İçeriğe geç

1

Gözümü açtığımda yine o vardı. Gerçi burada olduğunu bilmek için gözümü açmama gerek yoktu. Kokusu tüm odayı doldurmuştu. Jilet gibi takımı ile başıma dikilmiş, meleksi gülüşüyle beni izliyordu.

“Ne zaman gideceksin sen?” Yataktan doğrulup bir kenara attığım tişörtümü üzerime geçirdim.

 “Sana da günaydın güzelim. Ters tarafından mı kalktın?” Gelip yanıma oturdu. Oturduğu yer çökmesine rağmen benden hala uzundu. Eskiden koklamaya doyamadığım parfüm kokusu burnuma geliyordu. Ve kahretsin ki yine doyamıyordum.

“Sorumu cevaplayacak mısın?” diyerek kalktım. Kendimi toparlamam lazımdı. Aynanın önün geçip saçımı toplarken yansımamdan beni izlediğini görebiliyordum. O hep böyleydi gerçi. Ne yaparsam yapıyım sanki bunu dünya üzerinde yapan ilk insanmışım gibi bir merak ve hayretle beni izler sonra da gelip boynuma bir öpücük kondururdu. Ama bu eskidendi, çok eskiden.

“Gitmeyi? Düşünmüyorum. Ve bu arada bugün sana kimse ne kadar güzel olduğunu söyledi mi? Çünkü öylesin.” Göz devirerek banyoya girdim. “Saygıyla söylüyorum. Kes sesini.”

Duşa girip dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladım. Bugün için yapmam gereken çok şey vardı. Son zamanlardaki performans düşüşüm babamı çok kızdırmıştı ve bu yüzden bana daha çok iş veriyordu. Eğer şanslıysam buluşmaya belki yetişebilirdim.

Kahverengi kumaş pantolonumu giyip üstüm için bir şeyler bakarken en sevdiği rengin mavi olduğu aklımdan çıkmıyordu. “Neden? Neden bunu umursuyorum ki?” diye mırıldanırken elim buz mavisi gömleğe uzanıyordu.

Mutfağa girdiğimde dünden kalma kahveyi içerek oturuyordu. Beni görür görmez uzun bir ıslık çaldı. “Ne diyeceğimi bilemiyorum affet. Güzelliğin karşısında tutulan dilim bana ihanet ediyor. Yoksa iltifatsız kalmamalı böyle bir afet. İnan çok zor şu an kendimi-” Elimi ağzının üzerine kapatıp gülümseyerek fısıldadım “Kapa. Çeneni. Yoksa o hain dilini bizzat kendi ellerimle koparırım.”

Avcuma ufak bir öpücük bıraktığında hızlıca uzaklaştım. “Görmeyi çok isterim. Hadi göster, istersen direnmemem için beni bağlayabilirsin.” Yarım bıraktığı kahvesinden büyük bir yudum alıp ona geri verdim. “Emin ol ben de göstermeyi çok isterdim ancak çok işim var. Belki sonra. Hadi bay!” deyip ayakkabılarımı giydiğimde somurtuyordu.

“Arabasını gördüm. Seni o mu işe bırakacak, yine?” Kafamı kaldırmadan yanıtladım. “Aynen. Sabah burada işi varmış. Zaten akşam birlikte dışarı çıkacaktık.”

“Onunla son zamanlarda çok görüşüyorsun. Neden?”

“Bilmem. Canım istiyor galiba. Aa! Bak benim daha güzel bir sorum var. Sanane?”

“Çünkü seni önemsiyorum, çünkü seni seviyorum. Ve onun hakkında hiçbir şey bilmiyor olmam beni çıldırtıyor.”

“Ne tesadüf! Umrumda değil” Kafamı kaldırıp soğuk bir şekilde beni izleyen gözlerine baktım. “Çünkü benimle ilgili hiçbir şey seni ilgilendirmez. Çünkü seni sevmiyorum.”

“Öyle mi?”

 “Öyle.”

Bana doğru yürümeye başladı. “Kendini istediğin kadar kandırabilirsin. İstersen beni önemsemediğini söyle, istersen gıcık olduğunu.” Tam önümde durdu. “İstersen benden nefret ettiğini ve bir kaşık suda boğmak istediğini. Ki-” Hafifçe gülümsediğinde gözlerimi kaçırdım. Bundan hoşlanmamış bir ifadeyle çenemi parmaklarının ucuyla kaldırıp ona bakmamı sağladı.

“Ama sakın, sakın beni sevmediği söyleme. Duygularını yok sayma. Beni özlediğini sayıklayarak ağladığın kabusları yok sayma.”

“Gece de mi? Sen şu ana kadar gördüğüm en büyük pisliksin! Gerçi ne bekliyorsam…” Aniden eğilip gözlerimin tam içine baktı. “Ama senin pisliğinim, değil mi?” Arkamı dönüp hışımla evden çıktım. “Bununla uğraşamam.”

Kafamı toparlamak için 16. Kattan aşağı merdiven inmek en iyi fikir değildi çünkü attığım her adımda ne kadar da haklı olduğu yüzüme daha çok çarpıyordu. O benim pisliğimdi. Onu önemsiyordum, onu seviyordum ve onu gerçekten çok, ama çok özlüyordum. Ağzından çıkan her laf doğruydu ve bu benim sinirimi daha çok bozuyordu.

“Pislik herif.” Attığım her adım, indiğim her basamak bu gerçeklerin kafamın içine daha çok işlenmesine sebep oluyordu.