Hava bulutlu ve hafif yağmurluydu.
Arca, pencereden dışarı baktıktan sonra derin bir nefes aldı ve Mert Bey’in yanına geldi.
— Baba, pencereden gelen hava ne güzel kokuyor! Sen de aldın mı bu güzel kokuyu?
Mert Bey gülümsedi.
— Aldım oğlum. Bu kokunun yağmurla ilgisi var. Yağmurdan sonra toprak böyle güzel kokabilir.
Arca birkaç saniye düşündü. Sonra gözleri parladı.
— O zaman baba, dışarı çıkabilir miyiz? Toprağın yanına gidip koklarsak kokuyu daha iyi alabiliriz.
Mert Bey başını salladı.
— Hadi bakalım. Giyin de toprak kokusunu yerinde almaya çıkalım.
Tam o sırada Asel, Mert Bey ile Arca’nın dışarı çıkacağını anlamıştı. Kaşlarını çatıp mızmızlanmaya başladı. O da gelmek istediğini belli ediyordu.
Selen Hanım gülümseyerek Mert Bey’e baktı.
— Asel de gelse size engel olur mu?
Mert Bey Arca’ya döndü.
— Bizim için bir sorun olmaz, değil mi Arca?
Arca hemen cevap verdi:
— Olmaz baba. Asel de gelsin!
Kısa süre içinde hazırlanan Arca ve Asel, Mert Bey’le birlikte bahçeye indiler.
Asel, yağmurdan ıslanmış toprağın üzerinde yürümeye çalışıyor, bir yandan da ellerini toprağa sokuyordu. Birkaç dakika içinde ayakkabıları ve pantolonunun paçaları çamur içinde kalmıştı.
Arca ise başka bir şey keşfetmişti.
Yağmurun ardından ortaya çıkan irili ufaklı salyangozlar bahçenin her tarafına yayılmıştı.
Arca çömeldi ve onları dikkatle incelemeye başladı. Bir süre sonra her birine isimler vermeye koyuldu.
Mert Bey, Arca’nın yanına yaklaşıp ne yaptığını anlamaya çalıştı.
Arca büyükçe bir salyangozu göstererek:
— Bu baba salyangoz, dedi.
Sonra hemen yanındaki küçük salyangozları gösterdi.
— Bunlar da minik salyangozlar.
Biraz daha ileride, rengi diğerlerinden daha açık ve biraz daha büyük olan bir salyangoz gördü.
— Bu da dede salyangoz.
Yanındaki salyangozu gösterdi.
— Bu da babaanne salyangoz.
Mert Bey gülümseyerek sordu:
— Peki oğlum, salyangozlara neden baba, babaanne, dede ve bebek salyangoz isimlerini verdin?
Arca bir süre salyangozlara baktı. Sonra başını kaldırıp babasına baktı.
— Baba, buraya geldiğimizde kapıyı çalıyorduk ya…
— Evet.
— Babaannem bize kapıyı açıyordu. Şimdi eve anahtarla giriyoruz.
Mert Bey, Arca’nın ne demek istediğini anlamıştı.
Arca biraz duraksadı.
— Baba, biz onların yanına ne zaman gideceğiz?
Mert Bey oğlunun yanına çömeldi.
— Burada iki gün daha kalacağız. Sonra birkaç günlüğüne kaydıraklı otele tatile gideceğiz. Oradan sonra da İstanbul’a döneceğiz. Sen okuluna devam edeceksin. Babaanneni, dedeni ve İstanbul’daki herkesi göreceksin. Biz de işimize döneceğiz.
Arca başını öne eğdi.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra hüzünlü bir sesle:
— Baba… Galiba ben onları çok özledim, dedi.
Mert Bey oğluna sarıldı.
— Onlar da seni çok özlemiştir.
Tam o sırada Asel’in üstüne baktı. Küçük kız neredeyse tamamen çamura bulanmıştı.
Mert Bey gülerek:
— Hadi bakalım. Asel neredeyse tamamen çamur olmuş. Senle ben de ıslandık. Hasta olmadan eve gitmemiz gerekiyor.
Arca da gülmeye başladı.
Mert Bey, Arca ile Asel’i kucağına alarak eve çıkardı.
Duşlarını aldıktan sonra çocukları yatağa yatırdı. Mert Bey de yanlarına uzandı.
Arca gözlerini kapatmadan önce hâlâ bahçedeki salyangozları düşünüyordu.
Mert Bey ise çocuklarına bakarken onların sevdikleri insanları yanlarında görmek istediklerini bir kez daha fark etti.
Bazen insan bulunduğu yerde çok mutlu olabilir. Güzel bir evde yaşayabilir, güzel yerlere gidebilir, eğlenebilir fakat sevdiği insanlar yanında olmadığında bütün bunların bir anlamı eksilebilirdi.
Mert Bey çocuklarına biraz daha yaklaştı.
Onların nefes alışlarını dinledi.
O gece aklından tek bir düşünce geçti:
Sevdiklerimizin kıymetini onlar yanımızdayken bilmeliydik. Onlara sıkı sıkı sarılmalı ve sevgimizi söylemek için yarını beklememeliydik. Çünkü hayat bazen hiç beklemediğimiz anda bizi birbirimizden uzaklaştırabilirdi.
Mert Bey çocuklarına sarıldı.
Arca ve Asel ise babalarının kollarında, huzur içinde uykuya daldılar.