İçeriğe geç

BÖLÜM 23: GİZLİ BAKIŞLAR

Dağ evindeki o masal gibi hafta sonunun ardından şehre döndüğümüzde, aramızdaki o tatlı çekim ve bağ çok daha kuvvetlenmişti. Artık bakışlarımız gizli değildi; Elya’nın yanımda yürüyüşü, elini tutuşu bile değişmişti.

Pazar günü mahalle parkındaki büyük piknik alanı adeta bayram yeri gibiydi. Babam ve Kenan Bey, ulu bir çınarın altındaki ahşap masada yan yana oturmuş, koyu bir çay muhabbetine dalmışlardı. Annem ve Nevin Hanım ise taze yeşilliklerle salata hazırlıyor, bir yandan da Ata’nın peşinde koşuyorlardı. İki ailenin arasındaki o eski huzur, dürüstlük ve sıcaklık tamamen geri gelmişti.

Ama günün asıl sınavı ve eğlencesi mangal başındaydı.

Kenan Bey elinde maşayla dumanların içinde dururken, derin bir nefes alıp yanına yanaştım.

"Kenan Amca, verin maşayı bana ister bende kalsın. Siz geçin dinlenin," dedim hürmetle.

Kenan Bey durdu, gözlüğünün üstünden bana bakıp gülümsedi ama sesine tatlı bir ciddiyet verdi. "Bakalım damat adayı mangal yakmayı biliyor mu? Eti yakarsan gözüme giremezsin Berk, söyleyeyim!"

Elya kenardaki masadan bizi izliyor, gözlerinin içi gülerek bana bakıyordu. "Berk! Babam et konusunda çok hassastır, dikkat et!" diye seslendi.

Mangalın başına geçtim. Bir yandan etleri çeviriyor, bir yandan da rüzgarın yüzüme çarptığı duman yüzünden gözlerimi kısıyordum. Birkaç dakika sonra arkamda hafif bir koku ve tatlı bir esinti hissettim.

Elya elinde küçük bir peçeteyle yanıma yanaştı. Babasının ve ailelerin başka tarafa baktığından emin olduktan sonra, yüzümdeki duman lekesini ve alnımdaki teri nazikçe sildi.

"Çok mu zorlandın?" diye fısıldadı. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, nefesinin sıcaklığı yanağımı yaktı geçti.

"Seni böyle yanımda göreceksem her gün duman altı olmaya razıyım," dedim gülümseyerek, gözlerinin içine bakarak.

Elya’nın yanakları anında pembeleşti. Etrafa hızlıca bir göz attı, kimsenin bakmadığını gördüğü an eğilip yanağıma tüy kadar hafif, sıcacık bir öpücük kondurdu.

"Bu da ustalık ödülün olsun," dedi göz kırparak.

Ben olduğum yerde elimde maşayla dumanların arasında donup kalırken, Elya zafer kazanmış bir edayla arkasını dönüp kızların yanına koştu. Kalbim göğüs kafesimi delip çıkacak gibi atıyordu.

Öte tarafta ise Can, mahalle çocuklarıyla çimlerde futbol maçı yapıyordu. Damla’ya caka satmak, karizmatik görünmek için rövaşata çekmeye çalışıp pat diye çimlere yapışınca bütün mahalle kahkahaya boğuldu.

Damla gülmekten gözlerinden yaşlar gelerek elinde su şişesiyle Can’ın yanına gitti: "Süpermen Bey, iyi misiniz? Çimler sert miymiş?"

Can çimlerin üzerinden başını kaldırıp sırıttı: "Sen böyle güleceksin bilsem her gün düşerim Damla."

Aynı dakikalarda Elya ile yan yana durup onları izliyorduk. Elya başını omzuma yasladı.

"Bak şunlara," dedi Elya gülerek. "Can kendini parçalıyor ama Damla hâlâ 'sadece arkadaşız' modunda. Sence ne zaman akıllanırlar?"

"Valla erken daha," dedim Elya’nın beline sarılıp onu kendime çekerek. "Can’ın biraz daha uğraşması lazım. Ama biz kendi keyfimize bakalım..."

Güneş yavaş yavaş batarken, çınar altındaki masada kahkahalar yükseliyordu. Fırtına arkada kalmış, mahallenin üzerine saf bir sevgi ve huzur doğmuştu.

Ama hiç kimse, bu güzel huzurun hemen ardında bekleyen o devasa sırra ve kaderin yazmakta olduğu yeni sayfaya henüz hazır değildi...