İçeriğe geç

BÖLÜM 12: BİRLEŞEN ELLER VE GİZLİ CEPHE

Bir insana yokluğuyla ders veremezsiniz; ancak varlığının hayatınızda neleri aydınlattığını unutturabilirsiniz. Ben Elya’nın yokluğunda, gündüzün ortasında zifiri karanlıkta kalmış gibiydim.

Salı günü öğle arasında şirket terasında tek başıma dikilmiş, soğumuş çayımdan bir yudum alıyordum. İki gündür Elya ile aramızdaki o birkaç metrelik mesafe, kilometrelerce uzaktaymışız gibi hissettiriyordu. Karamsarlık yine benliğimi ele geçirmek üzereydi.

"Yine o meşhur 'dünyanın bütün yükü sırtımda' bakışı..."

Arkamı döndüğümde Can’ı gördüm. Elindeki iki fincan kahveyle yanıma yaklaştı, birini bana uzattı.

"Kafa yorma Berk," dedi Can, terasın demirliklerine yaslanarak. "Kızın sana karşı mesafeli durması senden nefret ettiğinden değil, bir şeyden korktuğundan. Gözlerini görmüyor musun oğlum? Ben öyle çok süslü laflardan anlamam ama gözünün gördüğünü okurum; o kız sana bakarken içi gidiyor ama sanki atacağı bir adımda biri canını yakacakmış gibi duruyor."

"Can," dedim derin bir nefes alarak. "Ben hayatım boyunca hep yarı yolda bırakıldım. Tam birine inandım derken yine aynı duvar... Acaba ben mi abartıyorum? Belki de o beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordur."

Can kahvesinden bir yudum alıp yüzüme baktı, sonra omuzlarımdan tutup beni hafifçe sarstı. "Bana bak Berk! Ben samimiyetsizliği uzaktan tanırım. Elya’nın sana baktığı gibi bir iş arkadaşı başka birine bakmaz. Kız resmen sensiz nefes alamıyor gibi. Kendi kendini yeme. Arada başka bir engel var ve biz o engeli öğreneceğiz. Vazgeçmek yok, duydun mu beni?"

Can’ın bu hesapsız, sarsılmaz dostluğu içimdeki buzları bir kez daha eritti. O an ilk defa kendime fısıldadım: Ben Elya’yı sadece sevmiyordum, onun yokluğunda eksiliyordum.

Aynı saatlerde alt kattaki dinlenme odasında Damla, kapıyı kapatıp Elya’nın karşısına oturmuştu. Elya’nın göz altları morarmış, elleri titriyordu.

"Elya," dedi Damla, arkadaşının ellerini tutarak. "Bana gerçeği anlatacaksın. İki gündür Berk’in yüzüne bakmıyorsun, odanda ağlayıp duruyorsun. Ne oluyor?"

Elya daha fazla dayanamadı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken her şeyi anlattı: Babası Kenan Bey’in sert yasaklarını, Berk’i duyduğu an çıkardığı kıyameti ve evdeki o ağır havayı...

Damla dinledikçe gözlerinde derin bir şefkat ve kararlılık belirdi.

"Elya, beni iyi dinle," dedi Damla, sesini alçaltarak ama son derece kararlı bir tonla. "Baban kuralcı olabilir, seni korumak istiyor olabilir. Ama senin kalbin Berk’te. Ben o çocuğu gördüm, gözlerindeki o temiz, ürkek iyiliği gördüm. Sen bu çocuğa aşıksın Elya. Korkarak yaşayamazsın. Sen geri çekildikçe ikiniz de mahvoluyorsunuz."

Elya gözyaşları içinde başını salladı. Arkadaşının haklılığı yüreğini sızlatıyordu.

Saat öğleden sonra dördü gösterirken Damla masasında dosyaları inceliyordu. Ekranının yanında duran telefonu hafifçe titredi. Bilinmeyen veya beklemediği bir isimden gelen mesaja baktı: Can.

"Selam Damla. Biliyorum biraz aniden oldu ama Berk ile Elya arasındaki bu garip durumu çözmemiz lazım. Çıkışta birkaç sokak ötedeki sakin kafede bir kahve içelim mi? İkisinin de bize ihtiyacı var."

Damla ekrana bakakaldı. Kaşları havalandı, dudaklarında hafif, şaşkın bir tebessüm belirdi. Kalbinin ritmi anlık bir sekteye uğramıştı. Can’ın ilk günden beri o rahat, dobra ve güven veren duruşu zaten dikkatini çekmişti ama böyle doğrudan, ikiliyi kurtarmak için hamle yapması içini ısıttı.

"Tamamdır, çıkışta orada buluşalım," diye yazdı hızla.

