Sabahın ilk ışıkları sokağı aydınlatırken yağmur dinmiş, yerini soğuk ve keskin bir rüzgara bırakmıştı. Pencerenin kenarında dizlerimi göğsüme çekmiş halde otururken, gözlerimi dışarıdan bir saniye bile ayıramıyordum.
Berk hâlâ oradaydı. Sabaha kadar o soğukta, yağmurun altında sırılsıklam olmuş bir halde kapının önündeki kaldırımda beklemişti. Üzerindeki ceket sırılsıklamdı, saçlarından sular damlıyordu, dudakları soğuktan morarmıştı. Ama bakışları hâlâ bu penceredeydi.
Öğlene doğru kapı tekrar çaldı. Zilin sesiyle irkildim. Damla kapıyı açtığında içeri Can girdi. Can’ın yüzündeki o alışılagelmiş neşeli ifadeden eser yoktu. Bakışları darmadağındı, ceketini bile almadan fırlayıp gelmişti.
"Elya..." dedi Can, salona girip bana doğru bir adım atarak. Sesi oldukça kısıktı. "Berk aşağıda mahvolmuş durumda. Ateşi yükselmiş, titriyor ama gitmiyor. Ne olur bir kere dinle onu. Yemin ederim o çocuk sana kıyamadığı için sustu."
Otuduğum yerden yavaşça ayağa kalktım. Bakışlarımdaki soğukluk Can’ı bile ürküttü.
"Sen de mi Can?" dedim, sesim pürüzlüydü ama buz gibiydi. "Sen de mi biliyordun yoksa?"
"Ben dün gece öğrendim!" dedi Can panikle, ellerini kaldırarak. "Berk dün gece beni aradı, ağlamaktan konuşamadı bile! Elya, Berk seni korumak istedi. Sana bu acıyı yaşatmamak için o sırrı tek başına sırtladı. Çocuk günlerdir uykusuz, yüzüne bakmaya utanıyordu senin!"
Damla yanıma yanaştı, elini omzuma koymak istedi. "Elya’cım... Can haklı. Berk’in niyeti kötü değildi ki. Seni kaybetmekten, canının yanmasından korktuğu için..."
İşte o an içimdeki bütün barajlar yıkıldı.
Damla’nın elini omzumdan sertçe ittim. Gözlerimden yaşlar boşalırken, hayatımda kimseye bağırmadığım kadar büyük bir öfkeyle patladım:
"Siz hepiniz birlik olmuşsunuz!" diye bağırdım, sesim dairenin duvarlarında yankılanırken. "Bana gelip 'Seni korumak istedi' demeyin! Korumak böyle mi olur?! Hayatımın en büyük yalanını yüzüme bakarak saklamak mı korumak?! Bana acımış! Beni çocuk yerine koymuş! Siz de şimdi gelmiş bana onu savunuyorsunuz!"
"Elya yapma, biz senin dostunuz..." dedi Damla, gözleri dolarak.
"Dostum falan değilsiniz!" dedim, hıçkırıklarımın arasından hırsla çantamı alarak. "Eğer gerçekten dostum olsaydınız, yaşadığım bu yıkımı anlamaya çalışırdınız! Bana o yalanı söyleyen adamı savunmazdınız! Hepiniz beni tek başıma bıraktınız... Hepiniz yalanların arkasına saklandınız!"
"Elya, nereye gidiyorsun? Lütfen dur!" Damla kolumdan tutmaya çalıştı ama geri çekildim.
"Bana sakın dokunma Damla. Seninle de işim bitti. Artık hiçbirinizi görmek istemiyorum!"
Kapıyı çarpıp çıktım. Merdivenleri koşarak inerken Can ve Damla arkamdan bağırıyordu ama hiçbirini duymuyordum.
Bina kapısından dışarı fırladığımda, kaldırımda dikilen Berk beni gördüğü an sarsılarak bana doğru koştu. Yüzü kireç gibiydi, titriyordu.
"Elya! Ne olur..." dedi Berk, önüme geçip ellerimi tutmaya çalışarak.
"Geri çekil!" diye bağırdım. Elini öyle bir ittim ki, zaten bitkin olan Berk sendeleyerek geriledi. Gözlerinin içine baktım; orada gördüğüm o çaresiz pişmanlık bile kalbimdeki yangını söndürmüyordu. "Bir daha sakın karşıma çıkma Berk. Sakın!"
Berk’i arkamda, sokağın ortasında çaresizce dizlerinin üzerine çökmüş halde bırakıp koşmaya başladım. Telefonum kapalıydı, cebimde biraz nakit para ve kimliğim vardı. Kimsenin beni bulamayacağı, kimsenin yalan söyleyemeyeceği bir yere; küçük bir otele gitmeye kararlıydım. Artık tamamen tek başımaydım.
Aynı saatlerde... Şehrin lüks bir otelinin lobisinde, elinde deri seyahat çantasıyla zarif, orta yaşlı bir kadın duruyordu.
Gözlerinde yılların getirdiği derin bir hüzün ve suçluluk duygusu vardı. Resepsiyondaki görevli anahtar kartını uzatırken kadın telefonunu çıkardı. Ekranında 20 yıl öncesine ait, küçük bir kız bebeğin sararmış fotoğrafı duruyordu.
Kadın derin bir nefes aldı, parmakları fotoğrafın üzerinde gezindi.
"Sonunda geldim küçük kızım..." diye fısıldadı kendi kendine. "20 yıl sonra... Hakkım olmayan o affı dilemeye geldim."
Şehrin bir ucunda Elya tüm dünyasından kopmuş bir halde yalnızlığa gömülürken; diğer ucunda, hayatını altüst edecek o gerçek öz anne, adımlarını Elya’ya doğru atmaya başlamıştı...