İçeriğe geç

1. Bölüm — Olamaz, Bu Çocuk! 

1. Başlık: Her Şey Nasıl Başladı? 

[Lise 2. sınıf — Cuma, okul çıkışı] 

“Ren! Arkada ne yapıyorsun?” 

Okulun arka bahçesinde, spor salonunun duvarına yaslanmış telefonuma bakıyordum. Başımı kaldırdığımda bana doğru gelen pembe saçlı kızı gördüm. 

Tachibana Hina. 

Bir insanın yalnızca sesini duyarak başına birazdan iş açılacağını anlayabilmesi mümkün mü? 

Benim için mümkündü. 

Ren: “Ne yapıyor gibi görünüyorum?” 

Hina: “Bilmiyorum! O yüzden soruyorum zaten!” 

Ren: “Telefonuma bakıyorum. İstersen bir dahaki sefere ne yaptığımı anlatan bir tabela da asarım.” 

Hina: “Bir gün olsun düzgün cevap verebilir misin?” 

Ren: “Verebilirim.” 

Hina: “O zaman ver!” 

Ren: “Şu an istemiyorum.” 

Hina'nın yüzündeki ifade anında değişti. 

Hina: “Kurosawa!” 

Ren: “Efendim, Tachibana?” 

Hina: “Sen gerçekten insanı sinir etmek için mi yaşıyorsun?” 

Ren: “Hayır. Ama bu konuda yetenekli olduğum söylenebilir.” 

Hina derin bir nefes aldı. Bana bir şey söylemek üzere ağzını açtı, sonra vazgeçti. 

Ardından parmağını bana doğrulttu. 

Hina: “Bak, bir gün seni kendi silahınla vuracağım!” 

Ren: “Merakla bekliyorum.” 

Hina: “Bekle bakalım!” 

Arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. Birkaç adım sonra tekrar arkasına döndü. 

Hina: “Bu arada, Sota seni arıyordu!” 

Ren: “O zaman neden bana söylüyorsun? Telefonum var.” 

Hina: “ÇÜNKÜ SENİNLE KONUŞMAK HATAYDI!” 

Gülmeye başladım. 

Ren (anlatım): Evet, Tachibana Hina. Her cümleme karşılık vermek zorundaymış gibi davranan, son sözü söylemeden rahat edemeyen kız. 

Gerçi onu suçlayamam. Ben de ona bu konuda pek yardımcı olmuyordum. 

Hina sonunda uzaklaştı. Ben de telefonumu cebime koyup arkasından baktım. 

Bazen insanın aklına tuhaf sorular gelir. 

Örneğin, ben kendi kendime şunu sık sık düşünüyorum: 

Ben sana nasıl âşık oldum? 

İlginç bir soru, değil mi? 

Çünkü işin başında ona âşık olmayı bırak, onunla düzgün bir konuşma yapabileceğimi bile düşünmüyordum. 

Her şeyin nerede başladığını anlatabilmem için biraz geriye dönmem gerekiyor. 

Lise birinci sınıfa. 

Okulun henüz yeni olduğu, insanların birbirlerinin isimlerini bile karıştırdığı günlere. 

Aslında o zamanlar her şeyin ne kadar basit olduğunu düşünüyordum. 

Ne kadar yanılmışım. 

 

2. Başlık: Cuma Akşamı Gelen Mesaj 

[Birkaç ay önce — Lise 1. sınıf, ilk dönem] 

Lise başlayalı yaklaşık üç dört hafta olmuştu. 

Sınıf arkadaşlarımızı yavaş yavaş tanımaya başlamış, ders programına alışmış ve okul içinde kaybolma ihtimalimizi önemli ölçüde azaltmıştık. 

Benim için sıradan bir dönemdi. 

Basketbol kulübüne katılmıştım. Dersler çok da kötü gitmiyordu ve ortaokuldan beri arkadaşım olan Sota sayesinde okulda tek başıma takılmak zorunda da kalmıyordum. 

