İçeriğe geç

Bölüm 5

"Greenara'ya gidip kraliçeyle görüşmeliyiz. Vaktimiz gerçekten tükeniyor. Rüyaya dalman bazı günler mümkün olmayabilir. Ve yine Chrion sokağında uyanırsan Winterrose seni bizden önce bulup kaçırabilir." Yine asla anlayamadığım cümleler duyuyordum. "Winterrose kim? Neler saçmalıyorsunuz yine. Şuan rüyadayım ve hiç bir şey gerçek değil, olamaz da! Sabah uyanıp okuluma gidip hayatıma devam edeceğim. Siz gerçek değilsiniz. Beni artık rahat bırakın." Onlardan çok kendimi ikna etmeye çalışıyor gibi konuşuyordum. Çaresizlik tüm bedenimi sarmıştı. Zarek hızlıca yanıma gelip cebinden bir bıçak çıkardı ve kolumu tutup üzerine çizik attı. Derin bir kesik değildi ama bir anda çok korktum ve bu hareketi karşısında şoka girdim. "Sen delirdin mi? Ne yaptığını sanıyorsun?" dememle başım dönmeye başladı ve her yer karardı.

Yağmur'un bana seslenmesiyle uyandım. "Hadi uykucu, uyan artık okula geç kalacağız." Gözlerimi açtığımda başım hala dönüyordu. Hemen koluma baktım ve gözlerime inanamadım. Bu gerçek olamazdı! Tamda aynı yerde bir kesik vardı. Ve dokunduğumda acıyordu bile. Rüyadayken başıma daha kötü bir şey gelse ne olacak diye korkuya kapıldım. Hala koluma şaşkınlıkla bakıyordum. Bu kesik rüyalarımın aslında tam olarak rüya olmadığı anlamına mı geliyordu yani. Ama öyleyse bana olan şey neydi? Başka yerde uyumakla falan çözülemeyecek bir durumun içine düştüğümü kabullenmem gerekiyordu artık sanırım.

" Dün gece kabus falan görmedin değil mi? Ben seni korurum demiştim." Yağmur beni koruyabileceğini sanıyordu. Ama olayı tam olarak çözmeden Yağmur'a bir şey anlatmak istemiyordum. O yüzden yara izimi sakladım ve normal davranmaya çalıştım. "Evet, sayende günler sonra huzurla uyudum." deyip gülümsemeye çalıştım. O da her zamanki neşeli tavrıyla okul için hazırlanmaya başladı.

Rüyamı düşünmeden edemiyordum. Tarot kartlarına baktığımda bir şeyler hissettiğimin farkındaydım ama yine de bu hiç bir anlama gelmiyordu. Ben kesinlikle aradıkları kişi değilim diye düşündüm. O ikizler beni garip bir yere götüreceğini söylemişti. Ayrıca kırmızı gözlü kadını unutmamalıydım. İkizlerde onun tehlikeli biri olduğundan bahsetmişti. Daha fazla korkmaya başlamıştım ve bu işten nasıl kurtulurum bunu düşünmem gerekiyordu. Ama şuan hazırlanıp okula gitmeliydik.

Benim yüzümden Edebiyat dersine biraz geç kalmıştık ama Elvin hoca bana hiç kızmazdı çünkü en iyi öğrencisi bendim. Edebiyat en sevdiğim dersti ve Elvin hocada benim için çok özel biriydi. Bir sorunum olduğunda onunla rahatça konuşabiliyordum. O bizim rehber öğretmenimiz ve hepimizle ilgilenmeyi seven genç bir öğretmendi. Bazen şiirler yazıp ve ona gösterirdim. Hepsini özenle okuyup daha çok yazmam için beni teşvik ederdi. Konuşma konusunda iyi sayılmasam da yazma konusunda daha başarılı sayılırdım. Ders sonunda Elvin hoca beni yanına çağırdı ve "Luna, bugün kafan hiç derste değildi. Ödevini bile yapmamışsın. Bir sorun mu var? Bana anlatabileceğini biliyorsun, değil mi?" diye sordu. Haklıydı ama bu diğer sorunlarım gibi ona anlatabileceğim bir şey değildi maalesef. Belki bir gün cesaretimi toplarsam ona anlatıp yardım isteyebilirdim ama şuan olmazdı. "Özür dilerim hocam. Biraz yorgunum sadece. Bir daha böyle bir şey olmayacak emin olabilirsiniz." dedim.

Eve geldiğimde annem bir gece beni göremediği için özlediğini söyleyip durdu. Annem çok korumacı biridir. Babam daha rahat ve özgürlüğümü kısıtlamayan biriyken, annem korumacı tavrı yüzünden bazen fazla zorlayıcı olabiliyor. Benim iyiliğimi istediğinin farkındayım, o yüzden onu anlamaya çalışıyorum. Ama bazen bir türlü anlaşamıyorduk. "Güzel kızımın en sevdiği yemeği yaptım. Hadi üstünü değiştirip hemen sofraya gel." Tabi ki en sevdiğim yemek yaprak sarmaydı. Ve annem çok lezzetli yapıyordu. Bunu duyunca moralim biraz yerine gelmişti. Karnımı doyurup ödevlerimi halletmem gerekiyordu. Tabi sonra gece olup uyumam gerektiğini düşününce karnıma bir ağrı saplandı. Bu gece o ikizlerle görüşme isteğim hiç yoktu ama bakalım yine kabuslar görecek miydim.