Bazı geceler vardır; havadaki ağırlığı daha ilk dakikadan hissedersiniz. Fırtınadan önceki o sessizlik gibi, kötü bir şeylerin yaklaşmakta olduğunu fısıldar şehir size.
İki kez üst üste gelmediği, mesajlarıma bile dönmediği o buluşmalardan sonra Merve ile arama aşılmaz bir mesafe koymuştum. Otelde karşılaştığımızda sadece profesyonel bir iş arkadaşı gibi davranıyor, gözlerinin içine bakmaktan kaçınıyordum. Kalbimdeki o kırgın çocuk bir kez daha kabuğuna çekilmişti.
Aramızdaki bu soğuk savaşı bitirmek, en azından aynı çatı altında çalışırken o huzursuzluğu yaşamamak adına otelden başka bir arkadaşımla dertleştim. Bana "Her gün yüz yüze bakıyorsunuz Berk, uzatmayın. Normal iş arkadaşı gibi devam edeceğinizi söyleyen bir mesaj at gitsin," dedi. Haklıydı. Kimseyle düşman olmak gibi bir niyetim yoktu.
Merve’ye bir mesaj attım. "Eskisi gibi olalım, aynı yerde çalışıyoruz, aramızda husumet kalmasın," mealinde şeyler yazdım. Çok geçmeden döndü. "Aynen, bizim arkadaşlığımız güzeldi, öyle devam edelim," dedi. Sadece bu kadardı. Bir iş arkadaşlığı zeytin dalı...
Ancak o mesajın, hayatımı bir anda tehlikeli bir kaosa sürükleyeceğinden habersizdim.
Birkaç gün sonra gece vardiyasındaydım. Resepsiyonda tek başımaydım. Yanımda sadece otelde stant açan, tur satan bir abi vardı. Lobi sessizdi, dışarıda zifiri bir karanlık vardı. Derken telefonum çalmaya başladı. Ekranda tanımadığım bir numara duruyordu.
Açtım. "Efendim?" dedim.
Karşıdaki ses ne bir selam verdi ne de kendini tanıttı. Öfkeyle soluyan, küstah bir sesti. "Beni tanıdın mı?" dedi sertçe. "Ben Merve’nin sevgilisiyim. Sen benim sevgilime aşkını mı ilan ediyorsun ulan?"
Başım dönmeye başladı. "Ne aşkı, ne ilanı?" dememe fırsat kalmadan tehditler savurmaya başladı. "Evini biliyorum senin, gelip seni döveceğim! İster abilerini getir, ister arkadaşlarını... Ben tek geleceğim, yüreğin yetiyorsa çık karşıma!"
Şaşkınlıktan ve öfkeden donakalaştım. Ben kimseye aşk ilan etmemiştim. Kimsenin namusuna, ilişkisine göz dikmemiştim. Ben sadece iki kez kahve içmeye davet etmiş, reddedilince de "iş arkadaşı kalalım" mesajı atmıştım. Peki bu adam bu kadar detaylı bir öfkeyle beni nasıl arayabiliyordu?
Derken telefon kapandı. Çok geçmeden başka bir numara aradı; bu kez kendini Merve’nin kuzeni olarak tanıtan biriydi. "İş çıkışı buluşalım, bu konuyu halledeceğiz" diyordu.
Resepsiyonda neye uğradığımı şaşırmış halde dururken, yanımdaki turcu abi halimdeki garipliği fark etti. "Berk, ne oldu kardeş? Rengin attı, kiminle konuştun sen?" diye üsteledi. Önce anlatmak istemedim ama adam o kadar ısrar etti ve öyle güven verdi ki, çaresizce durumu anlatıp numarayı verdim.
Turcu abi numarayı aldı, resepsiyondan biraz uzaklaşıp telefonla konuşmaya başladı. Ne konuştuğunu, ne dediğini duyamıyordum. Birkaç dakika sonra yanıma döndüğünde adam tekrar aradı. Bu kez sesi daha sakindi. "İş arkadaşıymışsınız, yüz yüze bakıyorsunuz. İş dışında görüşmeyin yeter," deyip kapattı.
O an anladım... O adam benim Merve’ye attığım "Arkadaş kalalım" mesajını görmüştü. Ama asıl bomba bu değildi.
Ertesi gün otelde öğrendiğim gerçekle başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Meğer otelde çalışan başka bir erkek arkadaşımız vardı. Merve ile aralarında garip bir samimiyet vardı ve Merve’nin sevgilisi bu durumdan şüphelenip o çocuğu kıskanıyormuş. O çocuk da kendi başını yakmamak, aradaki o yakınlığı gizlemek için Merve’nin sevgilisine benim adımı vermiş! "Beni kıskanacağına git Berk’e bak, o senin sevgilinden hoşlanıyor, git onu döv!" diyerek beni adamın önüne yem olarak atmış!
Gözlerimin önüne bir perde indi. İki güler yüz gösterdiğim, "arkadaşım" dediğim insanlar, kendi kirli ilişkilerini ve yalanlarını örtmek için benim o saf, temiz niyetimi ateşe atmışlardı. Beni tanımadığım bir adamla kanlı bıçaklı hale getirmekten çekinmemişlerdi.
Merve ile olan tüm iletişimimi o saniye, bir daha asla açmamak üzere kestim. Ama hikaye burada bitmiyordu. Çünkü bu otelin duvarları arasında dönen yalanlar, benim tahmin ettiğimden çok daha iğrenç bir boyuttaydı...