İçeriğe geç

Ayrılık Uzuyor

Depremden sonra yaşadığım yere insanlar gelmeye başlamıştı, bana da bir öğrenci geldi. Zaten işitmeyle ilgili sıkıntısı vardı depremden de etkilenip içine kapanmıştı. Son günler de vaktimin çoğunu Sahra'ya ayırıp biraz konuşması için çabalıyordum. Ada Mardin'e dönmüştü ama o da sorunlarla boğuşuyordu. İkimiz için de zor günlerdi, beni rahatlatan tek şey geceleri telefon açıkken uyuya kalmamızdı. Çoğu gece uyandığımda telefonda nefesini duyuyordum. Uykum hafif olduğu için bazen yatakta döndüğünde gelen sesle uyanıyordum. Yoğunluktan günler su gibi akıp gidiyordu ama tüm bunlar olurken birbirimize vakit ayıramıyorduk onu çok özlemiştim ama söyleyip üzmek istemiyordum. Çünkü artık tanıyordum eğer imkanı varsa çağırmama hiç gerek yoktu. Ada Adana'ya gidip evlerindeki eşyaları toparladı benim de o günler de seminerlerim vardı neredeyse hiç konuşamıyorduk.

Beni her dakika aramasına o kadar alışmıştım ki böyle uzak kalmak beni çok yoruyordu. En kötüsü de uzak kaldıkça korkuyordum. Onu tanıdığımı düşünsem de gözden ırak olan gönülden de ırak olur derlerdi... Bu kadar uzak kalırsak benden soğur avuçlarımdan kayıp gider diye korkuyordum. Korktukça hırçınlaşıyordum, aramadığı için sitem ediyordum. Elimde değildi içimdeki korku Ada'yı göremediğim her gün büyüyordu.

Mart ayının ortasına gelmiştik, en son İstanbul'da görüşmüştük. Üstünden bir ay geçmişti, tanıştığımızdan beri imkanları zorlayıp her fırsatta görüştüğümüz için bu süre çok uzundu. Düşününce sanki hayat bizi birbirimize yakınlaştırıp birleştirmiş şimdi de geri uzaklaştırıyordu. Havalar çok soğuktu, sokak lambasına vuran karı izlerken Ada'yı aradım:

-Efendim birtanem ?

-Nasılsın, aramasam aramıyorsun.

-Sesini duyunca iyi oldum, benim mi aramam gerekiyor istediğin her zaman ara.

-Bugün en son görüştüğümüzün üstünden bir ay geçmiş biliyor musun ?

-Hayatım böyle yapma fırsat olsa görüşmeyecek miyiz sanki ?

-Birkaç gün olsun gel bari, çok özledim artık.

-Otobüsle zor oluyor, araba bakıyorum, bir araba alabilirsem geleceğim hemen.

Daha araba bulacaktı da alacaktı da buraya gelmeye sıra gelecekti de...

Bu düşünceler sürekli kafam da dönüyor ve daha kötü düşüncelere kapılıyordum. Sıkılmış mıydı benden ama sıkılsa neden devam etsindi sürekli bunları düşünüyordum...

Ramazan başlamıştı, okulda işler en yoğun zamanlardaydı. Okuldan döndüğümde iftara çok az kalmış olduğu için koştura koştura yemek yapıyordum. İftardan sonra da yorgunluktan çoğu zaman uyuya kalıyordum. Bu koşuşturma bana iyi geliyor diye düşünürken ramazanın 5. sabahı şişmiş dişimin ağrısı ile uyandım. Bir bu eksikti gerçekten hayatımda...

Neyse ki bu küçük ilçede iyi diş hekimleri vardı, küçük bir yer olduğu için de ulaşmak kolaydı. Dişim şiştiği için hemen müdahale etmediler iltihap kapmıştı birkaç gün sonraya randevu verdiler. İlaç şişliği aldıkça biraz rahatlamıştım. Ada o günlerde annesiyle birlikte Mersin'e akrabalarının yanına gitmişti. Birkaç arabaya bakıyordu ama ne yapacaktı bilmiyordum. İşlerini yoluna koyamıyor oradan oraya koşturuyordu. O gün arkadaşlarımla dışarıda iftar yapacaktık hafta sonu da olduğu için yatakta uyukluyordum. Ada'nın görüntülü araması ile uyandım. Telefonu açtığımda Peri Bacaları'nı gösteriyordu.

- Neredesin sen böyle ?

-Kapadokya'dayım kuzum.

-Ne yapıyorsun sen orada ?

-Hayatım araba bakmaya geleceğim demiştim ya ne çabuk unuttun ?

-Unutmadım kuzum, ne yaptın ?

-Aldım arabayı, hadi hayırlı olsun.

-Gerçekten mi ? Hayırlı olsun kuzu çok sevindim. Gitmişken gezeyim de demişsin ne güzel.

-Birlikte de geleceğiz buralara hemen laf sokma bana. Sen ne yapıyorsun öyle yatakta ?

-Dinleniyorum, akşam dışarıya iftara gideceğiz.

-Tamam haber ver bana, ben de Mersin'e yola çıkacağım geç olmadan.

-Dikkat et kendine.

Akşam iftara gittim, Ada ne zaman dışarı çıksam daha sık yazardı. Yolda olduğu için ben de onu merak ediyordum. Yemek keyifliydi ama aklım sürekli ondaydı. Araba alınca geleceğim demişti biran evvel gelsin istiyordum çok özlemiştim. Birkaç gün sonra dişçi randevum vardı hazırlanıp dişçiye gittim. Birkaç kere daha gitmem gerekiyordu ama bu ağrıdan kurtulduğum için rahatlamıştım. Diş ağrısı geçmişti, araba işi hallolmuştu gerçi Ada hâlâ Mersin'deydi ama havalar da ısınmaya başladığı için içimde bir huzur vardı.

O akşam öğrencimin doğum günü vardı, geçen sene de gitmiştim. Çocukların doğum günlerine gitmeyi çok seviyordum, onlara bu anıyı bırakmaya değerdi. Doğum gününden eve geldiğimde saat geçti, iftardan sonra yaptıkları için gece dönmüştüm. Nisan ayının ilk günleri olmasına rağmen kar atıştırmaya başlamıştı. Ada'yla bu karların şehrinde hiç kar yağdığına denk gelememiştik tuhaftı... Ada'yı aradım:

-Efendim hayatım

-Kar yağmaya başladı.

-Bu mevsimde ?

-Evet bu şehir böyle. Ne isterdim biliyor musun ?

-İste yapayım.

-Karda bir fotoğraf çekilmek isterdim.

-İlk fırsatta çekileceğiz, bak saat geç oluyor yatağa uzan telefon açıkken uyuyalım.

-Seni çok seviyorum.

-Ben de seni çok seviyorum.