Sınıfımızda Tachibana Hina adında pembe saçlı, yeşil gözlü bir kız vardı. Atletizm kulübündeydi. Enerjik birine benziyordu ve sınıfta konuşurken onu duymamak için özel bir çaba göstermek gerekiyordu. 

Aynı sınıftaydık. 

Ama o zamana kadar aramızda doğru düzgün bir konuşma geçmemişti. 

En azından ben öyle hatırlıyorum. 

Ren (anlatım): Bazen bir insanı haftalarca aynı sınıfta görürsünüz ama onunla gerçekten tanışmanız yalnızca birkaç dakika sürer. Tabii bu, o birkaç dakikanın huzurlu geçeceği anlamına gelmez. 

O cuma akşamı duşumu almış, odama yeni girmiştim. Saçlarımı havluyla kurularak yatağıma doğru yürürken telefonum titredi. 

Ekranda Sota'nın adı belirdi. 

Sota: Yarın müsait misin? 

Ren: Hayır. 

Sota: Daha ne yapacağını bile sormadım! 

Ren: Cevabım hazırdı. 

Sota: Çok komiksin gerçekten. 

Ren: Biliyorum. 

Telefon yeniden titredi. 

Sota: Yarın bizimkilerle buluşuyoruz. Sen de gelsene. 

Ren: Bizimkiler kim? 

Sota: Reina, Hina, Yui ve ben. 

Ren: Anladım. Ben neden varım? 

Sota: Çünkü benim arkadaşımsın? 

Ren: Güçlü bir gerekçe. 

Sota: Yarın atari salonunda buluşacağız. Öğleden sonra iki gibi. 

Telefonu yatağın üzerine bıraktım ve havluyu boynuma attım. 

Sota ile Reina sevgiliydi. Reina da Hina ve Yui'nin yakın arkadaşıydı. Bu yüzden Sota bazen kendi arkadaşlarını kızların grubuyla bir araya getiriyordu. 

Normalde böyle buluşmalara katılmak benim için sorun değildi. 

Yalnızca Sota'nın insanı planlara dâhil ederken kullandığı yöntemin küçük bir kusuru vardı. 

Bana soru soruyor gibi yapıyor, ardından kararımı çoktan vermiş oluyordu. 

Ren: Daha gitmeyi kabul etmedim. 

Sota: O zaman gelme. 

Bir süre ekrana baktım. 

Ren: Tamam, geliyorum. 

Sota: HAHAHAHA! BİLİYORDUM! 

Ren: Seninle arkadaşlığımı yeniden değerlendirmem gerekiyor. 

Sota: Yarın görüşürüz, dostum! 

Telefonu bıraktım. 

Ren (anlatım): Sota Fujimoto. Ortaokuldan beri arkadaşım. Gereksiz konuşmaların, kötü şakaların ve insanın başına hiç beklemediği işleri açmanın yaşayan kanıtı. 

O akşam tek düşündüğüm şey ertesi gün oyun oynayacak olmamdı. 

Biraz vakit geçirip eve dönecektim. 

Böylece cumartesi günü planlandığı gibi sıradan geçecekti. 

En azından Hina Tachibana'nın benimle aynı fikirde olmadığı ana kadar. 

 

3. Başlık: Atari Salonunda Bir Baş Belası 

[Cumartesi — Saat 14.00] 

Atari salonuna vardığımda Sota kapının önünde beni bekliyordu. Yanında Reina vardı. Birkaç adım ötelerinde de iki kız duruyordu. 

Biri turuncu saçlı, yeşil bir saç bandı takan Yui'ydi. 

Diğeri ise sınıftan tanıdığım pembe saçlı kızdı. 

Hina Tachibana. 

Sota beni görünce elini kaldırdı. 

Sota: “Sonunda! Gelebildin demek!” 

Ren: “Sanki başka bir şehre taşınmışım gibi konuşuyorsun.” 

Sota: “Beş dakika geciktin.” 

Ren: “Demek ki hayatında ilk kez beş dakika bekledin.” 

Reina hafifçe güldü. 

