Uyandığımda ilk düşündüğüm şey, kadının sesiydi.
Annenin sana anlattığı doğum hikâyesinin hiçbir kelimesine inanma.
Bu cümle, gece boyunca zihnimde dönüp durmuştu. Ne zaman gözlerimi kapatsam aynı sesi duyuyor, ne zaman uykuya yaklaşsam odanın karanlığında birinin beni izlediğini hissediyordum.
Yatağın kenarına oturdum.
Boynumdaki işaret hafifçe sızlıyordu. Parmaklarımı üzerine koyduğumda göğsümdeki ikinci kalp de karşılık verdi.
“Neris?”
“Buradayım.”
“Dün geceki sesi duydun.”
“Evet.”
“Bana söylemediğin bir şey var mı?”
Neris bir süre sustu.
“Hatırlamadığım şeyler var.”
“Bu, cevap vermemek için iyi bir yol.”
“Veyra, ben de ne olduğumu bilmiyorum.”
İlk kez bu kadar açık konuşuyordu.
“Senin çocukluk arkadaşınım. Bunu biliyorum. Seninle aynı odada büyüdüğümü hatırlıyorum. Elini tuttuğumu, birlikte uyuduğumuzu, birbirimize verdiğimiz sözleri hatırlıyorum. Ama bunların hepsinin bana ait olduğundan emin değilim.”
Göğsümdeki ritim hızlandı.
“Bunları sen yaşadın.”
“Yaşadığımı hatırlıyorum.”
“Aradaki fark ne?”
“Belki de hiçbir şey. Belki de her şey.”
Başımı ellerimin arasına aldım.
“Benden ne saklanıyor?”
Neris'in sesi yumuşadı.
“Bilmiyorum. Ama bir şeyi biliyorum.”
“Neyi?”
“Beni hatırlamaya başladığından beri başka biri de uyanıyor.”
Odaya sessizlik çöktü.
“Fotoğraftaki kadın mı?”
“Belki.”
“Peki neden şimdi?”
Neris cevap vermedi.
Çünkü ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Belki de kadın hiçbir zaman uyumamıştı.
Othrys'i eski binanın arka tarafındaki odada buldum.
Masasının üzerinde birkaç belge duruyordu. Beni görünce elindekileri bir kenara bıraktı. Yüzündeki yorgunluk, son günlerde olduğundan daha belirgindi.
“Konuşmamız gerekiyor,” dedim.
“Biliyorum.”
“Doğumum hakkında.”
Othrys'in bakışları boynuma kaydı.
“Ne öğrenmek istiyorsun?”
“Annem beni doğurduğunda yanımda mıydı?”
“Evet.”
“Beni ilk gördüğünde ne yaptı?”
Bir süre cevap vermedi.
“Bunu neden soruyorsun?”
“Çünkü bana anlatılan hikâyenin doğru olmadığını düşünüyorum.”
Othrys derin bir nefes aldı.
“Moraeth seni kucağına aldığında ağladı.”
“Mutluluktan mı?”
“Hayır.”
“Öyleyse neden?”
Othrys gözlerini benden kaçırdı.
“Senin için değil, senin içindeki şey için ağladı.”
Bir an nefes alamadım.
“Ne demek bu?”
“Doğduğunda seni kaybedeceğini düşündü.”
“Ben zaten doğmuştum.”
“Bedenin doğmuştu.”
“Peki ya ben?”
Othrys cevap vermedi.
Bir adım yaklaştım.
“Ben doğduğumda ağlamamışım. Bunu daha önce de söyledin. Kalbim durmuş, sonra yeniden atmış. Ama bana hiçbir zaman o odada başka ne olduğunu anlatmadın.”
“Çünkü hatırladığım her şey doğru değil.”
“Sen de mi?”
“Bazı geceler doğumunu hatırlıyorum. Bazı geceler aynı odayı görüyorum ama orada sen olmuyorsun.”
“Kim oluyor?”
Othrys'in yüzü gerildi.
“Bilmiyorum.”
“Fotoğraftaki kadın mı?”
Bu kez gözlerini kaldırdı.
“Onun hakkında ne biliyorsun?”
“Annemin onu geri getirmek için beni doğurduğunu.”
Othrys masanın kenarına tutundu.
“Bunu sana kim söyledi?”
“Bir kayıt.”
“Ne kaydı?”
“Kadının sesi. Beni adıyla çağırdı.”
Othrys uzun süre konuşmadı.
Sonunda başını eğdi.
“Demek yeniden başladı.”
“Ne başladı?”
“Hatırlama.”
Othrys, Moraeth'in doğumdan önce tuttuğu kayıtların bir bölümünü bana gösterdi.
Belgeler, eski arşivin kilitli bölümündeydi. Bazılarının üzerindeki tarihler silinmiş, bazılarıysa bilerek kesilmişti.
İlk sayfada Moraeth'in el yazısıyla kısa bir not bulunuyordu:
Bedenin hazırlanması yeterli değil. Hatıranın da kabul etmesi gerekiyor.
Sayfayı çevirdim.
