Berk hastaneden taburcu olup evinde dinlenmeye başladığında, mahalledeki ve şirketteki sular durulmuş gibi görünüyordu. Ancak bu sessizlik, fırtınadan önceki o aldatıcı sakinlikten başka bir şey değildi. Selin, hastane odasında gördüğü o koparılamaz bağdan sonra tamamen köşeye sıkışmış, hırsından ne yapacağını bilemez hale gelmişti.
Berk’in ailesi yaşanan kazadan sonra biraz olsun nefes almak için bir hafta sonu Kenan Bey’in mahallesindeki küçük bir parka ve evlerine davet edilmişti. Aileler arasındaki o buzlar yavaş yavaş eriyor, Kenan Bey bile Berk’in ne kadar mert bir genç olduğunu kabullenmeye başlıyordu.
İşte tam bu hassas ve kırılgan uyum anında, Selin o en sinsi planını devreye soktu.
Cuma öğleden sonra, şirket ofisinde herkesin öğle yemeği için dışarıda olduğu o sakin dakikalarda Selin, Elya’nın masasına doğru sessizce süzüldü. Elya çantasını masanın üzerinde açık bırakıp tuvalete gitmişti. Selin, etrafa hızlıca bir göz attıktan sonra çantasının fermuarını açtı ve içine o özel alerjen maddeyi içeren çikolataları çantaya koydu. Planı kusursuzdu; delil doğrudan Elya’nın elindeymiş gibi görünecekti.
Cumartesi günü, iki aile Kenan Bey’in evinde yeniden bir araya geldiğinde her şey harika gidiyordu. Elya mutfakta çayları hazırlarken, minik Ata sevinçle salona koşturuyor, Berk ise yeni yeni iyileşen vücuduyla koltukta oturuyordu.
O sırada mutfaktan gelen Elya, elindeki tepsiyi bırakırken telaşla, "Ata, canım benim, masadan düşürmeyin onları..." dedi. Küçük Ata ise neşeyle Elya’nın çantasına doğru yöneldi. Çocuğun elinde Elya’nın çantasından düşen o renkli paketli bisküvi kutusu vardı.
"Ata! Elindeki ne oğlum?" diye sordu Özlem Hanım merakla.
5 yaşındaki masum Ata, kutuyu havaya kaldırarak, "Elya abla bana çikolata getirmiş! Çantasından aldım!" dedi masum bir neşeyle.
Elya şaşkınlıkla durdu. "Ben... Ben sana çikolata vermedim Ata..." dedi ama iş işten çoktan geçmişti. Ata paketi açıp iki tane yemişti bile.
Aradan henüz beş dakika geçmemişti ki, Ata’nın yüzü kireç gibi sarardı. Minik elleriyle boğazını tutmaya başladı, nefesi tıkandı, ses bile çıkaramayacak kadar şiddetli bir kriz koptu.
"Nefes... Nefes alamıyorum..." diye hırıldadı çocuk, gözleri kayarak yere yığıldı.
Salon bir anda mahşer yerine döndü. Annem çığlık çığlığa Atanın üzerine kapandı. Babam ise dehşet içinde çocuğunu kucağına alırken, Kenan Bey neye uğradığını şaşırdı.
Berk, yaşadığı kaza ve ameliyatın verdiği sersemliğe rağmen ayağa fırladı, kardeşini kucağına alıp acile yetiştirmek için kapıya yöneldi. Tam o sırada, yer düşen ve Ata’nın elinden savrulan o kutu ve kutunun içinden çıkan not halının üzerine serildi.
Ve o an... Berk’in gözleri o kutuya takıldı.
Kutunun arkasında, Elya’nın çantasından çıktığına inkar edilemeyecek kadar net deliller duruyordu. Özlem Hanım fenalık geçirirken, Ali Bey öfkeyle ve gözyaşlarıyla Berk’e baktı.
"Berk..." dedi , sesindeki o kırılmışlık odadaki bütün oksijeni tüketti. "O çikolata... Çocuğumun eline o kızın çantasından çıktı. Sen bizi buraya bunun için mi getirdin?!"
Berk olduğu yerde çakılı kaldı. Gözlerini yerde duran paketten kaldırdı ve mutfağın kapısında bembeyaz kesilmiş, elleri titreyen Elya’ya çevirdi. Elya, "Ben yapmadım... Berk yemin ederim koymadım!" diye feryat ederken, Berk’in gözlerindeki o güven ilk defa sarsıldı.
Selin’in çantaya sakladığı o zehirli delil, iki ailenin ve en önemlisi Berk ile Elya’nın kalbinin ortasına yıkıcı bir bomba gibi düşmüştü.