İçeriğe geç

BÖLÜM 29: ISLAK SOKAKLAR VE İZLER

İstanbul’un arka sokaklarından birinde, tabelası yağmurdan hafifçe kararmış mütevazı bir otelin küçük odasındaydım.

Cebimdeki kısıtlı parayla tutabildiğim bu oda; daracık bir yatak, eski bir komodin ve dışarıdaki kasvetli gökyüzünü gören küçük bir pencereden ibaretti. Ama burası, hayatımın en büyük yalanlarından kaçıp sığınabildiğim tek yerdi.

Pencere kenarındaki ahşap sandalyeye oturmuş, dışarıdaki yağmur damlalarının cama vurşunu izliyordum. Üzerimde hâlâ o geceden kalan kıyafetler vardı. Telefonumu kapatıp çantama atmıştım; ne annemin ne babamın ne de Berk’in sesini duymak istiyordum. İçimdeki güven duygusu öyle bir darmadağın olmuştu ki, kimsenin yüzüne bakacak dermanım kalmamıştı.

Oysa bilmiyordum... Sokaktaki o eski elektrik direğinin altında, yağmurluğunun kapüşonunu çekmiş halde saatlerdir bekleyen bir çift göz vardı.

Berk, sokağın köşesindeki loş ışıkta dikiliyordu. Üstü başı ıslaktı, gözlerinin altı morarmıştı ama Elya’nın o küçük pencereden görünen siluetini bir an olsun gözden kaçırmıyordu. Elya’nın gururunu, kırgınlığını çok iyi biliyordu. Eğer karşısına çıkarsa Elya’nın orayı da terk edip tamamen kayıplara karışacağından korkuyordu.

Yavaş adımlarla otelin kapısına yöneldi Berk. İçeri girip resepsiyondaki yaşlı adama yaklaştı. Cebinden çıkardığı bir miktar parayı masaya bıraktı.

"Bu para üst katta, 104 numarada kalan kız için," dedi Berk, sesi pürüzlü ve yorgundu. "Ona hiçbir şey belli etmeyeceksin. Yemeğini, çayını eksik etme. Bir ihtiyacı olursa hemen hallet ama benim verdiğimi asla bilmeyecek. Anlaşıldı mı amca?"

Adam paraya ve Berk’in gözlerindeki o bitkin, korumacı ifadeye baktı. Derin bir nefes alıp başıyla onayladı. "Merak etme evlat, kızı kollatırım."

Berk otelden çıkıp tekrar sokağın karşısındaki o köşeye geçti. Elya onu görmüyordu ama Berk bir gölge gibi onun atacağı her adımı, alacağı her nefesi korumak için oradaydı.

Aynı saatlerde, şehrin en lüks otellerinden birinin süit odasında Beliz Hanım pencereden Boğaz’a bakıyordu.

Üzerindeki şık, siyah tayyör ve zarafetiyle dikkat çeken bu kadın, 20 yıl boyunca kalbinde taşıdığı o devasa vicdan azabıyla İstanbul’a dönmüştü. Masanın üzerinde, tuttuğu dedektifin hazırladığı dosya duruyordu. Dosyanın kapağında Elya’nın vesikalık fotoğrafı ve altında adres bilgileri vardı.

Beliz Hanım titreyen elleriyle fotoğrafı okşadı. Gözlerinden akan tek damla yaş, dudağının kenarına süzüldü.

"Az kaldı Elya’m..." diye fısıldadı. "Sana yapılan, seni bırakmak zorunda kaldığım o karanlık geçmişin hesabını kapatmaya geldim."

Ertesi gün öğleden sonra...

Elya, üzerindeki ağır hüzne rağmen dimdik durmaya çalışarak şirketin binasına geldi. Çalıştığı departmana girip masasındaki kişisel eşyalarını bir kutuya toplamaya başladı. Masanın üzerine de önceden hazırladığı istifa dilekçesini bıraktı. Kafası ve duyguları o kadar karışıktı ki evlatlık mevzusuna bile kafa yormaya vakit bulamamıştı.

O sırada koridorda Can ve Damla göründü. Elya’yı masasının başında eşyalarını toplarken gördüklerinde ikisi de donakaldı.

"Elya?!" Damla hemen öne atıldı. "ELYA neresindesin sen? Öldük meraktan!"

Elya arkasını döndü. Yüzündeki o soğuk ve mesafeli ifade, Damla’nın adımlarını olduğu yere çiviledi.

"Eşyalarımı almaya geldim," dedi Elya, sesi tek bir duygu kırıntısı barındırmıyordu. "İstifa dilekçemi de bıraktım. Artık burada çalışmıyorum."

"Elya saçmalama ne olur!" dedi Can araya girerek. "Berk mahvoldu, biz darmadağın olduk! Böyle çekip gidemezsin!"

"Benim kararımı sorgulamak size düşmez Can Bey," dedi Elya, kutuyu kucağına alarak. "Lütfen önümden çekilin."

Damla’nın gözleri doldu. "Elya... Beni de mi sileceksin yani? Biz seninle kardeş gibiydik..."

Elya, Damla’nın gözlerinin içine baktı. Kalbinde bir şeyler cız etti ama o kapıyı aralamadı. "Bana yalan söyleyen, benim arkamdan iş çeviren kimseyle işim yok artık."

Elya hızlı adımlarla asansöre doğru yürüdü. Arkasında bıraktığı Can ve Damla çaresizlik içinde birbirine bakarken, Elya binadan çıktı.

Oteline dönmek üzere taksiye bindiğinde, otelin hemen girişinde lüks bir siyah arabanın durduğunu gördü. Arabadan inen o kadın onun annesiydi . Elindeki adrese bakarak mütevazı otelin kapısına doğru ilerliyordu.

Elya taksiden indi. Gizemli kadınla tam otelin kapısında göz göze geldiler.

Beliz Hanım, karşısındaki kıza baktığı an donakaldı. Gözleri Elya’nın yüzünde, gözlerinde, burnunun kenarındaki o küçük beninde gezindi. Tıpkı 20 yıl önceki o küçük bebeğin büyümüş haliydi...

Elya ise kendisine bu kadar derin ve ağlamaklı bakan kadına şaşkınlıkla baktı. Henüz bu kadının hayatını baştan aşağı değiştirecek öz annesi olduğundan bihaberdi...