İçeriğe geç

BÖLÜM 2: YARIM KALAN HALKALAR

Bir insana verilebilecek en büyük ceza ona bağırmak ya da onunla kavga etmek değildir. Bir insana verilebilecek en ağır ceza, onu yok saymaktır. Var olduğunu bildiğiniz halde, sanki hiç var olmamış gibi davranmaktır.

İlkokuldaki o sessiz, yalnız çocuğun lise yıllarında değişeceğini sanmıştım. Büyüdükçe insanların daha olgunlaşacağını, kalplerin yumuşayacağını hayal etmiştim. Ama hayat bana çocukların acımasızlığının, gençlerin yetişkinliğe adım atarken kurduğu o bencil dünyada şekil değiştirdiğini öğretti.

Lise boyunca "kardeşim" dediğim iki kişi vardı. Üç kişilik bir gruptuk biz. En azından ben öyle sanıyordum. Dışarıdan bakıldığında beraber gezen, beraber gülen üç sıkı dosttuk. Ama çemberin içine girdiğinizde işler öyle değildi. Ben o üçlü halkanın her zaman en zayıf, en kolay gözden çıkarılabilen parçasıydım. Bir plan yapılacağında fikri sorulmayan, bir konu tartışıldığında sözü kesilen, bir yere gidileceğinde hep en arkadan yürüyen o kişiydim.

Yine de sesimi çıkarmadım. "Olsun," dedim kendi kendime. "Arada olur öyle şeyler. Benim de dostlarım var artık ya, varsın fikrimi sormasınlar." Çocukluğumdan beri içimde büyüttüğüm o yalnızlık korkusu, gururumun önüne geçiyordu hep. Beni aralarına alsınlar, bir yere ait olayım diye sürekli alttan alıyordum. Kendi varlığımdan, kendi benliğimden ödün veriyordum sırf o masada bir sandalyem olsun diye.

Ama birikmek diye bir şey vardı... Bardağa damlayan her bir ilgisizlik, damla damla birikiyordu içimde. Bardağın taşması için kocaman bir fırtınaya gerek yoktu; küçücük bir damla yeterdi.

O gün çarşıda buluşacaktık. Net bir saat konuşmamıştık ama bizim yazılı olmayan bir kuralımız vardı; hep gündüz saatlerinde buluşurduk. Gün boyu telefonuma baktım, bir mesaj, bir haber bekledim. Ses çıkmayınca plan iptal oldu sandım. Derken akşamın bir vakti, sanki benim hiç kendime ait bir hayatım, bir gururum yokmuş gibi aradılar. "Hadi çıkıyoruz, gel."

Bana haber bile vermeden akşam için sözleşmişlerdi. Ben gündüz evde onları beklerken, onlar kendi aralarında kararlarını vermiş, beni de son dakika bir aksesuar gibi yanlarına çağırmışlardı. O akşam yanlarına gittiğimde yüzümdeki kırgınlığı görmediler bile. Ne bir özür dilediler ne de kendilerini açıkladılar. Dalga geçer gibi geçiştirdiler. O gün, o iki kişiden biriyle bağımı tamamen kopardım. Çünkü anladım ki ben onun gözünde bir dost değil, canı sıkıldığında çağırabileceği bir yedekten ibarettim.

Diğer "kardeşim" dediğim kişiyle ise son kırılma noktamız bir pazar günü yaşandı. Bir AVM’de buluşmak için sözleştik. Erken gittim. Saatlerce oturdum bir bankta. İnsanların sevdikleriyle, dostlarıyla gülüşerek geçip gidişini izledim. Telefonu aradım, açmadı. Mesaj attım, dönmedi. En sonunda "Geliyorum" diye tek bir mesaj attı. Yine bekledim... Bir saat, iki saat...

O pazar günü, koca bir AVM'nin kalabalığı arasında saatlerce tek başıma beklerken içimdeki o çocuk yeniden uyandı. Gözlüklü, kilolu, kimsenin oyununa almadığı o küçük Berk geldi oturdu yanıma. Kulağıma fısıldadı: "Bak Berk, değişen hiçbir şey yok. Sen yine yalnızsın."

O gelmedi. Bütün pazar günüm, bütün umudum, insanlara olan bütün inancım o AVM bankında tek başıma otururken çöp oldu.

Olay dışarıdan bakıldığında basit görünebilir. "Altı üstü bir buluşmaya gelmedi" diyebilirler. Ama basit olan olaydı; hissettiklerim, içimde yıkılan o devasa güven duygusu asla basit değildi. Yıllarca alttan aldığım, yuttuğum, görmezden geldiğim her şey o gün o bankta son buldu.

İkisinin de numarasını sildim. Bir daha asla aramadım, sormadım. Yüz yüze geldiğimizde bile bakışlarımı kaçırmadan, sanki hiç var olmamışlar gibi yanlarından geçip gittim. İntikam almadım, bağırmadım, kavga etmedim. Sadece hayatımdan çıkardım.

Çünkü ben ne kadar iyi kalpli olursam olayım, ne kadar nefret etmeyi beceremesem de öğrendiğim bir şey vardı: Sizin varlığınıza saygı duymayan insanlara vereceğiniz en güzel yanıt, yokluğunuzdu.

Ama ne yazık ki bu son değildi. Lise bittiğinde, kalbimdeki kırıkları toplayıp yeni bir hayata adım atacaktım. Üniversite kapısı açıldığında, asıl "saf kötülüğün" ne olduğunu, insanların sadece sizi yok sayarak değil, iyi niyetinizi son kırıntısına kadar sömürerek de canınızı yakabileceğini henüz bilmiyordum...