Reina: “Sota, onu çağırdığına pişman olman beş dakika bile sürmedi.” 

Sota: “Ben mi? Asla!” 

Ren: “Daha içeri girmedim. Biraz daha bekle.” 

Sota bana omzuyla vurdu. Ben de gülerek onu ittim. 

Yui bize merakla bakıyordu. 

Yui: “Demek Ren sensin! Sota senden çok bahsetti.” 

Ren: “Umarım güzel şeyler söylemiştir.” 

Reina ile Sota aynı anda konuştu. 

Reina: “Söylemedi.” 

Sota: “Çoğunlukla güzel şeyler!” 

Ren: “İçim rahatladı.” 

O sırada Hina kollarını göğsünde birleştirdi. 

Hina: “Yani bu, Sota'nın sürekli bahsettiği arkadaşı.” 

Başımı ona çevirdim. 

Ren: “Sürekli mi? İnsanlar benden bu kadar bahsetmeye başladıysa ücret almam gerekiyor.” 

Sota: “Kendini fazla önemseme.” 

Hina hafifçe başını salladı. 

Hina: “Aynen. Zaten o kadar önemli görünmüyor.” 

Ren: “Güzel. Tanıştığımıza sevindim, ben de senin fazla konuşmadığını düşünüyordum.” 

Hina'nın kaşları kalktı. 

Hina: “Ne demek istiyorsun?” 

Ren: “Henüz karar vermedim. Seni biraz daha dinlemem gerekiyor.” 

Sota kahkahayı bastı. 

Sota: “HA! Daha ilk dakikadan başladı!” 

Hina: “Ben onunla konuşmuyordum bile!” 

Ren: “Ama benimle konuşuyorsun.” 

Hina: “Çünkü laf attın!” 

Ren: “Demek dikkatini çekebiliyorum.” 

Hina bana birkaç saniye baktı. 

Hina: “Senin ne kadar sinir bozucu olduğunu şimdi anladım.” 

Ren: “Benim de senin ne kadar çabuk sinirlendiğini anlamam uzun sürmedi.” 

Reina: “Daha iki dakika oldu. İkiniz de biraz sakinleşebilir misiniz?” 

Yui: “Bence eğlenceli.” 

Reina: “Yui.” 

Yui: “Ne var? Sadece söyledim!” 

Ren (anlatım): O gün Yui'nin bizi izlerken neden bu kadar eğlendiğini anlamamıştım. Şimdi geriye dönüp baktığımda, muhtemelen bizim fark etmediğimiz bir şeyi görmüş değildi. 

İki insanın birbirini sinirlendirmeye ne kadar istekli olabildiğini izlemek ona yetiyordu. 

Sota: “Hadi, içeri girelim! Bugün kimin ne kadar iyi olduğunu göreceğiz!” 

Hina: “Ben zaten iyiyim.” 

Ren: “Kimse sormadı.” 

Hina: “Sana mı sordum?” 

Ren: “Hayır, ama cevap vermek için izin almam gerekmiyor.” 

Hina derin bir nefes aldı. 

Hina: “Bir gün seni susturacağım.” 

Ren: “İlk önce beni yakalaman gerekecek.” 

Böylece atari salonuna girdik. 

Ve asıl sorun tam olarak o zaman başladı. 

 

4. Başlık: İlk Meydan Okuma 

Salonun içinde rengârenk ışıklar, oyun makinelerinin sesleri ve her yönden gelen kahkahalar vardı. 

Sota ile Reina hemen yarış oyunlarının olduğu tarafa gitti. Yui de ödül makinelerine göz atmaya başladı. 

Hina ise basketbol atış makinesinin başına geçmişti. 

Topu eline aldı, potaya nişan aldı ve attı. 

Top çemberin kenarına çarpıp dışarı çıktı. 

Bir tane daha aldı. 

Bu kez top potaya girdi. 

Sonra üçüncüyü attı ve yine kaçırdı. 

Yanından geçerken durup ekrana baktım. 

Ren: “Bu atış tekniğiyle pota senden şikâyetçi olacak.” 

