İçeriğe geç

BÖLÜM 5: ÇAMURIN İÇİNDEKİ MASKELER

Hayatta bazı anlar vardır; gözünüzün önündeki perde bir anda kalkar ve insanların gerçek yüzleriyle baş başa kalırsınız. Tiyatro biter, sahne ışıkları söner ve geriye sadece o çirkin maskeler kalır.

O tehdit telefonunun ve oteldeki o sözde arkadaşımın beni nasıl ateşin ortasına attığının şokunu henüz atlatamamıştım. Merve ile iletişimimi tamamen kesmiş, onu hayatımda bir hayalet mertebesine indirmiştim. Yüzüne bile bakmıyor, aynı ortamda bulunduğumuzda varlığını yok sayıyordum.

Derken bir gün, otelin Kat Hizmetleri Şefi yanıma geldi. Yaşça bizden büyük, oteldeki herkesi ve dönen tüm dolapları yakından gözlemleyen tecrübeli bir kadındı. Halimdeki o durgunluğu, Merve’ye karşı ördüğüm o buzdan duvarı fark etmişti.

Sessiz bir köşede kahvesinden bir yudum aldı ve doğrudan gözlerimin içine baktı.

"Berk," dedi şefkatli ama bir o kadar da acımasız bir ses tonuyla. "Sen temiz, efendi bir çocuksun. Kendini harcatıyorsun bu kız için. Bildiğim şeyleri sana anlatıp anlatmamak arasında çok gidip geldim ama daha fazla gözünün önünde kanammana izin veremem."

Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. "Nasıl yani şefim?" diyebildim sadece.

"Sen Merve’den hoşlanıyorsun, bunu herkes biliyor," dedi. "Ama senin bilmediğin şey, Merve’nin bu otelde tek oyuncağı sen değilsin. Ben onunla da vakit geçirdim, o kızı çok iyi tanıyorum. Merve bir gün sana dünyanın en ilgili insanı gibi davranır, ertesi gün yüzüne bakmaz, tersler değil mi? Çünkü yalnız değilsin Berk. O kız aynı anda senin gibi 5-6 erkeği birden yürütüyor. Herkese umut veriyor, herkesi cebinde tutuyor, hepsiyle ayrı bir oyun oynuyor."

Gözlerim donakaldı. Göğsüme o kadar ağır bir darbe indi ki, nefes almakta zorlandım.

Merve’nin o iddiadaki tatlı gülüşü geldi aklıma. "Geleceğim" deyip saatlerce beni cevapsız bıraktığı o günler... Beni arkadaşına yem eden, sevgilisine hedef gösteren o karanlık ağ...

"Sırf sen değilsin," diye devam etti HK Şefi. "İşteki o çocuk, dışarıdaki sevgilisi, sen ve daha nicesi... Her birinizi kendi egosunu tatmin etmek için parmağında oynatıyor. Bir gün ilgili, ertesi gün buz gibi... Seni ne kadar yaraladığının farkında bile değil, çünkü umursamıyor."

O an, koca otelin lobisi üzerime yıkılıyor gibi hissettim.

Ben çocukluğumdan beri birine kin beslemeyi becerememiş, birisi bana bir adım gelse ona koşarak gitmiş o yalnız çocuktum. Sırf yalnız kalmamak, birazcık olsun sevilmek için bir kahve davetinin peşinden koşmuş, iddiaları bilerek kaybetmiştim. Ama karşımda duran şey basit bir anlaşmazlık ya da imkansız bir aşk değildi.

Karşımdaki şey, saf kötülüktü.

İnsanların duygularını, yalnızlıklarını, iyi niyetlerini hiçbir suçluluk duymadan sömüren, onları birbirine kırdıran ve bundan en ufak bir rahatsızlık duymayan o soğuk, maskeli kötülük...

Çok geçmeden Merve işten ayrıldı. Eşyalarını toplayıp otelin kapısından çıkıp giderken arkasından bakmadım bile. Ne bir veda cümlesi kurdum ne de bir sitem.

Ama o gittiğinde, arkasında bambaşka bir Berk bıraktı.

21 yaşındaydım. Çocukluğum ailemdeki kavgalarla ve akranlarımın beni dışlamasıyla geçmişti. Lise yıllarım "kardeşim" dediklerimin beni AVM banklarında tek başıma bırakmasıyla son bulmuştu. Ve işte şimdi, ilk kez kalbimi açtığım bir kadının ve iş arkadaşlarımın beni nasıl bir çamurun içine sürüklediğini görmüştüm.

O gün kendi kendime bir söz verdim.

Aynanın karşısına geçtim. Gözlüklerimin arkasındaki o kırgın, masum gözlerime baktım. "İyiliğini kaybetmeyeceksin Berk," dedim. "Onlar seni kirletmek isteyecek, onlar seni kendileri gibi yapmak isteyecek. Ama sen ne kadar canın yanarsa yansın, o kirli oyunların parçası olmayacaksın."

Fakat bilmiyordum... Bu sözü tutmanın, dünyanın en zor sınavı olacağını henüz bilmiyordum. Çünkü hayat, beni sınamaktan henüz vazgeçmemişti...