda üstü gül doluydu, tomurcukları vardı hepsi açmadan solmaya başlamıştı. İçimi sıkıntı kapladı, gül ağacı bizim için bir işaretti... Ada'nın bana aldığı ilk çiçekti onu hayat boyu büyüteceğimi düşünmüştüm. Daha üç ay olmuştu işte gül ağacı da solmaya başlamıştı.

Ada'ya cevap yazdım:

-Ne yapmak istiyorsan, nasıl yapmak istiyorsan öyle yap.

-Benim ne yapmak istediğim bir önemi yok sen ne isteyip yapıyorsan beni de buna uymaya mecbur bırakıyorsun.

-Bu güne kadar benim ne hissettiğimi, istediğimi umursamadın, sormadın, dinlemedin. Bugünden sonra da istediğini yap.

-Ben seni istiyorum, seninle olmak istiyorum. Sana olan sevgim bir ömür sürsün istiyorum. Var mı bir önemi ?

-Benimle aynı anda herkesi birden isteyemezsin öyle bir paketimiz yok. Sen tercihini yaptın. Şimdi istediğinle istediğini yap.

-Evet bu cümlende o kadar haklısın ki ben tercihimi yaptım. Ama seni tercih ettiğim için düştüğüm duruma bak. Yapmayacağım sen de gayet iyi biliyorsun.

-İstediğini yap, beni bırak artık.

-Senden sonra hiçbir şey olmadı. Sana her seferinde ne istediğini, ne yapmam gerektiğini, nasıl daha mutlu olacağını soruyorum. Ama sen sadece laf sokuyorsun, hiç bir zaman çözmek için bir şey söylemiyorsun. Bir kere olsun bana inanmayı deneseydin şuan bu ilişki bu durumda olmazdı...

-Sana inanmasaydım gelip göğsünde uyumazdım. Sen bana inansaydın asıl!

-Ve sen bunları yok sayıyorsun.

-Yok saymıyorum. Mecburum... Bunlar var diye aldatılmaya göz yumamam nasıl anlamıyorsun ?

-Ben seni aldatmadım! Aldatmam da.

-Sen ne istiyorsun onu da anlamıyorum. Sana güvenemem artık biliyorsun. Hayatının geri kalanını sana güvenmediğimi bilerek mi geçirmek istiyorsun ?

-Evet. Seninle geçireceksem evet.

-İçim almıyor neden anlamıyorsun ? Bu kadar bencil olma.

-Anlıyorum ama seni sevmekten de vazgeçemiyorum. Beni çaresiz bırakıyorsun.

Asıl çaresiz olan bendim farkında dahi değildi. Çaresizdim çünkü ondan uzak durmam gerektiğini kendime ne kadar hatırlatsam da hâlâ iletişim halindeydim. Her yerden engellememe rağmen Ada mı arıyor diye yerimden fırlıyordum. Tüm bunları ilk gördüğüm gün silip atmalıydım kafamda doğru olan fikir buydu. Oysa bunu yapamamıştım üstünden on gün geçmişti. Her gün kavga ettiğimiz on gün geçmişti. Artık dün gece yapabileceğime inanıp engellemiştim ama ulaştığını görünce yine cevap vermeden yapamamıştım.

Bir yanım ona haksızlık yaptığımı söylüyordu, kendinden o kadar emindi ki. Öyle konuşuyordu ki bu ilişkiyi burada bitirip yaşanmamış hayallerime yazık etmekten korkuyordum. Diğer yanım bak işte gerçek yüzü bu, gördün artık diyor. İlerde daha kötü olacağını, nasıl inanıp güveneceğimi düşünüyorum. Altı ayda hayatımın merkezine yerleşmişti. Çoğu zaman farklı şehirlerde olsak ta onunla uyuyup uyanıyordum. Uyurken beni arıyor telefon açık kalıyordu, onu çok özlüyordum.

Uzak kalamayacağımı anlayınca zamana bırakmaya karar verdim. Doğrusu bu yaptığım karar vermek te değildi. Birlikte olabileceğimize inanmıyordum, bu ilişkinin yanlış olduğunu düşünüyordum ama uzak durmuyordum duramıyordum. Ada ile iletişimi kesip tamamen hayatımdan çıkarma fikri bana çok uzak geliyordu. Oysa altı ay önce hayatımda hiç görmediğim bir insandı. Geçen yılı düşününce Ada'nın adını, bu dünyadaki varlığını bile bilmiyordum. Ben ondan uzakta onsuz yaşıyordum ama sanki dünya bizi yakınlaştırmak için dönüyordu.

Ada her gün ama her gün ne istiyorsan yapayım diyordu. Sosyal medya şifrelerini yazıyordu girip bakmıyordum bile, göreceğimi gördüm zaten diye kestirip atıyordum. Kavgayla tartışmayla geçen birkaç günün ardından Ada İstanbul'a gideceğinden bahsetmeye başladı. Depremden önce de iş aramak için gitmişti ama deprem olunca dönmek zorunda kalmıştı. Şimdi işleri yoluna koymuştu gidip iş bakmak istiyordu.

Bu fikir beni heyecanlandırmıştı, Ada İstanbul'da olduğu zaman içime garip bir huzur yayılıyordu. Ben buradaydım ondan uzaktaydım ama Ada İstanbul'da olduğu zamanlarda kendimi daha mutlu hissediyordum. Ada İstanbul'a inince rahatladım biraz olsun sakinleştim. Birkaç gün sonra da babam gelecekti. Aklımdaki kötü düşünceler dağılmaya başlamıştı, içimdeki buzlar çözülüyordu.

Ada ertesi sabah sosyal medya şifremi istedi. Tereddüt etmeden verdim, benim ondan sakladığım hiç bir şey yoktu. Ona o kadar aşıktım ki şairin dediği gibi düşüncem de bile aldatmamıştım. Şifreyi verdikten sonra farklı davranmaya başladı, bir derdi vardı ama sorsam da söylemiyordu. Tam ben sakinleşmişken bu sefer Ada soğuk davranmaya başlamıştı. Kesin bir dille sorunca öğrendim ne olduğunu. Arşivde kalan fotoğraflarımı görmüştü. Hepsi Ada'dan önceydi başka türlü bir ihtimal zaten benim için mümkün değildi. Ama tarihleri çok yakın olduğu için farklı düşünceleri vardı. Çok saçmaydı bana bu konularda kendini savunurken beni suçlayabiliyordu.

Belki de kendini temize çıkarmaya çalışıyordu. Artık çok bunalmıştım her şeyden. Keşke ben de İstanbul'a gidebilseydim yüz yüze gelip konuşabilseydik. Uzak olduğumuz için anlaşamıyorduk ama şuan gitme imkanım yoktu, bir ay sonra yaz tatili başlayacaktı. Birkaç hafta önce onu bir daha görmek istemiyorum derken şimdi böyle söylüyordum. Artık kendimi de tanıyamaz olmuştum...

Babam geldi birlikte geçirebileceğimiz birkaç gün vardı babamı çok özlemiştim. Okuldan çıkıp koşa koşa yanına gittim. Ben gelene kadar yemek yemek için oturmuştu. Birlikte yemek yerken balkondaki güllerin tekrar tomurcuk vermeye başladığından bahsetti.