Hina'nın elindeki top havada kaldı. 

Yavaşça başını bana çevirdi. 

Hina: “Ne dedin sen?” 

Ren: “Pota. Senden. Şikâyetçi.” 

Hina: “Duydum! Neden söyledin onu?” 

Ren: “Gelişimini desteklemek için.” 

Hina: “Senden destek isteyen mi oldu?” 

Ren: “Hayır. Zaten istemediğini de tahmin edebiliyorum.” 

Hina topu makinenin içine bıraktı ve bana döndü. 

Hina: “Çok iyi oynuyorsan gel, sen dene!” 

Gülümsedim. 

Ren: “Davetini kabul ediyorum.” 

Hina: “Bir dakika, ben—” 

Çok geçti. Topu elime almıştım bile. 

Ren (anlatım): İlk hatam buydu. 

Bir insan size meydan okuduğunda, kazanabileceğinizi düşünmek normaldir. Ancak o insanın meydan okumayı ne kadar ciddiye alacağını hesaba katmazsanız kendinizi gereksiz bir rekabetin içinde bulabilirsiniz. 

Topu potaya attım. 

İçeri girdi. 

Bir tane daha. 

O da girdi. 

Hina kollarını göğsünde birleştirerek izliyordu. 

Hina: “Şanslısın.” 

Ren: “Elbette. Basketbol kulübündeyim ama bütün hayatım boyunca rastgele top atıp şansa güveniyorum.” 

Hina: “Kendini çok komik sanıyorsun, değil mi?” 

Ren: “Hayır. Sadece senin tepki vermen çok kolay.” 

Bir süre sonra oyun sona erdi. Skor tabelasında benim puanım Hina'nınkinden yüksekti. 

Ren: “Güzel maçtı.” 

Hina: “Maç değildi bu!” 

Ren: “Kaybedince adı değişiyor mu?” 

Hina: “SENİNLE BİR DAHA OYNAMAYACAĞIM!” 

Ren: “Peki.” 

Hina durdu. 

Hina: “...Ne?” 

Ren: “Oynamayacağını söyledin. Ben de kabul ettim.” 

Hina: “Öyle hemen kabul etmen gerekmiyordu!” 

Ren: “İnsanlara istedikleri şeyleri vermeye çalışıyorum.” 

Hina: “Senden nefret ediyorum!” 

Ren: “Bu kadar çabuk mu? Daha yeni tanıştık.” 

Arkadan Sota'nın kahkahası yükseldi. 

Sota: “Ren! Kızı daha ilk oyunda çıldırttın!” 

Reina: “Hina, boş ver onu. Gel, yarış oyununa geçelim.” 

Hina: “Hayır! Önce şu sarı kafalıya haddini bildireceğim!” 

Ren: “Sarı kafalı mı?” 

Saçlarıma dokundum. 

Ren: “Bu saç renginin oldukça güzel olduğunu söyleyenler var.” 

Hina: “Kim söylüyor?” 

Ren: “Ben.” 

Sota yeniden kahkahaya boğuldu. 

Ren (anlatım): Hina'nın benim hakkımda oluşturduğu ilk izlenimin pek olumlu olmadığını söyleyebilirim. 

Benim onun hakkındaki ilk izlenimim de çok farklı değildi. 

Ama ikimiz de bunu birbirimize söylemekten garip bir zevk alıyorduk. 

Hina bir anda yarış oyunu makinelerini işaret etti. 

Hina: “Tamam! Bu sefer yarışacağız!” 

Ren: “Peki.” 

Hina: “Ve bu kez kazanacağım!” 

Ren: “Önceki oyunu unuttun galiba.” 

Hina: “ONU UNUTMADIM!” 

Ren: “Güzel. Hafızanın sağlam olduğuna sevindim.” 

Hina dişlerini sıktı. 

Reina: “Biri şu ikisini ayırabilir mi?” 

Yui: “Hayır, bence devam etsinler.” 

Sota: “Yui, sen neden bu kadar heyecanlısın?” 

