İçeriğe geç

BÖLÜM 20: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ VE DEV YÜZLEŞME

Salı sabahı şirket, fırtına öncesi o ağır ve basık havaya teslim olmuştu. Selin, masasında oturmuş, camdan dışarıyı izlerken zaferinin tadını çıkarıyordu. Berk’i yalnızlaştırmış, Elya’yı gururunun en hassas yerinden vurup kenara itmişti. Kendince kurduğu o karanlık satranç tahtasında tüm taşları devirdiğini sanıyordu.

Ancak asansör kapısının acı bir sesle açılmasıyla o sessizlik parça pinçik oldu.

Asansörden ilk çıkan Berk’ti. Gözlerinde günlerdir süren o kırgınlığın yerini çelik gibi bir öfke ve derin bir kararlılık almıştı. Arkasında babası Ali Bey, annem Özlem Hanım ve kucağında minik Ata vardı. Hemen yanlarında ise bu adaletin mimarları Can ve Damla yürüyordu.

En arkadan ise... Elya geliyordu.

Elya, günlerdir evine kapandığı o yas havasından sıyrılmış; siyah ceketinin içinde başı dik, gözlerinde sarsılmaz bir mağrurlukla koridorda ilerliyordu. Bütün ofis çalışanları başlarını kaldırıp bu kalabalığa kilitlendi.

Selin, Elya’yı ve Berk’in ailesini bir arada görünce hafifçe yutkundu ama yüzündeki o sahte, kibirli gülümsemeyi bozmamaya çalışarak ayağa kalktı.

"Berk? Ali Amca?" dedi Selin, sesine yapmacık bir endişe vererek. "Geçmiş olsun, Ata nasıl oldu? Elya, sen de mi buradaydın?"

"Kes sesini Selin," dedi Berk. Sesi, cam bölmeli ofislerin hepsinde yankılandı. "O iğrenç tiyatron bitti."

Selin kaşlarını çattı, geriye doğru bir adım attı. "Berk... Ne saçmalıyorsun sen? Ben sizin için üzülürken—"

"Selin!" diye gürledi Ali Bey. Sesi bir babanın can acısıyla tir tir titriyordu. "Ata'ya verdiğin o çikolatayı anlat bakalım! Elya’nın çantasına gizlice koyduğun o zehiri anlat!"

Selin’in yüzündeki renk bir anda çekildi, kireç gibi bembeyaz oldu. "Ben... Ben öyle bir şey yapmadım! İftira atıyorsunuz! Elya çantasından kendisi çıkardı, hepiniz gördünüz!"

O sırada Can öne çıktı ve cebinden çıkardığı flaş belleği ana projeksiyon cihazına bağladı. Şirketin dev ekranında iki farklı görüntü belirdi:

İlk görüntüde, cuma günü Selin’in Elya tuvaletteyken masasına sinsice yaklaşıp çantasının içine bir paket bıraktığı an net bir şekilde görünüyordu.

İkinci görüntüde ise Can’ın telefonundan oynatılan bir video vardı. Minik Ata, masum gözleriyle kameraya bakıyor ve o saf sesiyle konuşuyordu: "O çikolatayı bana parkın oradaki sarı saçlı Selin abla verdi. 'Abin Berk gönderdi, Elya ablana sürpriz yapacağız, çantasına ben koyacağım' dedi..."

Video bittiğinde ofiste ölümcül bir sessizlik oldu.

Özlem Hanım gözyaşları içinde Selin’e doğru yürüdü. "Sen... Sen nasıl bir canavarsın? 5 yaşında bir çocuğun canına kastedecek kadar nasıl gözün döndü senin?!"

Ali Bey, Selin’e tiksintiyle baktı. "Yazıklar olsun sana... Biz seni evladımız gibi gördük, soframıza oturtuk. Meğer koynumuzda yılan beslemişiz!"

Selin köşeye sıkışmıştı. Etrafındaki güvenlik görevlilerine, çalışma arkadaşlarına baktı; hepsinin gözünde sadece nefret ve tiksinti vardı. Maskesi düşmüş, o kibirli ve sinsi zırhı paramparça olmuştu.

"Ben..." diye kekeledi Selin, gözleri fıldır fıldır dönerek. "Ben sadece... Berk’i hak etmiyordu! Elya sizin ailenize layık değildi!"

İşte o an, günlerdir sessizliğini koruyan Elya öne çıktı.

Elya, adımlarını sakince ama yeri göğü inletecek bir ağırlıkla atarak Selin’in tam karşısında durdu. Aralarında sadece birkaç santim vardı. Elya’nın gözlerindeki o saf ışık, Selin’in ruhundaki kapkaranlık pisliği adeta yakıyordu.

"Sen ne sevmeyi bilirsin Selin, ne de bir aileye layık olmayı," dedi Elya. Sesi bir fısıltı kadar pürüzsüz ama bir kılıç kadar kesgindi. "Sen kıskançlığın ve nefretin içinde boğulmuş zavallı birisin. Ben Berk’i de, ailesini de kalbimle sevdim. Sen ise o kalbe sahip olamadığın için başkalarının hayatını yakmaya çalıştın."

Selin öfkeyle Elya’ya doğru bir hamle yapmak istedi ama Berk anında Elya’nın önüne bir dağ gibi dikildi.

Elya, Berk’in arkasından Selin’e bakmaya devam ederek o beklenen son darbeyi vurdu:

"Polisler aşağıda seni bekliyor Selin. Bir çocuğun hayatına kastetmenin, iftiranın ve kumpasın hesabını mahkemede vereceksin. Ama en büyük cezan ne biliyor musun? Sen ömrün boyunca hiç kimse tarafından böyle safça sevilmeyeceksin."

Selin, güvenlik görevlilerinin kolları arasında şirketten dışarı çıkarılırken, arkasında bıraktığı o enkazın içinde yalnızlığıyla çöktü.

Ofis alanında sular durulduğunda, Ali Bey ve Özlem Hanım gözyaşlarıyla Elya’ya doğru yürüdüler... Kaç bölümdür beklenen o büyük yüzleşme gerçekleşmiş, karanlık tamamen dağılmıştı.