Mesai bittiğinde Damla kafeye önden gitti. Köşedeki loş ve sakin masaya oturdu. Birkaç dakika sonra Can içeri girdi; montunu çıkarıp masaya yanaşırken yüzündeki o samimi gülüşle Damla’ya baktı.

"Bekletmedim umarım," dedi Can, sandalyesini çekip otururken.

"Yok, ben de yeni geldim," dedi Damla. İkisi de garip bir şekilde hem heyecanlı hem de ortak bir amaç için bir araya gelmenin verdiği o güçlü frekanstaydı.

Garsondan kahvelerini istedikten sonra Can öne doğru eğildi. "Durum düşündüğümüzden derin sanırım," dedi. "Berk bugün bitti bitti dirildi. Kızın kendisinden soğuduğunu sanıyor. Elya sana bir şey anlattı mı?"

Damla derin bir iç çekti. "Anlattı... Elya’nın babası Kenan Bey çok sert bir adammış. Berk’in adını duyduğu an kıyameti koparmış, Elya’ya Berk’le görüşmeyi tamamen yasaklamış. Elya da sırf Berk’in başı belaya girmesin, babası şirkete gelip olay çıkarmasın diye kendini geri çekiyor."

Can sıkıntıyla ıslık çaldı. "Vay arkadaş... Berk zaten yaralı adam. Elya uzaklaşınca 'Yine ben hatalıyım' diye kendini yiyor."

"İşte bu yüzden," dedi Damla, Can’ın gözlerinin içine bakarak. "Berk ve Elya’yı biz ayakta tutacağız. Onlar birbirlerine ulaşamıyorsa, köprü biz olacağız. Berk’in pes etmesine izin vermeyeceksin, ben de Elya’nın geriye çekilmesine izin vermeyeceğim."

Can gülümsedi. Damla’nın bu tuttuğunu koparan, dürüst ve zeki haline hayran kalmıştı. "Anlaştık partner," dedi elini uzatarak. Damla da gülümsedi ve Can’ın elini sıktı. O an aralarında sadece bir müttefiklik değil, tatlı, kaçamak bir çekim de filizlendi.

Tam o sırada, kafenin dışındaki caddeden geçen bir taksinin içindeki Selin, camdan kafeye doğru bakıyordu.

Işıklarda duran taksinin içinden Can ve Damla’nın baş başa, elleri sıkışmış bir halde gülüşeyerek konuştuğunu gördü. Yüzündeki o sahte, şeker gülücük anında dondu. Bakışları zehir gibi bir hırsla doldu.

"Siz ne çeviriyorsunuz arkamdan?" diye fısıldadı kendi kendine.

Selin, bu iki yeni dostun Elya ve Berk’i birleştirmek için bir kalkan oluşturduğunu sezdi. Panik ve kıskançlık bünyesini sardı. Hemen cebinden telefonunu çıkardı, Elya’nın annesi Nevin Hanım’ın numarasını buldu ve sinsi bir mesaj yazmaya başladı:

"Nevin Teyzecim iyi akşamlar, Elya bugün işte biraz dalgındı da Berk'le yine göz göze geldiklerini gördüm. Kenan Amcam duymadan Elya ile bir konuşsanız mı acaba? Ben çok endişeleniyorum..."

Taksi hareket ederken, Selin’in parmağı 'Gönder' tuşuna bastı. Yangına bir kova benzin daha dökülmüştü...

de bize ihtiyacı var."

Damla ekrana bakakaldı. Kaşları havalandı, dudaklarında hafif, şaşkın bir tebessüm belirdi. Kalbinin ritmi anlık bir sekteye uğramıştı. Can’ın ilk günden beri o rahat, dobra ve güven veren duruşu zaten dikkatini çekmişti ama böyle doğrudan, ikiliyi kurtarmak için hamle yapması içini ısıttı.

"Tamamdır, çıkışta orada buluşalım," diye yazdı hızla.

Mesai bittiğinde Damla kafeye önden gitti. Köşedeki loş ve sakin masaya oturdu. Birkaç dakika sonra Can içeri girdi; montunu çıkarıp masaya yanaşırken yüzündeki o samimi gülüşle Damla’ya baktı.

"Bekletmedim umarım," dedi Can, sandalyesini çekip otururken.

"Yok, ben de yeni geldim," dedi Damla. İkisi de garip bir şekilde hem heyecanlı hem de ortak bir amaç için bir araya gelmenin verdiği o güçlü frekanstaydı.

ile bir konuşsanız mı acaba? Ben çok endişeleniyorum..."

Taksi hareket ederken, Selin’in parmağı 'Gönder' tuşuna bastı. Yangına bir kova benzin daha dökülmüştü...