Selen Hanım ve Mert Bey, Arca’nın evde sürekli ekran karşısında vakit geçirmesini istemiyorlardı. Bu yüzden Arca’yı ve kardeşi Asel’i alıp denize götürdüler.
Arca denizi çok sevmişti. Sürekli suya girip çıkıyor, kovasına su doldurup kıyıya getiriyor ve kardeşi Asel’i bu suyla ıslatıyordu. Hava güneşli olsa da hafif bir rüzgâr esiyordu.
Mert Bey, Arca’yı birkaç kez uyardı:
— Arca, sürekli suya girip çıkma oğlum. Rüzgâr var, hasta olabilirsin.
Arca, babasının sözlerini pek önemsemiyor ve denize girip çıkmaya devam ediyordu.
Bir süre sonra Mert Bey, Selen Hanım’a dönerek:
— Artık kalkmamız gerekiyor. Böyle devam ederse Arca hasta olacak, dedi.
Selen Hanım da çocukları denizden çıkmaları için ikna etti. Tam eve gitmek üzere yola koyulmuşlardı ki Arca, yol üzerinde çocukların oynadığı bir park gördü.
— Anne, baba! Parka gidelim mi? Ben biraz oynamak istiyorum, dedi.
Selen Hanım ve Mert Bey, Arca’nın denizden yeni çıktığını ve havanın giderek serinlediğini söylediler. Fakat Arca parka gitmek konusunda oldukça kararlıydı.
— Lütfen! Sadece biraz oynayacağım. Ne olur!
Arca sonunda anne ve babasını ikna etti ve parka gittiler.
Bir süre oyun oynadılar. Ancak hava kararmaya yaklaşmış, rüzgâr da giderek şiddetlenmişti.
Selen Hanım:
— Artık gitmeliyiz oğlum. Hava soğudu, hasta olacaksın, dedi.
Arca ise:
— Ne olur beş dakika daha oynayayım, diye karşılık verdi.
Mert Bey oğlunun isteğini kırmak istemedi.
— Hadi, son oyunun olsun. Beş dakika daha oynayalım, dedi.
Arca oyununa devam etti. Beş dakika geçtiğinde Mert Bey:
— Bak oğlum, senin istediğin gibi beş dakika daha oynadık. Artık gitmemiz gerekiyor. Daha fazla kalırsak gerçekten hasta olabilirsin, dedi.
Ama Arca hâlâ eve gitmek istemiyordu.
Bunun üzerine Selen Hanım:
— O hâlde biz gidiyoruz Arca, dedi.
Mert Bey ve Selen Hanım, Asel’i de yanlarına alarak parkın çıkışına doğru yürümeye başladılar.
— Arca, biz gidiyoruz! Sen de gelmek istersen arkadan gelebilirsin, dediler.
Arca, anne ve babasının gerçekten gittiğini görünce onların arkasından koştu.
— Off! Tamam, ben de geliyorum! diye söylendi.
O gece Arca oldukça huysuzdu. En küçük şeylere bile kızıyor, söyleniyor, hatta zaman zaman ağlıyordu. Selen Hanım ve Mert Bey onun neden böyle davrandığını anlayamamışlardı.
Sonunda Arca uyudu.
Ertesi sabah Mert Bey erkenden kalkmış, Arca ve Asel’e yiyecek hazırlıyordu. Bir süre sonra Arca babasının yanına geldi.
— Baba, popomda bir ıslaklık var. Ne olduğuna bakar mısın? dedi.
Mert Bey Arca’nın altına baktığında durumu hemen anladı.
— Hay aksi! Arca, fark etmedin mi? Altına kaçırmışsın.
Arca şaşkın bir şekilde:
— Baba, gerçekten ben isteyerek yapmadım, dedi.
Mert Bey oğlunu sakinleştirdi.
— Biliyorum oğlum. Ama bundan sonra tuvaletin geldiğini hissettiğinde hemen tuvalete gitmelisin.
O sırada Arca’nın ishal olduğu da fark edildi.
Mert Bey, Arca’nın altını değiştirirken Arca bir anda kusmaya başladı.
Gün içerisinde kusması birkaç kez daha tekrar etti. Tuvalete çıktığında ise dışkısı neredeyse su gibiydi.
Selen Hanım ve Mert Bey, Arca’nın durumunun düzelmemesi hâlinde doktora götürmeleri gerektiğini düşündüler.
Mert Bey:
— Önce biraz haşlanmış patates yapalım. Belki yiyebilir. Bir de nane-limon hazırlayalım, dedi.
Selen Hanım nane-limon hazırlarken Mert Bey de Arca için biraz patates yaptı.
Arca patatesten biraz yedi ve ardından uyudu.
Bir süre sonra uyandığında daha iyi görünüyordu ancak hâlâ halsiz ve bitkindi.
Derken Arca babasına dönerek:
— Baba, çikolata yemek istiyorum, dedi.
Selen Hanım ile Mert Bey birbirlerine baktılar.
Bu, Arca’nın iştahının geri geldiğinin güzel bir işaretiydi.
Arca, babasının hazırladığı çikolatayı iştahla yemeye başladı.
— Baba, limonata da içmek istiyorum.
Ardından biraz daha patates yedi.
Arca’nın yeniden yemek istemesi Selen Hanım ve Mert Bey’i çok mutlu etmişti. Arca yavaş yavaş toparlanıyor gibiydi.
Mert Bey, oğlunun yanına oturdu.
— Bak oğlum, dün sana denizden çıkıp parka gitmenin doğru olmadığını ve hasta olabileceğini söylemiştim. Parkta da hava soğuyup rüzgâr çıktığında artık eve gitmemiz gerektiğini söyledim. Ama sen biraz daha kalmak için ısrar ettin.
Arca başını öne eğerek babasını dinliyordu.
Mert Bey devam etti:
— Eğer dün bizi biraz daha dikkatli dinleseydin, belki bugün bunları yaşamayacaktın. Bundan sonra sana bir konuda uyarıda bulunduğumuzda neden söylediğimizi düşünmeni ve bizi daha dikkatli dinlemeni istiyorum. Çünkü sonunda zarar gören sen olabilirsin.
Arca bir süre sessiz kaldı. Sonra başını kaldırıp:
— Tamam babacığım. Bir dahaki sefere daha dikkatli olurum, dedi.
Yaşadığı bu olay Arca’yı oldukça etkilemişti. Anne ve babasının uyarılarını daha fazla dikkate alması gerektiğini artık daha iyi anlamıştı.
Anne ve babalar, çocuklarının kötülüğünü istemezler. Onları tehlikelerden korumak ve başlarına kötü bir şey gelmesini engellemek için uyarırlar.
Çocuklara düşen ise anne ve babalarının söylediklerini dikkatle dinlemek ve neden böyle söylediklerini anlamaya çalışmaktır.
Arca da o gün yaşadığı bu olaydan önemli bir ders çıkarmıştı.