Ada’nın eli omzumdaydı. Oda çok sıcaktı, saçları terlemişti. Yanından kalkıp camı açmak istedim. Kollarıyla sıkıca sardı. Ne zaman uyandığımı fark etse uykusunda beni daha sıkı sarardı. Sıçrayarak uyandım. Telefon açık uyuduğumuz için Ada’nın öksürme sesine uyanmıştım. Odada olduğumu Ada’nın yanımda olmadığını görünce rüya gördüğümü anladım. İçim buruklaştı, yataktan kalkıp telefona baktım. Tarih Ekim ayının 20’sini gösteriyordu. Ada’yı uyandırmamak için telefonu odada bıraktım.
Uyanmamıza daha yarım saat vardı. Tekrar uyuyamayacağımı bildiğim için bir kahve yapıp salonda uzandım. Sabahları aynı saatte uyanıp hazırlanırken birbirimizi arıyorduk. Yoldada telefon açık oluyordu işe başlarken kapatıyorduk. Aramızda çok uzak bir mesafe vardı ama şartları güzelleştirebiliyorduk.
Akşam bilet bakıp Ada’ya gönderdim.
-Hangisini alsam ?
-Gelmeyeceğim diyordun ?
-Tatil olmazsa gelemem demiştim. Özlemedin mi beni ?
-Çok özledim aşkım.
-Gelebilirim gibi görünüyor.
-Buradaki havaalanına alacaksan akşam al gelip seni alayım.
-Babam alsın ona göre alacağım yine de görüşürüz.
-Olur tabi kuzum.
Bilet alınca sanki sabah gidebilecekmiş gibi huzurlu hissedip uykuya daldım.
Sabah uyanınca babamın paylaşımını gördüm. Babannem vefat etmişti. Bu şekilde öğrenmiş olmak beni daha da üzdü. Henüz kimsenin beni aramaya vakti olmamıştı. Hayat güzelleşiyor derken bu defa ben babannemi kaybetniştim.Çocukluğumdan bana kalan en eski hatıra babannemdi. Son zamanlarda hasta olduğu için bu habere kendimizi hazırlamaya çalışsak ta çok üzülmüştüm. Uzakta olmanın gerçek yüzüyle bir kez daha yüzleştim. Babannemi son kez görememiştim. Cenazeyi yarın kaldıracaklardı bilet bulamadığım için yetişemeyecektim. Sonrasında gitmek istedim ama babam zaten iki hafta sonra geleceksin tekrar gelme dedi. Tüm ailem İstanbul’daydı ben burada yalnızdım.
Başımıza gelen her işten sonra son bir yılda yaşadıklarımızı düşünüyordum. Bugünlerde Ada ile karşılaşmamızın üstünden tam bir yıl geçmişti. Birlikte olduğumuz süre boyunca felaketler peşimizi bırakmamıştı. Deprem, kaza, ölüm… Bazen sırada ne var diye düşünüyordum. Belki de bu kadar hırçınlaşmamızın bunlarla da alakası vardı.
Babannemi kaybettikten sonra biranda evi özlemeye başladım. Ailemi görmek istiyordum. Sadece iki hafta kalmıştı ama kendimi çok sıkışmış hissediyordum. Böyle zamanlarda Ada bana iyi geliyordu. Sesini her duyduğumda sakinleşiyordum. Yalnızlık bu dünyadaki en ağır sınavdı. Ada benim yalnızlığımı paylaşıyordu. Kilometrelerce uzakta olsa da ona dokunamasam da sanki yanıbaşımdaydı. Birgün tüm bu zorluklar bitip her anımda yanımda olacağı günlerin geleceğini biliyordum. Çocuksu bir heyecanla bunu hissediyordum.
Artık gidebilmek için günleri saymaya başlamıştım. Geçen yıl tatillerde isteksizdim. Her tatilde Ada yanımda oluyordu onu bırakıp gitmem gerekiyordu. Bu şekilde denk geldiği için gidesim gelmiyordu. Ama şimdi hem ailemi hem de Ada’yı çok özlemiştim. İki aydır kimseyi göremiyordum. Herkes İstanbul’daydı.
Kasımın ilk günü yağmurlu başlamıştı. Kendimi sınıfa zor attım. Çok yaramaz bir öğrencim bana yazdan kalma bir avuç papatya getirmişti. Nereden bulduğunu sordum omuz silkip gülümsedi. Bu mevsimde buralarda papatya bulmak zordu.
Papatyaların fotoğrafını çekip Ada’ya gönderdim.
-Sen bu çiçekler gibi umut veriyorsun bana.
Ne kadar umrundaydım bilmiyordum. Daha önce yaptıklarını düşündükçe şimdiki hali güven vermiyordu. Ondan kopamıyordum. Yanına gidebilmek bir kere sarılabilmek için can atıyordum. Sayılı gün çabuk geçer derler günleri sayıyordum.
7 Kasım’da uyandım. Kendimi çok üzgün hissediyordum. Geçen seneki halim gözümün önüne geliyordu. Ne kadar heyecanlı olduğumu bugün bile hissediyordum. O gece ne kadar huzurlu uyuduğumu unutamıyordum. Bir daha aynı tarihte görüşme şansımız yoktu. Ben buradaydım Ada orada. İki yıl sonra orada olabilecektim. Ama o zaman Ada nerede olacaktı bilmiyordum. İki yıl sonra birbirimizi görme umudumuz kalacak mı bilmiyordum. O benim hayatımdaki tek 7 Kasım’dı bir daha aynı tarihi yaşama şansım olduğunu sanmıyordum.
Sabah Ada ile konuşmuştuk ama öylesine havadan sudan. Onun için tarihlerin bir önemi yoktu. Ne olduğunun da farkında değildi. Böyle olduğunu bilsem de içimde umutla bekleyen küçük bir kız çocuğu vardı. Her zamanki gibi bugün de boynu bükük kalmıştı. Akşam yemeği için arkadaşıma gitmiştim ama huzursuzdum. Belki Ada arar konuşuruz diye biran evvel eve dönmek istiyordum. Kahve teklifini reddedip geç olmadan eve geçtim. Ada’nın aramasını bugüne dair bir kelime söylemesini bekledim. Ama Ada aramadı. Saat gece yarısına yaklaşırken yazdım.
-Biliyor musun bugün seni gördüğün ilk gündü.
-Ya bugün mü gelmiştim.
-Evet saat 23.45ti. Günlerden pazartesiydi.
-Bir yıl olmuş.
-Zaman çabuk geçiyor.
Ada’yı aradım, telefonu açıp uyuya kaldı. Geç saate kadar uyuyamadım. Üzgündüm, tuhaf hissediyordum. Bazı şeylerin özel olmasını istiyordum. Değerli hissetmek istiyordum.
Birkaç gün sonra 10 Kasım’da İstanbul uçağına binip yola çıktım. Kalbimde umutla ve heyecanla yola çıktım. Uçak havalanırken bu şehre geri döndüğümde hafiflemiş olmayı diledim. Geldiğim iki ayı geçmişti. İki aydır yalnızdım iki aydır kendi yaralarımı sarmaya çabalamıştım. Bu tatilin bana ilaç olması için dua ettim.