İlk taşıyıcıyla kurulan bağ, doğrudan aktarılamaz. Yeni bir beden gerekir. Ancak bedenin kendi hatıraları oluşmaya başladığında eski hatıralar geri dönebilir.
Bir sonraki satırda tek bir kelime vardı.
Doğum.
Altında ise başka bir cümle:
İlk nefes, bedenin kendisini kabul ettiği andır.
Sayfaları çevirmeye devam ettim. Sonra kendi adımı gördüm.
VEYRA
Adımın yanında bir tarih bulunuyordu.
Doğum tarihim.
Ancak hemen altında başka bir kayıt daha vardı.
İlk muayene: 04.17
Doğum: 05.02
Belgeyi tekrar okudum.
“Bu imkânsız.”
Sevran, yanımda duruyordu. Othrys de masanın diğer tarafındaydı.
“Ne var?” diye sordu Sevran.
Belgeyi ona uzattım.
“Ben doğmadan önce muayene edilmişim.”
Sevran satırları dikkatle inceledi.
“Belki saat yanlış yazılmıştır.”
“Bütün kayıtlar mı yanlış?”
Othrys belgeyi elimden aldı.
“Bunu daha önce görmüştüm.”
Başımı ona çevirdim.
“Ne?”
“Bu kaydı.”
“Öyleyse neden söylemedin?”
“Çünkü ilk muayenenin ne anlama geldiğini bilmiyordum.”
“Kim yaptı?”
Othrys cevap vermedi.
“Bana bak. Kim yaptı?”
“Bilmiyorum.”
Belgenin alt kısmında küçük bir imza vardı.
Moraeth.
İmzanın yanında tek bir not bulunuyordu:
Hatıra bedene yerleşti.
Parmaklarım uyuştu.
“Ben doğmadan önce burada ne vardı?”
Sevran gözlerini kapattı.
Othrys ise masaya baktı.
“Bilmiyoruz,” dedi sonunda.
Ama bu kez ona inanmadım.
O günün ilerleyen saatlerinde Neris yeniden konuştu.
Önce yalnızca sesini duydum. Sonra odanın görüntüsü değişmeye başladı.
Gözlerimi kapattığımda kendimi beyaz duvarlı, penceresiz bir yerde buldum.
Burası çocukluk evimiz değildi.
Taş duvarların yerini soğuk, düz yüzeyler almıştı. Tavandaki ışık gözlerimi acıtıyordu. Odanın ortasında küçük bir yatak vardı.
Yatağın yanında Moraeth duruyordu.
Kucağında bir bebek vardı.
Biraz ileride, yüzünü seçemediğim bir kadın oturuyordu.
Moraeth bebeğin yüzüne bakarken konuştu:
“Beden hazır olduğunda, hatıra geri dönecek.”
Kadın başını kaldırdı.
“Ya hatıra geri dönmek istemezse?”
Moraeth bebeği biraz daha sıkı tuttu.
“O zaman onu hatırlayacak birini bulacağız.”
“Ya kimse kalmadıysa?”
“Birileri kalır.”
Kadın bir süre sustu.
Sonra bebeğe baktı.
“Bu çocuk onun yerini tutamaz.”
Moraeth'in yüzü sertleşti.
“Yerini tutmasını istemiyorum.”
“Öyleyse ne istiyorsun?”
Moraeth cevap vermeden bebeğin alnına dokundu.
“Geri dönmesini.”
Görüntü bir anda değişti.
Bu kez aynı odada yalnızca iki kişi vardı. Kadın ve bebek.
Kadın yatağın kenarına oturmuş, bebeğin küçük elini tutuyordu.
“Bunu ona yapmamalıydın,” dedi.
Moraeth'in sesi uzaktan duyuldu.
“Başka seçeneğim yoktu.”
“Her zaman bir seçeneğin vardı.”
“Onu kaybetmeyi seçemezdim.”
Kadın bebeğin elini bıraktı.
“Sen zaten onu kaybettin.”
Görüntü karardı.
Gözlerimi açtığımda yatağın kenarında oturuyordum. Ellerim titriyordu.
“Neris?”
“Buradayım.”
“Az önce ne gördüm?”
“Hatırladığım bir şey.”
“Bebek ben miydim?”
Neris cevap vermedi.
“Bana söyle.”
“Evet.”
“Peki o kadın kimdi?”
Neris'in sesi kısıldı.
“Bilmiyorum.”
“Sen orada mıydın?”
“Evet.”
“Beni gördün mü?”
“Evet.”
“Doğduğumu mu gördün?”
Neris'in cevabı gecikti.
“Hayır.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek doğduğumu görmedin?”
“Sen oradaydın. Ama doğduğunu görmedim.”
Bir süre hiçbir şey söyleyemedim.
Neris devam etti:
“Hatırladığımda sen zaten vardın.”
Sevran'ı bulduğumda eski binanın önündeydi.
Bana baktığında yüzümdeki ifadeden bir şeyler olduğunu anlamış olmalıydı.
“Ne oldu?”
“Moraeth'in kayıtlarını gördüm.”
“Hangilerini?”
