İçeriğe geç

BÖLÜM 18: KANAYAN GURUR VE SESSİZ BEYAZ

Gözlerinin önünde bir dünyanın çöküşünü izlemek, insanı diri diri toprağa gömmek gibidir. Hastanenin acil servis koridorunda zaman durmuş, hava kurşun gibi ağırlaşmıştı.

Minik Ata içeride, doktorların ve halam Emine’nin ellerinde hayata tutunmaya çalışıyordu. Solunum yolları açılmaya çalışılırken çıkardığı o hırıltılı sesler, koridorun duvarlarında yankılanıp annem ve babamın ciğerini söküyordu. Annem hastane bankında kriz geçiriyor, babam ise yumruklarını duvara vurmaktan kan revan içinde kalmış elleriyle kapının önünde volta atıyordu.

Ben ise duvara yaslanmış, başımdaki sargıların zonklamasına aldırış etmeden halıya düşen o bisküvi kutusunu ve Elya’nın çantasından dökülen o lanet olası notu düşünüyordum.

Gözlerimle görmüştüm. Kutunun Elya’nın çantasından çıktığı anı, babamın o yıkılmış bakışlarını ve Elya’nın "Ben yapmadım" diyen titrek sesini... İçimdeki o sarsılmaz güven, hayatımın en büyük fırtınasına yakalanmıştı. Kardeşim içeride can çekişirken zihnim bana oyunlar oynuyordu: "Nasıl olur da onun çantasından çıkar?"

Koridorun diğer ucunda Elya duruyordu.

Yüzü kireç gibi bembeyazdı. Gözlerinden akan yaşlar, yanaklarında kurumuş izler bırakmıştı. Kenan Bey kızının omzunu tutuyor, ona destek olmaya çalışıyordu ama Elya’nın bakışları sadece bendeydi. Bana doğru bir adım attı. Her adımı, sanki koridordaki o ağır havayı yara yara geliyordu.

"Berk..." dedi Elya, sesi bir fısıltıdan farksızdı. "Lütfen yüzüme bak... Yemin ederim çantamda ne olduğunu bilmiyordum. Ben sizin evinize zehir taşır mıyım? Ben Ata’ya kıyar mıyım, Berk?"

Başımı yavaşça kaldırdım. Gözlerindeki o saf çaresizliği gördüm ama o an babam Ali Bey araya bir duvar gibi girdi.

"Yaklaşma!" diye kükredi babam. Sesi acil servisin koridorunda yankılandı, herkes dönüp bize baktı. Babamın gözleri kan çanağı gibiydi. "Çocuğumu zehirlediniz! Çantasından çıktı o zıkkım! Hangi yüzle gelip hâlâ konuşuyorsun kızım sen?!"

"Ali Bey, yapmayın..." diye araya girmeye çalıştı Kenan Bey, sesindeki mahcubiyet ve savunma güdüsüyle. "Kızım öyle bir şey yapmaz!"

"Bırak baba!" diye bağırdı Elya, gözyaşları içten içe bir yangına dönüşürken. Kenan Bey’in kolunu bıraktı ve doğrudan gözlerimin içine baktı. Babama değil, çevredeki kimseye değil... Sadece bana baktı.

"Sana soruyorum Berk," dedi Elya. Sesi artık titremiyordu; gururu kırılmış, kalbi bin parçaya bölünmüş bir kadının o keskin, soğuk tonu gelmişti sesine. "Sen de mi öyle düşünüyorsun? Gerçekten benim küçük bir çocuğa kıyabileceğime, senin ailene böyle bir şey yapabileceğime inanıyor musun?"

Sessizlik oldu. Kalp monitörlerinin sesi bile kesilmiş gibiydi.

Cevap veremedim. Zihnimdeki o çatışma, kardeşimin içerideki durumu ve gözümün önünde çantasından çıkan o paket... Bir anlık bir tereddüt, gözlerimde beliren o tek bir şüphe kırıntısı... Elya o kırıntıyı gördü.

Elya’nın yüzündeki umut kırıntısı o saniye eridi gitti. Yerini derin, kapkaranlık bir sessizliğe bıraktı.

"Anladım..." dedi Elya. Dudağında acı, buruk bir tebessüm belirdi. "Sen bana hiç inanmamışsın Berk. Benim sevgime de, kişiliğime de bir an bile inanmamışsın."

Daha fazla bir şey söylemedi. Arkasını döndü ve adımlarını hızlandırarak hastane koridorunda yürümeye başladı. Kenan Bey arkasından seslendi ama Elya durmadı. O beyaz, soğuk koridoru arkasında bırakıp yağmurun şiddetle yağdığı dışarıya fırladı.

İşte o an, ipler sadece kopmamış; iki taraf için de kapılar sonuna kadar kilitlenmişti.

Aradan geçen iki saatin ardından Emine Halam ameliyathane odasından çıktı. Yorgundu ama gözlerindeki o rahatlama içimize su serpti.

"Ata iyi," dedi Emine Hala, maskesini indirerek. "Midesini temizledik, alerjen maddeyi nötralize ettik. İğnelerin etkisiyle uyuyor. Birkaç gün gözlem altında tutacağız ama hayati tehlikeyi atlattı."

Annem ve babam şükürler ederek birbirine sarıldı. Ben ise olduğum yere çöktüm. Kardeşim kurtulmuştu ama içimdeki o devasa boşluk, yerini kapkaranlık bir vicdan azabına ve acıya bırakmıştı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, hastane odasının penceresinden dışarıya, yağan yağmura baktım. Elya gitmişti. Kendi içine, kendi sessizliğine gömülmüştü.

Selin ise şirketin üst katındaki lüks dairesinde, elindeki kadehi camdan dışarı bakarak kaldırıyordu. Planı kusursuz işlemişti. Berk kardeşinin acısıyla ve şüpheyle boğulmuş, Elya ise gururu ayaklar altına alınarak terk etmişti.

İki gururlu aşık, birbirine en yakın oldukları anda, hiç olmadıkları kadar uzaklaşmışlardı...