Yui: “Çünkü çok eğlenceli!” 

Ren (anlatım): Yui'nin bu cevabı o gün için yeterliydi. Herkesin aynı anda Hina'nın neden bu kadar çabuk sinirlendiğini sormaya başlamasına gerek yoktu. 

Yarış oyunu başladığında Hina direksiyona sarıldı. 

Hina: “Hazır mısın?” 

Ren: “Ben doğuştan hazırım.” 

Hina: “Bu cümleyi yarıştan sonra da söyleyebilecek misin, göreceğiz!” 

Işık yeşile döndü. 

Yarış başladı. 

Hina ilk virajda beni geçmeyi başardı. Zafer kazanmış gibi gülümsedi. 

Hina: “Görüyor musun?!” 

Ren: “Evet. Ekranımda önümde bir araba var.” 

Hina: “Sen gerçekten—!” 

Hina dikkatini dağıttığı anda virajı fazla geniş aldı. Ben tekrar önüne geçtim. 

Birkaç dakika sonra yarış bitti. 

Yine ben kazanmıştım. 

Ren: “Sanırım bugün şans benden yana.” 

Hina: “İKİNCİ OYUNDA DA ŞANSLI OLAMAZSIN!” 

Ren: “Birincisinde de şanslı olduğumu söylemiştin.” 

Hina: “ÇÜNKÜ ÖYLEYDİ!” 

Ren: “İki kez üst üste mi?” 

Hina: “Evet!” 

Ren: “Ne kadar şanslıyım.” 

Hina yüzünü elleriyle kapattı. 

Hina: “Bu çocukla konuşmak istemiyorum...” 

Sota: “Üçüncü oyunu da oynayın! Sonuçta eşitlenebilir.” 

Reina: “Eşitlenmezse ne olacak?” 

Sota: “O zaman Ren kazanmış olur.” 

Reina: “Sota, matematik profesörü olmalısın.” 

Son oyunumuz ritim makinesiydi. 

Hina makinenin önüne geçtiğinde yüzündeki ifade değişti. İlk kez gerçekten odaklanmış görünüyordu. 

Ekranda notalar akmaya başladı. 

Hina ritmi yakaladı ve tuşlara hızla basmaya başladı. 

Ben de elimden geleni yaptım. Ancak beklediğimden zordu. 

Oyun sona erdiğinde ekranda Hina'nın puanı benimkinden yüksekti. 

Hina bir an ekrana baktı. 

Sonra bana döndü. 

Yavaşça gülümsedi. 

Hina: “Kazandım.” 

Ren: “Evet.” 

Hina: “KAZANDIM!” 

Ren: “Sanırım işitme sorunum yok.” 

Hina: “Seni yendim!” 

Ren: “Bu oyunda.” 

Hina: “Ama yendim!” 

Ren: “Tebrikler, Tachibana. İstikrarlı bir başarı.” 

Hina'nın gülümsemesi kayboldu. 

Hina: “Bunu iltifat olarak mı söyledin?” 

Ren: “Nasıl anlamak istiyorsan.” 

Hina: “SENİ—!” 

Sota aramıza girerek kollarını iki yana açtı. 

Sota: “Tamam! Sonuçları açıklıyorum! Üç oyunun ikisini Ren kazandı. Genel galibiyet Ren'in!” 

Hina: “BUNA İTİRAZ EDİYORUM!” 

Reina: “Neye itiraz ediyorsun? Sayıları mı değiştirelim?” 

Hina: “Hayır! Ama bu adil değil!” 

Ren: “İtirazını değerlendirdik. Reddedildi.” 

Hina: “SEN HAKEM DEĞİLSİN!” 

Ren: “Bence oldukça iyi bir hakem olabilirim.” 

Hina bir süre bana baktı. Sonra işaret parmağını kaldırdı. 

Hina: “Bir dahaki sefere seni kesinlikle yeneceğim!” 

Ren: “Duydum. İlk kez söylemiyorsun.” 

Hina: “Bunu unutma!” 

