Şehir Hastanesi’nin üçüncü katındaki yoğun bakım koridoru, zamanın durduğu yerdi. Duvarlardaki soluk mavi boya, camlardan süzülen steril floresan ışığı midemi bulandırıyordu.
Berk ameliyathaneden çıkalı iki saat oluyordu. Doktorlar başından aldığı darbenin ağır olduğunu, ilk 24 saatin kritik eşik olduğunu söyleyip bizi dışarıda bırakmıştı. Annem Özlem , bankta sessizce dua ediyor; babam Ali ise yere diktiği bakışlarıyla adeta buz kesmişti. Bizim ailemiz yıkılmış bir enkaz gibi ortada kalmıştı.
Elya ve ailesi ise koridorun diğer ucundaydı. Elya’nın gözlerinde yaş kalmamıştı; sadece o acılı, endişeli ve Berk’i kaybetme korkusuyla yanan bakışlar vardı.
İşte tam o sırada, hastanenin ana girişinden içeri giren, beyaz önlüğünü omzuna atmış, kısa kır saçları ve kararlı adımlarla koridorda yürüyen o kadını gördük: Dr. Emine Hanım... Yani Berk’in halası.
Emine Hala, hastanenin cerrahi biriminde yılların kıdemli doktoruydu. Şehir dışında olduğu için bu akşamki yemekte olamamıştı ama hastaneden gelen acil bir telefonla sabaha karşı soluğu burada almıştı.
"Özlem! Abi!" diye seslendi Emine Hala, sesi hem otoriter hem de can yakan bir şefkatle titreyerek.
Annem başını kaldırıp Emine Hala’yı gördüğü an hıçkırarak kadının boynuna sarıldı. "Abla ... Oğlumuz içeride... Berk'im..."
Emine Hala’nın gözleri doldu ama cerrah disiplini o an saniyeler içinde devreye girdi. Doğrudan yoğun bakımın camına yürüdü, içerideki monitörlere ve dosyalara baktı. Başhemşireyle kısa ve net bir tıp diliyle konuştu.
"Ben buradayım," dedi Emine Hala, hem bizim aileye hem de koridorun diğer ucundaki Elya’lara dönecek şekilde net bir sesle. "O, benim elimde büyüdü. O odaya giren cerrah da öğrencimdir. Berk o bedeni teslim etmeyecek kadar güçlüdür, göreceksiniz."
Emine Hala’nın o dik duruşu, içimizdeki o en karanlık yere küçük bir mum dikmişti.
Aradan geçen iki uzun saatin ardından, yoğun bakım kapısı aralandı. İçeriden çıkan cerrah maskesini indirdiğinde ilk olarak Emine Hala’nın gözlerine baktı.
"Durumu stabilize ettik," dedi genç cerrah, alnındaki teri silerek. "Bilinci yerine gelmeye başladı. Kafa travması sersemliği var ama en kritik eşiği aştı. Uyandırmak için odaya alabiliriz."
Koridorda derin bir nefes, adeta bir diriliş nefesi koptu. Annem şükür namazı kılar gibi duvara yaslandı, babam ilk defa derin bir soluk aldı.
Elya ise karşı köşede, içindeki o devasa korkunun yerini alan ham bir rahatlamayla dizlerinin üzerine çökecek gibi oldu. Gözlerinden akan yaşlar sadece sevinçten değil, duyduğu o derin acıdandı.
Yarım saat sonra, Berk standart ama steril bir gözlem odasına alınmıştı. Başında sargılar, yüzünde hafif morluklar vardı ama nefes alıyordu.
Emine Hala, odanın kapısında durup içerideki yeğenine baktıktan sonra dışarı çıktı. Koridorun ortasında bekleyen Elya’ya doğru yürüdü. Elya, Emine Hala’nın kendisine yaklaştığını görünce istemsizce toparlandı.
Emine Hala Elya’nın tam önünde durdu. Yaşlı ama son derece keskin gözleriyle Elya’yı süzdü.
"Sen Elya olmalısın," dedi Emine Hala, sesi ne sert ne de yumuşaktı. "Yeğenimin telefonunda ve defterinde adını en çok gördüğüm kız."
Elya yutkundu, elleri titriyordu. "Ben... Çok üzgünüm... Berk buraya bana gelmek için yola çıkmıştı..."
"Dur," dedi Emine Hala elini kaldırarak. "Berk o yola çıkarken kalbinde ne taşıyorduysa, o kaza anında da onu taşıyordu. O çocuk kolay kolay yıkılmaz kızım. Ama şimdi içeride, uyanır uyanmaz arayacağı ilk yüz sen olacaksın. Git yanına. Ona iyi gel."
Elya, Emine Hala’nın bu merhametli izni karşısında daha fazla dayanamadı. Kapıyı hafifçe açıp içeri girdi.
Oda karanlıktı, sadece kalp monitörünün o düzenli bip bip sesleri duyuluyordu. Sedirde yatan Berk, yavaşça göz kapaklarını araladı. Başındaki şiddetli ağrıya rağmen başını çevirdi ve odanın loş ışığında o silueti gördü.
"Elya..." dedi Berk, sesi çatallı ve zayıftı.
Elya dayanamadı. Yatağın kenarına çöktü, Berk’in ince, damar yolu açılmış elini iki eli arasına alıp öptü. Hıçkırıkları odayı doldurdu.
"Buradayım..." dedi Elya, sesindeki bütün kırgınlığı, korkuyu ve sınırsız sevgiyi akıtarak. "Buradayım Berk. Beni bırakmadın, ben de seni bırakmam. Çok korktum..."
Berk hafifçe gülümsemeye çalıştı, parmaklarını Elya’nın saçlarına dokundurmak istedi ama kolundaki sargılar buna izin vermedi. Gözlerindeki o saf sevgi hâlâ yerli yerindeydi; aralarında hiçbir şüpheye yer yoktu.
Ancak odanın dışındaki camdan onları izleyen biri vardı. Selin, hastanenin koridorundan odaya doğru yaklaşmış, içerideki bu koparılamaz bağa bakarken yüzündeki o sinsi hırs öfkeye dönüşmüştü.
"Hâlâ birbirlerine tutunuyorlar..." diye fısıldadı Selin dişlerini sıkarak. "Ama bu daha başlangıç. Sizi öyle bir yerden vuracağım ki, ne hastane odası ne de bu sevgi sizi kurtarabilecek."