İçeriğe geç

BÖLÜM 8: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ

Bir insanın sizin için ateşe atılması farklıdır; ama sizin için o ateşin içine dalıp yangını söndürmeye çalışması bambaşka bir şeydir. Ben hayatım boyunca hep ilkini yaşamıştım. İnsanlar beni ateşe atmış, sonra da kenara çekilip yanışımı izlemişlerdi.

Ama Elya, o gediği kapatmaya kararlıydı.

Pazartesi günü Tolga Bey’in odasında suçu üzerime aldıktan sonra ofisteki havanın rengi tamamen değişmişti. İnsanlar bana acıyan, biraz da "kendi başını yakan aptal" gözüyle bakan gözlerle süzüyordu. Tolga Bey, İnsan Kaynakları ile görüşeceğini söyleyerek üzerimde örtülü bir tehdit sopası sallamaya başlamıştı bile.

Fakat Elya geri adım atmadı.

Salı günü öğle arasında Elya’yı masasında göremedim. Çok geçmeden yanıma geldi, gözlerinde daha önce hiç görmediğim hırslı ve kararlı bir ışık vardı.

"Berk, benimle gel," dedi fısıltıyla.

Şaşkınlıkla ayağa kalktım. Beni binanın alt katındaki Bilgi İşlem departmanının tenha koridoruna götürdü. Yanında, sistem analisti olarak çalışan, renkli giyimi ve kendinden emin tavırlarıyla dikkat çeken Selin adında bir kız duruyordu. Selin, Elya'nın şirketteki tek yakın kız arkadaşıydı; neşeli, herkesle arası iyi gibi görünen ama bakışları oldukça keskin biriydi.

"Berk, tanıştırayım, Selin," dedi Elya heyecanla. "Ona durumu anlattım. Cuma günü sisteme giren tüm log kayıtlarını inceledik."

Selin hafifçe gülümsedi, elindeki dosyayı bana doğru uzattı. "Elya senin için bayağı endişelendi Berk," dedi, gözlerini üzerimde gezdirerek. "Açıkçası bu devirde kimse kimse için böyle bir riske girmez. Seni tebrik ederim, cesurca bir hareketti. Ama şanslısınız ki Tolga Bey o kadar da zeki bir adam değil."

Selin ekranındaki dökümü gösterdi:

"Cuma günü saat 17.40'ta Elya raporu Tolga'nın sistemine yüklemiş. Tolga raporu açmış, üzerinde iki değişiklik yapıp saat 17.52'de onaylamış ve ana sunucuya çekmiş. Yani raporu sisteme veren sen de değilsin, Elya da değil. Doğrudan Tolga'nın kendi kullanıcı koduyla onaylanmış."

Gözlerime inanamadım. "Bu kayıtları değiştiremez mi?" diye sordum.

Selin kendinden emin bir şekilde kafasını salladı. "İmkansız. IT ana sunucusundaki zaman damgalarını silemez. Bütün kanıtlar burada. Tolga kendi hatasını sizin üzerinize yıkmaya çalışmış."

O an Elya’ya baktım. Gözlerimin içine dimdik bakıyordu. "Sana söylemiştim," dedi kısık ama sarsılmaz bir sesle. "Senin canının yanmasına izin vermeyeceğim demiştim."

İçimde bir yerlerde, yıllardır donmuş olan o buz kütlesinin çatladığını hissettim.

Öğleden sonra Elya, Selin ve ben, İnsan Kaynakları Müdürü'nün odasına girdik. Selin resmi IT raporunu masaya koydu. Tolga Bey de o odaya çağrıldığında, yüzünün nasıl kireç gibi beyazladığını, o küstah tavrının nasıl bir anda yerini kekelemelere bıraktığını izledim. Kendi kazdığı kuyuya kendi düşmüştü.

İşlem tamamlandığında, Tolga Bey hakkında idari soruşturma başlatıldı ve ben aklanmış olarak o odadan çıktım.

Ofisin bahçesine çıktığımızda hava soğuk ama berraktı. Selin, "Ben yukarı çıkıyorum gençler, tebrikler ucuz atlattınız," diyerek yanımızdan ayrıldı. Giderken bana attığı o uzun, anlamlandıramadığım bakış gözümden kaçmamıştı ama üzerinde durmadım.

Elya ile baş başa kaldık. Yağmur sonrası toprak kokusu sarıyordu etrafı.

"Teşekkür ederim," dedim. Sadece iki kelimeydi ama arkasında yılların kırgınlığı barınıyordu.

Elya bana döndü. Rüzgar siyah saçlarını yüzüne savuruyordu. "Asıl ben teşekkür ederim Berk," dedi. "Sen bana kaybettiğim bir şeyi hatırlattın."

"Neyi?"

"Dünyada hâlâ karşılıksız iyilik yapacak kadar temiz insanların var olduğunu... Ve o insanları korumak gerektiğini."

Gülümsedim. Bu kez buruk değil, ilk defa kalpten gelen, sıcacık bir gülüştü. Ama arkamızda, binanın camından bizi izleyen Selin’in bakışlarındaki o gizli gölgeden ikimiz de henüz habersizdik...