Ren: “Unutursam hatırlatacağından eminim.” 

Ren (anlatım): O gün atari salonundaki rekabeti kazandım. 

Bunun gelecekte başıma ne gibi işler açacağını bilmiyordum. 

Dürüst olmak gerekirse, bilseydim de muhtemelen yine onunla dalga geçerdim. 

 

5. Başlık: Bir Sınıf, İki Takım 

[Pazartesi — Lise 1. sınıf] 

Pazartesi sabahı sınıfa girdiğimde Hina çoktan yerindeydi. 

Beni gördü. 

Gözlerini kıstı. 

Ben de ona baktım. 

Ren: “Günaydın, Tachibana.” 

Hina: “Senin için güzel bir gün olmayacak, Kurosawa.” 

Ren: “Daha sabah oldu.” 

Hina: “Biliyorum.” 

Ren: “Kahvaltını yaptın mı? Açken daha da öfkeli olabilirsin.” 

Hina kalemini masaya bıraktı. 

Hina: “Atari salonundaki zaferin seni fazla şımartmış.” 

Ren: “Zafer mi? Ben buna sıradan bir cumartesi diyorum.” 

Hina: “Bir daha söylersen—” 

Ren: “Ne olacak?” 

Hina: “Göreceksin!” 

Yerime oturup çantamı açtım. 

Ren (anlatım): Pazartesi sabahı Hina'nın benimle ilgili ilk söylediği şeyin tehdit olması, haftanın geri kalanı için umut verici bir başlangıç sayılmazdı. 

Biraz sonra öğretmenimiz sınıfa girdi. Elindeki kâğıtları masaya bıraktı. 

Öğretmen: “Günaydın, çocuklar. Bugünkü dersin ilk kısmında küçük bir sınıf etkinliği yapacağız.” 

Sınıfta hafif bir uğultu yükseldi. 

Öğretmen: “Son birkaç haftadır birbirinize alışmaya başladınız. Bakalım birlikte düşünme ve problem çözme konusunda ne durumdasınız.” 

Tahtaya büyük harflerle yazdı: 

SINIF BİLGİ VE ZEKA YARIŞMASI 

Sınıfın bir kısmı heyecanlanırken diğerleri biraz endişeli görünüyordu. 

Sota: “Ren, bu iş bizde!” 

Ren: “Seni tanıyorum, Sota. Bu cümleyi kurduğuna göre kaybetmemiz olası.” 

Sota: “Dost dediğin böyle destek olur!” 

Ren: “Ben gerçekçi bir dostum.” 

Öğretmenimiz iki takım oluşturacağını ve takımları kendisinin rastgele belirleyeceğini açıkladı. 

Sınıf arkadaşlarımızın isimlerini okuyarak öğrencileri iki tarafa ayırmaya başladı. 

Ben Sota'yla aynı takıma düştüm. 

Hina ise karşı taraftaydı. 

Hina bunu fark edince bana baktı. 

Hina: “Bu iyi oldu.” 

Ren: “Öyle mi?” 

Hina: “Seni yenmek için bir fırsat daha.” 

Ren: “Beni yenmek için bütün günü mü bekledin?” 

Hina: “Sadece üç gün oldu!” 

Ren: “Demek takvimi de takip ediyorsun.” 

Hina: “KONUŞMAYI KES!” 

Karşı taraftan Reina başını iki yana salladı. 

Reina: “Hina, daha yarışma başlamadı.” 

Hina: “Biliyorum!” 

Reina: “O zaman neden şimdiden bağırıyorsun?” 

Hina: “Çünkü o susmuyor!” 

Yui: “Ama yarışma başlamadan önce bile güzel bir rekabetleri var.” 

Sota: “Yui, lütfen yarışmaya odaklan.” 

Yui: “Odaklanıyorum zaten!” 

Ren (anlatım): Yui'nin odaklanma kavramını diğer insanlardan farklı yorumladığına o gün bir kez daha tanık oldum. 

Öğretmenimiz kuralları açıkladı. 

