"Ne... Ne diyorsunuz siz?"
Sesim titriyordu. İki adım geriledim, sırtım duvarın sertliğine çarptı. "Saçmalamayın! Çıkın odamdan! Benim annem de babam da..." Cümlemi tamamlayamadım. Boğazıma takılan o koca düğüm nefesimi kesti. Çünkü biliyordum... Kapı arkasında duyduğum o fısıltılar, Annem ve babamın korkusu, Berk’in o çaresiz bakışları... Hepsi bu kadının tam karşımda durduğu anla mühürlenmişti.
Beliz Hanım bir adım atmak istedi ama tereddüt edip durdu. Gözyaşları yanaklarından süzülüyken elleri kucağındaki patiğe sımsıkı yapışmıştı.
"Biliyorum," dedi fısıltıyla, her kelimesi canını yakıyormuş gibi. "Beni nefretle karşılamaya, yüzüme kapıyı kapatmaya her türlü hakkın var. 20 yıl önce seni bir beşiğe bırakıp gitmek zorunda kalan bir kadını affetmeni beklemiyorum Elya’m... Ama ne olur, sadece dinle."
Oturdum. Daha doğrusu dizlerimin bağı çözüldü, yatağın kenarına yığıldım. Kadın yere, tam karşıma diz çöktü. Benden ne bir af diledi hemen ne de sarılmaya kalktı. Sadece geçmişin o karanlık, korkunç sayfasını açtı.
Genç yaşta düştüğü o acımasız kumpası, ailesinin baskısını, Elya’yı koruyabilmek için tek çaresinin onu güvenli bir aileye emanet etmek olduğunu ağlayarak anlattı. Hayatının geri kalan her gününü bu vicdan azabıyla nasıl bir cehenneme dönüştürdüğünü aktardı.
Ben sadece sessizce dinledim. İçimdeki kız çocuğu ağlıyordu ama gururum ve kırgınlığım bir taş gibi göğsüme oturmuştu.
"Peki şimdi neden geldin?" dedim, sesimdeki buz gibi soğukluğu korumaya çalışarak. "Hayatım darmadağın olmuşken, inandığım her şey bir yalan çıkmışken neden çıktın karşıma?"
"Sana benden çalınan hayatı geri vermeye gücüm yetmez Elya," dedi Beliz Hanım. "Ama seni bir yalanın içinde daha fazla bırakmaya hakkım yoktu. Ve en önemlisi... Dışarıda seni kendi canından çok seven o genci daha fazla yakmana izin veremezdim."
Kaşlarımı çattım. Kalbim aniden düzensizce çarpmaya başladı. "Ne demek istiyorsun?"
Beliz Hanım derin bir nefes aldı. Gözlerimin içine baktı.
"Ben bugün O eve gitmeden önce kapıda Berk’le karşılaştım," dedi. "O çocuk... O genç adam karşıma geçti Elya. Yüzü darmadağındı, gözlerinin altı morarmıştı ama bakışlarında öyle bir koruma hırsı vardı ki seni benden bile korumaya hazırdı. Bana 'Elya’yı bir kez daha üzeceksen, karşında beni bulursun' dedi."
Nefesim kesildi. Otel odasında zaman sanki geriye doğru akmaya başladı.
"Bana her şeyi anlattı," diye devam etti Beliz Hanım. "Bu sırrı öğrendiği o geceyi... Seni kaybetme pahasına Kenan Beylerle nasıl kavga ettiğini, 'Elya’ya bunu yapamazsınız' diye nasıl avazı çıktığı kadar bağırdığını anlattı. Berk o sırrı senden saklarken bir yalanı sürdürmek istemedi Elya. O sadece... Senin dünyan başına yıkılmasın diye o kor alevi tek başına avucunda tutmaya çalıştı. Kendisi yandı ama seni yakmak istemedi."
O an... Göğsümdeki o çelikten zırhta devasa bir çatlak açıldı.
Zihnimde Berk’in üç gün boyunca yüzüme bakamadığı, gözlerini kaçırdığı, o uykusuz ve bitkin halleri canlandı. Dün gece yağmurun altında sabaha kadar sırılsıklam bekleyen silueti gözümün önüne geldi. O bana yalan söylememişti... O, hayatımın en yıkıcı gerçeğiyle yüzleşmeyeyim diye canını siper etmişti.
Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Bu kez öfkeden değil, içimdeki o devasa pişmanlık ve hasrettendi.
Beliz Hanım yavaşça ayağa kalktı. Patiği komodinin üzerine bıraktı.
"Senden hemen beni kabul etmeni istemiyorum Elya’m," dedi kapıya doğru yürürken. "Ama hayatında senin için canını verecek bir adam varken, o kalbi daha fazla cezalandırma. Berk aşağıda... O sokak lambasının altında hâlâ senin pencene bakıyor."
Beliz Hanım odadan çıkıp kapıyı kapattığında, kendimi tutamayıp yüzümü ellerimin arasına alarak hıçkırıklara boğuldum.
Ayağa kalktım, koşarak pencereye yanaştım. Perdeyi araladım.
Sokağın karşısında, yağmurun ıslattığı o elektrik direğinin altında, üzerindeki kapüşonu çekmiş halde duran Berk’i gördüm. Doyasıya, titreye titreye ona baktım. O benim O benim tek sığınağımdı…