Bazen bir insanın sizden uzaklaşması, çekip gitmesinden çok daha fazla can yakar. Çünkü gittiğinde bittiğini bilirsiniz; ama aynı odadayken, aranızda sadece birkaç adım varken aranıza görünmez duvarlar örüldüğünde, o odadaki hava ciğerlerinize batmaya başlar.
Pazartesi sabahı ofise adım attığımda Elya’yı masasında buldum. Yüzünde garip bir durgunluk, gözlerinin etrafında ise uykusuzluktan örülmüş mor gölgeler vardı. Her zamanki gibi içten bir "Günaydın" demek için masasına yaklaştım.
"Günaydın Elya," dedim, sesimdeki o tanıdık sıcaklıkla.
Kafasını hızla kaldırdı. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir panik, bir tedirginlik şimşeği çaktı. Gözlerini benden kaçırıp etrafı süzdü.
"Günaydın Berk," dedi kısık bir sesle. Masasındaki dosyaları düzeltiyormuş gibi yaptı, yüzüme bile bakamadı. "İşler biraz yoğun bugün, hemen raporlara gömülmem lazım."
Olduğum yerde donakaldım. Birkaç gün önce yağmurun altında gözlerimin içine bakıp "İlk defa kaybetmedin" diyen kız, şimdi yüzüme bakmaktan kaçınıyordu. İçimdeki o yaralı Berk hemen zırhını kuşanmaya çalıştı: "Yine mi Berk? Yine mi aynı hikaye?"
Oysa Elya’nın içindeki yangından haberim yoktu.
Hafta sonu Elya için bir cehenneme dönüşmüştü. Annesi Nevin Hanım’ın attığı mesajın ardından, babası Kenan Bey durumu öğrenmişti. Kenan Bey; mahallesinde sözü geçen, ailesinin itibarını ve kızının güvenliğini her şeyin üstünde tutan, kuralları keskin bir adamdı. Geçmişte kızının yaşadığı kırgınlıklardan sonra sokaktaki, iş yerindeki her erkeğe potansiyel bir tehlike gözüyle bakıyordu.
Elya eve gittiği an Kenan Bey onu karşısına oturtmuş, Berk’in adını duyduğunu ve bu işin derhal biteceğini söylemişti: "Bizim öyle geçmişi belirsiz, iş yerindeki adamlara kaptıracak kızımız yok Elya. O çocukla arana mesafe koyacaksın. Bir daha adını duyarsam seni o işten alırım!"
Ama asıl tehlike, bu yangına körükle giden Selin’di.
Selin, hafta sonu "Elya’ya destek olma" bahanesiyle Elya’ların evine gitmiş, annesi Nevin Hanım’ın ve babası Kenan Bey’in gözünde adeta bir melek rolü oynamıştı. Mutfakta Nevin Hanım’a çay doldururken, "Nevin Teyze, Elya benim canım , tabii ki onu koruyacağım. Berk fena çocuk değildir aslında ama... İşte oteldeki eski iş yerinde hakkında bir sürü dedikodu çıkmış, geçmişi biraz karmaşıkmış. Elya’nın başı yanmasın diye ben de çok endişeleniyorum," diyerek zehri sarmıştı adeta .
Kenan Bey de Nevin Hanım da Selin’i "kızlarının iyiliğini düşünen sadık dost" sanıp ona minnettar kalmışlardı. Selin, aileyi arkadan arkaya öyle bir gazlamıştı ki, Elya’nın hareket alanı tamamen kilitlenmişti.
Pazartesi günü boyunca Elya benden kaçtı. Kahve molasına çıkmadı, yemeğe Damla ile gitti, mesai biter bitmez çantasını takıp hızla şirketten ayrıldı.
Selin ise bu karmaşanın ortasında bana yanaşıp, "Berkçim, Elya bugün biraz gergin, ailesiyle ilgili problemleri var galiba. Üzerine gitme istersen, biraz kendi haline bırak," diyerek aramızdaki o soğukluğu iyice derinleştirmeye çalıştı. Ama kafam o kadar doluydu ki, Selin’in bu lafları kulağımda sadece arka plan gürültüsü olarak kaldı.
Akşam çıkışında Can’la birlikte şirketin önünde dikiliyorduk. Can durumdaki garipliği çoktan sezmişti. Sigarasından bir nefes çekip omzuma vurdu.
"Oğlum Berk, senin bu suratının hali ne?" dedi. "Ağzını bıçak açmıyor. Elya ile aranızda bir şey mi oldu?"
"Bilmeyerek bir hata mı yaptım acaba Can?" dedim, gözlerimi caddeden geçen arabalara dikerek. "Yine mesafe koydu araya. Tam iyileşiyoruz derken yine aynı duvara tosladım."
"Saçmalama Berk," dedi Can net bir sesle. "Kızın gözlerindeki ifadeyi görmüyor musun? Senden kaçmıyor, sanki bir şeyden korkuyor. İçinde başka bir mevzu var bunun, dur bakalım kokusu çıkar."
O gece eve döndüğümde odamdaki sessizlik ilk defa bu kadar ağır geldi. Elya ile geçen hafta içtiğimiz o bir bardak kahvenin, ettiğimiz sohbetin yokluğu göğsüme oturdu. O yanımdayken zamanın nasıl aktığını anlamıyordum; şimdi ise saniyeler geçmek bilmiyordu.
O an, tam da o yalnızlığın ortasında ilk defa kendime dürüst oldum.
Bu hissettiğim şey sadece bir iş arkadaşına duyulan sempati ya da minnet değildi. Ben Elya’yı sadece hayatımda istemiyordum; ben Elya’sız yapamıyordum. Aramıza giren bu zorunlu mesafe, kalbimin en dipteki saklı gerçeğini yüzüme çarpmıştı: Ben Elya’ya arkadaştan çok daha öte bir duyguyla, sarsılmaz bir aşkla bağlanmışım...
Aynı saatlerde Elya da odasında pencereden dışarı bakıyor, elinde tuttuğu telefonuna bakıp gözyaşlarını siliyordu. O da biliyordu... Bu sessizlik bir kopuş değil, ikimizin de içindeki o devasa hissin ilk uyanışıydı