Her soru için belirli bir süre vardı. Takımlar kendi aralarında konuşabilecek, cevaplarını birlikte belirleyebilecekti. Bilmeceler, genel kültür soruları ve mantık problemleri sırayla sorulacaktı. 

En yüksek puanı alan takım kazanacaktı. 

Öğretmen: “Hazır mıyız?” 

Sınıf hep bir ağızdan cevap verdi. 

Öğrenciler: “Evet!” 

Hina bana baktı. 

Hina: “Bu kez kaybedeceksin.” 

Ren: “Bunu daha önce de duymuştum.” 

Hina: “Ama bu sefer ciddiyim!” 

Ren: “Önceki sefer şaka mı yapıyordun?” 

Hina gözlerini devirdi. 

Yarışma başladı. 

İlk soru genel kültür hakkındaydı. Bizim takımımız doğru cevabı verdi. Ardından karşı takım bir mantık sorusunu çözdü. 

Puanlar birbirine yakındı. 

Sota sorulara oldukça hevesli cevaplar veriyor, bazen doğru bildiği şeyleri gereğinden uzun açıklıyordu. 

Sota: “Bence cevap bu! Çünkü eğer şöyle düşünürsek—” 

Ren: “Cevabı söyle, Sota. Öğretmenimiz senin düşünce tarihini istemedi.” 

Sota: “Biraz açıklama yapıyorum!” 

Ren: “Biraz mı?” 

Karşı takımdan Hina seslendi. 

Hina: “Sota'nın açıklaması hâlâ senin laf sokmalarından kısa!” 

Sınıf güldü. 

Başımı ona çevirdim. 

Ren: “Demek artık bizim takımın konuşmalarını da takip ediyorsun.” 

Hina: “Saçmalama! Çok yüksek sesle konuşuyorsunuz!” 

Ren: “Elbette.” 

Hina: “O 'elbette' ne demek?!” 

Öğretmen: “Tachibana, Kurosawa! Sorulara dönelim.” 

İkimiz de önümüze döndük. 

Ren (anlatım): Birkaç dakika boyunca birbirimizi kızdırmadan durmayı başarabildiğimiz söylenemez. 

Ama yarışmanın eğlenceli tarafı da buydu. Herkes kendi takımını destekliyor, cevaplar için tartışıyor ve yanlış cevaplarda birbirine takılıyordu. 

Yarışmanın son turuna geldiğimizde puanlar neredeyse eşitti. 

Öğretmenimiz son soruyu tahtaya yazdı. 

Öğretmen: “Son soru on puan değerinde. Cevap için bir dakikanız var. Hazır mısınız?” 

Herkes sessizleşti. 

Soru, birkaç ipucu üzerinden doğru sonuca ulaşmayı gerektiren bir mantık problemiydi. 

Bizim takımımızdaki öğrenciler soruyu incelemeye başladı. Sota bir ihtimal söyledi, başka bir arkadaşımız farklı bir çözüm önerdi. Ben de verilen ipuçlarını birleştirmeye çalıştım. 

Ancak cevap konusunda emin değildik. 

Karşı takımda da benzer bir tartışma sürüyordu. 

Hina tahtaya dikkatle baktı. Birkaç saniye düşündü, ardından takım arkadaşlarına bir şeyler söyledi. 

Reina kaşlarını kaldırdı. 

Reina: “Emin misin?” 

Hina: “Bence evet. İpuçlarını farklı sırayla değerlendirmeliyiz.” 

Yui de soruya yeniden baktı. 

Yui: “Bir dakika… Hina haklı olabilir!” 

Takım arkadaşları kendi aralarında hızlıca konuştu. 

Öğretmen sürenin dolduğunu açıkladı. 

Öğretmen: “Cevaplarınızı alalım.” 

Önce bizim takımımız cevap verdi. 

Yanlıştı. 

Sota başını sıraya bıraktı. 

Sota: “Hayır… Hayır, hayır, hayır…” 

Ren: “En azından cevabından emindin.” 

Sota: “Şu anda desteğine ihtiyacım yok.” 

