Bir ay... Hayatımın en uzun, en sancılı ama bir o kadar da arındırıcı bir ayı geride kalmıştı.
Annemle ve babamla aramızdaki o kırgınlık buzları yavaş yavaş eriyor, yaralarımız zamanın şifalı ellerinde kabuk bağlıyordu. Beliz Hanım ise bana zaman tanımak adına kendi şehir dışındaki hayatına dönmüş, sadece uzaktan haberleştiğimiz bir mesafede kalmayı seçmişti. Bütün bu fırtınanın ardından, sahilde Berk’in parmağıma taktığı o yüzükle hayatımın en huzurlu sabahlarına uyanmaya başlamıştım.
Aşkımız, sınandığı o devasa yangından daha da güçlenerek çıkmıştı. Artık düğün tarihimizi konuşuyor, tatlı bir heyecanla geleceğimizi planlıyorduk.
Öğleden sonra şirketteki odamda masamın başındaydım. Kat kataloğundan gelinlik modellerine bakarken kapı hafifçe çalındı ve Can içeri girdi. Kaşları hafifçe çatılmıştı, meraklı bir ifadeyle bana bakıyordu.
"Elya, müsait misin?" dedi Can, kapının eşiğinde durarak.
"Gel Can, hayırdır? Bir şey mi oldu?"
"Yok ya, kötü bir şey değil de... Berk’in odasına az önce bir kadın geldi. Ben tanımıyorum, daha önce hiç görmedim. Berk’i sorup doğrudan içeri girdi. Berk 'Merve?' deyip şaşırdı, meğer çocukluk arkadaşıymış. Yurt dışından yeni dönmüş, seninle evleneceğini duyunca tebriğe gelmiş."
"Merve mi?" dedim, kaşlarımı hafifçe çatarak. Berk’in sohbet arasında çocukluğundan ve mahalleden bahsettiği o eski arkadaşıydı bu. "Anladım Can... Ben de bir gidip merhaba diyeyim o zaman."
Can’la birlikte koridorda yürüdük. Berk’in odasının kapısı yarı aralıktı. Tam içeri girecekken adımım havada kaldı.
İçeride, son derece şık giyinmiş, sarışın, zarif bir kadın duruyordu. Merve... Berk’e öyle bir sarılmıştı ki, elleri Berk’in boynunda uzun süre kaldı. Berk hafif bir mahcubiyetle geri çekilmeye çalışsa da Merve onun yüzünü ellerinin arasına alıp gözlerinin içine bakıyordu.
"Berk... İnanmakta zorlanıyorum," diyordu Merve, sesi melankolik bir tonla. "Evleniyorsun demek... Benden habersiz, bu kadar çabuk..."
"Merve’cim çok ani oldu ama hayatımın en doğru kararı," dedi Berk, yüzünde dostane bir tebessümle. "Seni tekrar görmek çok güzel bu arada."
Öksürerek içeri adım attım. "Yarıda kesmiyorum umarım?"
Berk beni gördüğü an gözleri parladı. Hemen Merve’den bir adım uzaklaşıp yanıma geldi, elini belime koydu. "Elya! Gel sevgilim... Bak sana bahsettiğim çocukluk arkadaşım Merve. Merve, bu da hayatım, nişanlım Elya."
Merve’nin bakışları bir anlığına belimdeki Berk’in eline, ardından parmağımdaki pırlanta yüzüğe kaydı. O saliselik anda gözlerinden geçen o karanlık, kıskanç ifadeyi sadece ben fark ettim. Ama hemen ardından yüzüne sahte, sıcacık bir tebessüm oturtarak bana doğru adım attı.
"Memnun oldu Elya," dedi Merve, elimi sıkarken. Eli buz gibiydi. "Berk bana telefonda bahsettiğinde inanamamıştım. Berk çocukluğundan beri çok özel bir adamdır, onu mutlu ettiğin için sana minnettarım."
"Ben de memnun oldum Merve," dedim, sesimdeki mesafeyi koruyarak. Bir kadının başka bir kadına bakışındaki o sinsi tehlikeyi hissetmek için alim olmaya gerek yoktu. Merve, Berk’e bir "çocukluk arkadaşı" gibi bakmıyordu.
Merve, Berk’e dönüp gülümsedi. "Bu arada İstanbul’a temelli döndüm Berk. Artık sık sık görüşürüz, eski günlerdeki gibi... Hatta düğün hazırlıklarınızda Elya’ya yardım etmeyi çok isterim."
"Çok ince düşünmüşsün Merve ama benim yanımda Damla var, hallediyoruz," dedim net bir sesle.
Merve hafifçe gülümsedi, bakışlarındaki o soğuk meydan okumayı gizlemeden başını salladı. "Nasıl istersen canım... Ama Berk ne zaman sıkılsa bir kahveye kaçarız, değil mi Berk?"
Berk, aramızdaki o gizli elektriği fark etmeyerek safça bıyık altından güldü. "Tabii Merve, ne demek."
Merve odadan çıkarken arkasından baktım. Kalbimin bir köşesinde, bu kadının gelişiyle birlikte hayatımıza tatlı bir zehir saçılacağı hissi belirdi. Büyük fırtına dinmişti belki ama yeni ve sinsi bir tehlike tam karşımızda dikiliyordu...