“Doğumumdan önceki kayıtları.”
Sevran'ın bakışları değişti.
“Ne buldun?”
“İlk muayenem doğum saatimden önce yapılmış.”
Sevran sustu.
“Bunu biliyor muydun?”
Bir süre sonra başını salladı.
“Evet.”
“Ne zamandır?”
“Yıllardır.”
“Peki neden bana söylemedin?”
“Çünkü o gece orada değildim.”
“Sonra?”
“Sonra Moraeth bana bir görev verdi.”
“Ne görevi?”
Sevran derin bir nefes aldı.
“Sen doğduğunda ilk nefesini dinlememi istedi.”
“İlk nefesimi mi?”
“Evet.”
“Neden?”
“Bir bedenin kendisine ait olup olmadığını anlamak için.”
Göğsümdeki ikinci kalp hızlandı.
“Bana ait olup olmadığını mı?”
Sevran başını eğdi.
“Moraeth, ilk nefesin her şeyi belirleyeceğine inanıyordu.”
“Ne duydu?”
Sevran'ın yüzünde eski bir korku belirdi.
“İlk nefesini duyduğumda odada başka bir nefes daha vardı.”
“Kimindi?”
“Bilmiyorum.”
“Bir bebek mi?”
“Hayır.”
“Öyleyse kimin?”
Sevran gözlerini bana çevirdi.
“Odada başka kimse yoktu.”
Bir adım geri çekildim.
“Nasıl yani?”
“Senin nefesin vardı. Bir de ikinci bir nefes.”
“Belki de Neris'ti.”
“Hayır.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü o nefes senden gelmiyordu.”
“Peki nereden geliyordu?”
Sevran cevap vermedi.
“Bana anlatmadığın başka ne var?”
“Bir şey daha var.”
“Ne?”
Sevran uzun süre sustu.
“İkinci nefes, senin ilk nefesinden önce başlamıştı.”
O gece Moraeth'in belgelerini yeniden inceledim.
Artık yalnızca doğum kayıtlarını değil, tarihler arasındaki bağlantıları da arıyordum.
Bir dosyanın içinde iki ayrı tarih buldum.
İlki benim doğum günümdü.
İkincisi, fotoğraftaki kadının kaybolduğu gündü.
İki tarihin yanında farklı başlıklar vardı.
Birinci doğum: Beden.
İkinci doğum: Hatıra.
İkinci tarihe baktım.
Kadının kaybolduğu gün.
Benim doğumumdan yıllar önce.
Yani Moraeth'in kayıtlarına göre, benden önce bir şey doğmuştu.
Ama bu bir bebek değildi.
Bir hatıraydı.
Belgenin altındaki son satırı okumak için sayfayı biraz daha yaklaştırdım.
İlk taşıyıcının hatırası, yeni bedenin ilk nefesiyle birlikte uyandırılacaktır.
Kâğıdı masaya bıraktım.
“Bütün bunlar benim doğumum için miydi?”
İçimdeki ses cevap verdi.
“Hayır.”
Başımı kaldırdım.
“Öyleyse ne için?”
“Benim dönüşüm için.”
“Sen kimsin?”
“Bunu hâlâ anlamadın mı?”
“Hayır.”
“Çünkü sen kendini başlangıç sanıyorsun.”
Göğsümdeki ikinci kalp sertçe attı.
“Ben kimin bedenindeyim?”
Ses bir süre sustu.
Sonra konuştu.
“Senin bedeninde.”
“Öyleyse ne istiyorsun?”
“Hatırlamanı.”
“Neyi?”
“Beni.”
Gözlerimi kapattım.
“Sen benim içimde doğmadın, değil mi?”
Sesin cevabı neredeyse şefkatliydi.
“Hayır, Veyra.”
Bir nefeslik sessizlik.
“Sen benim içimde doğdun.”
O gece aynanın karşısında uzun süre kaldım.
Yüzüme baktım.
Gözlerime, burnuma, dudaklarıma…
Bana ait olduklarından emin olduğum her ayrıntıya.
Sonra boynumdaki işareti gördüm.
Bir anlığına çizgiler yer değiştirdi. Sanki sembol, derimin üzerinde değil de çok daha derinlerde bir yerde hareket ediyordu.
Elimi göğsüme koydum.
İkinci kalp attı.
Ardından birinci.
Sonra ikisi de sustu.
Aynadaki yansımam bana bakmaya devam ediyordu.
Ama ben gözlerimi kırptığım hâlde o kırpmadı.
Yansımanın dudakları yavaşça aralandı.
“Beni hatırladın mı?”
Geri çekildim.
Aynadaki yüz yeniden benim yüzüme dönüştü.
Odanın içinden Neris'in sesi yükseldi.
“Veyra…”
“Ne?”
“Artık doğumunu aramayı bırak.”
“Neden?”
Neris'in cevabı çok sessizdi.
“Çünkü senin doğduğun gün, bir başkasının son günüydü.”
Aynaya yeniden baktım.
Bu kez yansımam gözlerini kırptı.
Ama yüzümde, bana ait olmayan bir gülümseme vardı.