Sonra sıra Hina'nın takımına geldi. 

Hina ayağa kalktı. 

Hina: “Cevabımız bu.” 

Öğretmen cevaba baktı. Kısa bir sessizlik oldu. 

Sonra gülümsedi. 

Öğretmen: “Doğru cevap!” 

Sınıfta alkışlar ve sevinç çığlıkları yükseldi. 

Hina'nın yüzü aydınlandı. 

Bana döndü. 

Ve gülümsedi. 

Ama bu, atari salonundaki gülümsemesinden farklıydı. Sanki günlerdir beklediği bir şeyi sonunda başarmış gibiydi. 

Hina: “Kurosawa.” 

Ren: “Tachibana.” 

Hina: “Hatırlıyor musun? Atari salonunda beni yenmiştin.” 

Ren: “Unutmuş değilim.” 

Hina: “Şimdi sıra bende!” 

Ren: “Takımının kazandığını hatırlatmak için ne kadar bekledin?” 

Hina: “SENİ YENDİM SAYILIR!” 

Ren: “Takımını tebrik ederim. Seni ayrıca değerlendireceğim.” 

Hina: “Bu ne demek şimdi?!” 

Ren: “İltifat kabul edebilirsin.” 

Hina: “O bir iltifat değildi!” 

Ren: “O zaman yanlış anlamışım.” 

Bana şüpheyle baktı. 

Hina: “Sen bunu bilerek yapıyorsun.” 

Ren: “Neyi?” 

Hina: “Beni sinir etmeyi!” 

Ren: “Sonunda anladın.” 

Hina elindeki kâğıdı masaya bıraktı. 

Hina: “Bir dahaki sefere gerçekten seni yeneceğim!” 

Ren: “Şimdiden sabırsızlanıyorum.” 

Hina: “GÜLME!” 

Ben gülerken sınıf arkadaşlarımız da kahkahalarla bize bakıyordu. 

Sota arkamdan omzuma vurdu. 

Sota: “Dostum, sanırım artık bir rakibin var.” 

Ren: “Sanırım mı? Üç gündür bana bunu anlatıyor.” 

Reina: “Hina'nın bunu bir hafta boyunca unutacağını sanmıyorum.” 

Yui: “Bence bir hafta az söyledin.” 

Hina: “SİZ DE Mİ BAŞLADINIZ?!” 

Ren (anlatım): Ve böylece Hina Tachibana, hayatımda yalnızca aynı sınıfta bulunduğum bir kız olmaktan çıktı. 

Artık benimle yarışan, kazandığında zaferini yüzüme vuran ve kaybettiğinde bir sonraki karşılaşmayı ilan eden biriydi. 

O zamanlar bunu yalnızca eğlenceli bir rekabet olarak görüyordum. 

Onunla yeniden konuşmak için bahane aradığımı fark etmem ise çok daha sonra olacaktı. 

Ama o gün, sınıfta kazandığı zaferle yetinmedi. 

Hina: “Bu arada, Kurosawa!” 

Başımı ona çevirdim. 

Ren: “Ne var?” 

Hina: “Bir sonraki yarışmayı ben seçeceğim!” 

Ren: “Tabii. Kaybettiğinde de seçmeye devam edebilirsin.” 

Hina: “Yine kaybedeceğimi nereden çıkardın?!” 

Ren: “Tahmin.” 

Hina: “SENİ—!” 

Öğretmenimiz tekrar araya girmek zorunda kaldı. 

Ben gülümseyerek arkamı döndüm. 

Ren (anlatım): Evet. İşte her şey böyle başlamıştı. 

Bir atari salonu, birkaç oyun ve sınıfta kazanılan on puanlık bir yarışma. 

Bunların hayatımda nasıl bir yere sahip olacağını o zamanlar bilmiyordum. 

Bildiğim tek şey şuydu: 

Tachibana Hina'yla rekabet etmek düşündüğümden çok daha eğlenceliydi. 

Ve görünüşe göre bu, yalnızca başlangıçtı.