Bir felaketin eşiğinden dönmek insanı sarhoş eder. Çarşamba gecesi Can’la birlikte şirketin loş ışıklı masasında, Kenan Bey’in sırtına yıkılan o haciz dosyalarını ve usulsüz senetleri masaya yatırmıştık.
"Bak buraya dostum," demişti Can, parmağıyla sözleşmedeki imza tarihlerini göstererek. "Adam resmen tarihlerde tahrifat yapmış. Bu imza Kenan Amca’ya ait değil, resmen kopyalanmış."
Gece yarısına doğru elimizdeki delilleri avukata ve emniyetteki tanıdıklara ulaştırdık. Sabaha karşı ise mucize gerçekleşmişti: Kenan Bey’e gelen haciz kararları durdurulmuş, haksız dolandırıcılık iddiaları düşmüştü. Aile o devasa kamburdan, gecenin karanlığında beliren görünmez bir el sayesinde kurtulmuştu.
Perşembe sabahı ofise geldiğimde havada taze bir nefes vardı. Ancak asıl fırtına, mesai bitimine doğru koptu.
Kenan Bey, kızının çalıştığı şirkete kadar gelmişti. Yüzündeki o sert, granit çizgiler yerini derin bir mahcubiyete ve mahrumiyete bırakmıştı. Elya’nın masasına doğru yürürken beni gördü. Olduğum yerde durdum, ceketimin düğmelerini istemsizce ilikledim.
Kenan Bey karşıma dikildi, yüzüme baktı. Gözlerinde ne bir öfke vardı ne de o eski güvensizlik; sadece büyük bir pişmanlık ve minnet...
"Olayları... Hepsini öğrendim evlat," dedi Kenan Bey, sesi biraz titreyerek. Elini omzuma koydu. "Ben seni yanlış tanımışım. Sen bize, aileme arkadan hançer sallayanların aksine, adını bile duyurmadan can simidi oldun. Hakkını helal et."
O an çevredeki herkesin bakışları üzerimizdeydi. Elya’nın gözlerinde parlayan gurur ve mutluluk gözyaşları, içimdeki bütün o geçmiş yaraları tek bir saniyede kapattı.
Kenan Bey derin bir nefes alıp gülümsedi. "Akşam bizi yalnız bırakmayın. Evi bekliyorum, anneni de babanı da, o küçük yiğit kardeşi Ata’yı da... Hep beraber bir akşam yemeği yiyeceğiz. Bu borcu ödememe izin ver."
O akşam için sözleştik. Hayatımda ilk defa her şeyin gerçekten yoluna girdiğini, sular durulup güneşin açtığını hissediyordum. Ailem (Babam Ali, annem Özlem ve 5 yaşındaki minik kardeşim Ata) bu haberi aldığında evde bayram havası esmişti. Annemin gözleri dolmuş, küçük Ata etrafta "Ağabeyim kahraman olmuş!" diye koşuşturmuştu.
Ancak o sırada, şirketin en kuytu köşesinde, bu tablodan nefret eden biri vardı: Selin.
Selin, Kenan Bey’in bana teşekkür ettiğini, aileler arasında kurulacak o büyük bağı ve Elya’nın gözlerindeki aşkı uzaktan izlemişti. Tırnaklarını avuç içine batırırken yüzündeki o melek maskesi tamamen erimiş, yerine zehirli bir hırs oturmuştu.
"Her şeyi mahvettiniz..." diye fısıldadı kendi kendine. "O kulübe gibi hayatınıza geri dönecektiniz... O çocuk benim olacaktı. Eğer bu mutluluk bozulacaksa, ellerimle ateşe veriririm."
Selin o an, o masum görünümünün altındaki en karanlık planını devreye sokmaya karar verdi. Hedefinde sadece ben ve Elya yoktuk; hedefimizde minik Ata ve babam Ali Bey vardı.
Ve o sinsi zihin, Berk ile Elya’yı yıkmak için o "çifte körleşme" tuzağının ilk kilidini çeviriyordu...