İçeriğe geç

BÖLÜM 26: GÖLGELER VE ADIMLAR

O sabahtan sonra şirketteki hava tamamen değişmişti. Aralarındaki o taze, cıvıl cıvıl sevgililik tablosu yerini kalın bir buz kütlesine bırakmıştı.

Salı ve Çarşamba günleri adeta birer kabus gibi geçti. Berk, Elya’nın yüzüne bakamıyor, göz göze gelmemek için ya kafeteryaya erken iniyor ya da toplantı bahaneleriyle masasından kalkıyordu. Elya ise ilk başlarda bunun sadece geçici bir iş stresi veya kişisel bir yorgunluk olduğunu düşünmek istemişti. Ama bir adam, sevdiği kadının dokunuşundan, gülüşünden kaçmaya başladığında ortada başka bir şeyin olduğunu anlamak uzun sürmezdi.

Perşembe öğleden sonra, Elya sabrının son sınırına geldi. Berk’in yine aceleyle masasından kalkıp dosya bahanesiyle dışarı çıkmak üzere olduğunu gördüğünde, oturduğu yerden kalktı.

"Berk," dedi Elya, sesi koridorda yankılanacak kadar net ama bir o kadar da sakindi.

Berk olduğu yerde dondu, arkasını dönmeden duraksadı. "Efendim Elya?"

"Üç gündür benimle konuşmuyorsun," dedi Elya, Berk’e doğru bir adım atarak. "Gözlerime bakmıyorsun. Yanıma bile gelmiyorsun. Bir hata mı yaptım, benden mi sıkıldın, yoksa... Hayatında benden gizlediğin, beni bu kadar uzaklaştıracak kadar büyük bir şey mi var?"

Berk yutkundu, sırtı Elya’ya dönük halde ellerini yumruk yaptı. Canı yanıyordu, içindeki o devasa sır boğazına düğümlenmişti. "Yok bir şey Elya... Lütfen uzatma. Sadece biraz kafam dolu."

"Yalan söylüyorsun," dedi Elya, sesindeki o hüzünlü kırgınlık yerini sert bir kararlılığa bırakarak. "Gözlerime bakarak 'yok' de o zaman. Hadi bak."

Berk yavaşça arkasını döndü, ama gözlerini kaçırarak yere baktı. "İşler yoğun, iyiyim ben."

O an Elya’nın içindeki o son şüphe kırıntısı da silindi; yerine acı bir gerçek oturdu. Berk ondan bir şey saklıyordu, çok büyük bir şey... Ve bunu kendisi söylemeyecekti.

Cuma akşamüstü... Hava kararmaya başlarken Berk’in masasına bıraktığı notu gördü. Notta kısaca şöyle yazıyordu: “Bugün biraz erken çıkmam gerekiyor, acil bir işim var.”

Elya, Berk’in o telaşlı ve gergin halini görünce kararını verdi. Ceketini aldığı gibi masasından fırladı. Şirketten çıkan Berk’in peşinden o da çıktı.

Berk taksiye bindiğinde, Elya hemen arkasından başka bir taksiye atladı ve şoföre tek bir cümle kurdu: "Öndeki taksiyi takip edin, ama sakın belli etmeyin."

Taksi şehrin eski mahallelerinden birine doğru ilerlerken, Elya’nın kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi atıyordu. Neden buraya geliyorlardı? Berk kimi takip ediyordu ya da kimden kaçıyordu?

Sonunda taksi, Kenan Beylerin mahallesindeki o eski sokağın başında durdu. Elya parayı ödeyip taksiden indiğinde, Berk’in hızlı adımlarla kendi evlerinin bahçe kapısından içeri girdiğini gördü.

Elya iyice şoke oldu. Berk’in burada, ailesinin yanında ne işi vardı? Neden bana haber vermedi?

Gizlice bahçe duvarına yanaştı. Sakin adımlarla, kimseye görünmeden verandaya doğru ilerledi. Evin pencereleri aralıktı, içeriden sesler geliyordu. Berk, babası Kenan Bey’in ve annesi Nevin Hanım’ın tam karşısında dikiliyordu. Yüzü bembeyazdı, elleri titriyordu.

Elya tam kapıyı çalacakken, içeriden gelen o cümleyle ayakları yere çivilendi.

Berk’in sesiydi bu; kesik, acı dolu ve nefret ettiği o gerçeği kusar gibi çıkan bir ses:

"Siz nasıl saklarsınız bunu?! Nasıl yaparsınız?!" diye bağırdı Berk, neredeyse ağlamaklı bir tonla. "Elya’nın gerçek ailesi siz değilsiniz! Onu bebekken evlat edindiğinizi, onun gerçeklerden bihaber yaşadığını nasıl saklarsınız benden... ve en önemlisi ondan?!"

Pencerenin önündeki karanlıkta duran Elya’nın başı birden dönmeye başladı. Bütün hayatı, o güne kadar sığındığı tüm anıları bir anda ayağının altından kayıp gitti. Ne nefes alabiliyordu ne de kımıldayabiliyordu. Kulaklarında sadece uğultular vardı.

Nevin Hanım hıçkırarak çökerken, Kenan Bey öfkeyle Berk’in üzerine yürüdü: "Sen nereden biliyorsun bunu?! Kim söyledi sana?!"

İçerideki bağrışmalar devam ederken Elya’nın elleri yanına düştü. Gözlerinin önü birden karardı, göğsündeki o dayanılmaz baskıyla bilincini kaybetti ve büyük bir gürültüyle yere yığıldı.

Verandadaki gürültüye içerideki tartışma bıçak gibi kesildi.

Kenan Bey, Nevin Hanım ve Berk aynı anda başlarını pencereden dışarı, bahçeye doğru çevirdiler. Berk, yerde hareketsiz yatan Elya’yı gördüğü an dünyası başına yıkıldı.

"ELYA!"