İçeriğe geç

BÖLÜM 10: YENİ RÜZGARLAR, GİZLİ GÖLGELER

Hayat bazen bir sahneyi temizler, sonra o sahneye bambaşka oyuncular sürer. Tolga Bey olayının ardından ofisteki sular durulmuş, ekip içinde yeni bir yapılanmaya gidilmişti.

Pazartesi sabahı masama oturduğumda, yan masama çantasını pat diye bırakan, uzun boylu, güler yüzlü ve enerjisi oldukça yüksek bir çocukla göz göze geldim.

"Selam dostum! Ben Can," dedi elini uzatarak. Sesi o kadar içten ve teklifsizdi ki, insan ister istemez gardını indiriyordu. "Bugün ilk günüm, buraların yabancısıyım. Biri bana kahve makinesinin yerini göstermezse kriz geçirebilirim."

Dudaklarımda samimi bir tebessüm belirdi. "Ben Berk," dedim elini sıkarak. "Gel, kahve benden olsun."

Can ile ilk dakikadan itibaren garip bir frekans yakaladık. O, benim lise yıllarımda hayalini kurduğum ama hiç sahip olamadığım o 'harfi harfine güvenilir' arkadaş tipine uyuyordu. İçinde zerre hesap kitap yoktu; ne düşünüyorsa pat diye söylüyor, lafı evirip çevirmiyordu. Bana geçmişimi sormadı, yargılamadı; sadece olduğum gibi kabul etti.

Öğlene doğru Can’la kahve alanında laklak ederken bana döndü, "Berk, farkında mısın bilmiyorum ama sen çok fazla arkana bakarak yürüyorsun," dedi birden.

Şaşırdım. "Nasıl yani?"

"Yani insanlara bakarken hep 'Bana ne zaman kazık atacak?' diye bekler gibisin," dedi kahvesinden bir yudum alıp. "Rahat ol oğlum. Bu dünyada şerefsiz çok ama bak, ben varım artık. Bir şey olursa arkanda dururuz."

İçimden bir şeylerin eridiğini hissettim. Bir erkeğin başka bir erkeğe verebileceği en hesapsız güvenceydi bu.

Öğle yemeği için yemekhaneye geçtiğimizde Elya ve Selin masadaydı. Can’ı onlarla tanıştırdım. Can, Selin’in aşırı neşeli ve flörtöz muhabbetlerine kibarca karşılık verip daha çok benimle ve Elya’yla ilgilendi.

Tam yemeğe başlamıştık ki, Elya’nın arkasından iki el gözlerini kapattı.

"Tahmin et bakalım kim?" dedi neşeli bir kadın sesi.

Elya donakaldı, sonra hızla arkasını döndü. "Damla?!" diye çığlık attı adeta. Sandalyesinden fırlayıp karşısındaki kıza sarıldı. "Senin ne işin var burada?"

Karşımızdaki kız, net bakışları ve samimi gülüşüyle duran Damla’ydı. "Sana sürpriz yapmak istedim!" dedi Elya’ya sımsıkı sarılarak. "Şirketteki pozisyon başvurum kabul edildi, İnsan Kaynakları ile işlemleri hallettim. Bugün ilk günüm! Artık beraberiz."

Elya’nın yüzündeki o saf mutluluğu görmek içimi ısıttı. Damla masaya oturdu, herkesle neşeyle tanıştı. Selin de abartılı bir coşkuyla "Ayy çok sevindim, harika bir ekip olacağız!" diyerek Damla’ya sarıldı. Damla da içtenlikle gülümsedi Selin’e.

Sohbet koyulaştı, kahkahalar atıldı. Berk, Elya, Can, Damla ve Selin... Dışarıdan bakıldığında harika bir beşli grup gibi görünüyorduk.

Ancak yemeğin sonuna doğru Elya, Damla’yla heyecanla bir şeyler konuşmak için masadan biraz uzaklaştığında ve Can da tepsileri bırakmaya gittiğinde masada sadece Selin ve ben kaldık.

Selin masada duran Elya’nın telefonuna baktı. Elya’nın ekranına bir mesaj bildirimi düşmüştü.

Selin, etrafı çaktırmadan süzdü. Benim yan masadaki biriyle konuştuğumu sandığı o saniyelik anda, elini çok doğal bir hareketle uzatıp Elya’nın telefonunu hafifçe kendine doğru çevirdi. Ekrandaki mesajı okudu.

Mesaj, Elya’nın annesinden geliyordu: "Kızım, Berk adındaki o çocukla görüşmeni istemiyorum, baban duyarsa çok kızar."

Selin mesajı okuduğu an, dudaklarının kenarında öyle karanlık, öyle tatmin olmuş sinsi bir tebessüm belirdi ki... Yüzündeki o melek maskesi bir saniyeliğine tamamen düştü. Mesajı okuduktan sonra telefonu tam eski yerine, milim kaydırmadan geri koydu.

Hemen ardından kafasını kaldırıp bana döndü ve o şeker gibi gülücüğünü takındı: "Berkçim, siz Elya ile çok tatlı bir ikili oldunuz ya, Elya seni anlata anlata bitiremiyor," dedi pamuk gibi bir sesle.

Gülümsedim ama arkamı döndüğümde soğuk bir ter damlası süzüldü sırtımdan. Selin’in o telefona bakarkenki ve o mesajı okurkenki yüz ifadesi...

Okuyucu o an anladı: Selin sadece kıskanç değil, Elya’nın hayatındaki bu hassas noktayı Berk’e karşı kullanmak için pusuda bekleyen bir tehlikeydi. İlk maske düşmüştü.