İçeriğe geç

Kapının Ardında

Dosyayı elimden bırakamıyordum.

Çocuklardan biri kurtarıldı. Diğeri kurtarılmayı reddetti.

Cümleyi defalarca okumuştum. Her okuyuşumda başka bir anlam kazanıyordu. Önce Neris'in orada kalmayı kendi istediğini düşünmüştüm. Sonra bunun yalnızca onu geride bırakmak için uydurulmuş bir gerekçe olabileceğini…

Şimdi ise daha kötü bir ihtimal vardı.

Belki de Neris'i geride bırakan kişi bendim.

Sevran, arşivin kapısının yanında bekliyordu. Bana yaklaşmıyordu. Sanki aramızdaki mesafeyi korumak, söyleyebileceği her şeyden daha önemliydi.

“Bana neden daha önce anlatmadın?” diye sordum.

“Çünkü hatırlamıyordun.”

“Bu bir cevap değil.”

“Biliyorum.”

“Ben onu orada bıraktım mı?”

Sevran başını kaldırdı.

“Bunu bilmiyorum.”

“Peki neden herkes benim yaptığım bir şeyden bahsediyor? Neris de, sen de… Sanki o gece bir karar vermişim gibi konuşuyorsunuz.”

“Çünkü o gece bir karar verildi.”

“Kim verdi?”

Sevran'ın yüzü gerildi.

“Bunu hatırlaman gerekiyor.”

Gülümsedim. Fakat bu, içimdeki öfkeyi gizlemek için yaptığım bir şeydi.

“Ne kadar kullanışlı bir cümle. Bir şeyleri hatırlamam gerekiyor ama kimse bana anlatmıyor.”

Dosyayı masaya bıraktım.

“Artık senden cevap beklemeyeceğim.”

Arkamı döndüğümde Sevran beni durdurmadı.


O gece uyumaktan korktum.

Çünkü son zamanlarda uyku, geçmişime açılan bir kapıdan başka bir şey değildi. Gözlerimi kapattığımda kendimi nerede bulacağımı bilmiyordum. Bazen çocukluğumun evinde, bazen taş duvarların arasında, bazen de hiç tanımadığım bir bebeğin yanında…

Yine de yorgunluk sonunda beni teslim aldı.

Rüyamda küçük bir odadaydım.

Duvarlar taş değildi. Soluk sarı renkteydiler. Pencerenin önünde ince perdeler vardı. Odanın ortasında iki küçük yatak duruyordu.

Neris yatağında oturmuş, dizlerini göğsüne çekmişti.

Ben de karşısındaki yatakta duruyordum.

“Bence buradan gidebiliriz,” dedim.

Neris başını kaldırdı.

“Nereye?”

“Eve.”

“Burası zaten evimiz.”

“Hayır. Gerçek evimize.”

Neris cevap vermedi. Küçük ellerini battaniyenin üzerinde birleştirdi.

“Bizi bırakmazlar.”

“Ben seni götürürüm.”

“Ya izin vermezlerse?”

“Kaçarız.”

Neris bana baktı. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.

“Ya yalnızca birimizi alırlarsa?”

Yanına yaklaştım.

“O zaman ben de kalırım.”

Neris elimi tuttu.

“Buna söz verme.”

“Neden?”

“Çünkü sözünü tutamazsan üzülürüm.”

Ona sarıldım.

“Birlikte çıkacağız.”

Bir süre öyle kaldık.

Sonra kapının diğer tarafından ayak sesleri duyuldu.

Neris'in parmakları elimi daha sıkı kavradı.

“Geldiler.”

“Bırakmam seni.”

Kapının kilidi çevrildi.

İçeri önce babam girdi. Arkasında annem vardı. Onların arkasında ise yüzünü seçemediğim uzun boylu bir adam duruyordu.

O adamın yüzünü göremiyordum ama sesini tanıyordum.

“Birini almamız gerekiyor,” dedi.

Neris elimi tuttu.

“Hayır.”

Babam bana yaklaştı.

“Veyra, buraya gel.”

Başımı iki yana salladım.

“Onu da götüreceğiz.”

Annemin yüzünde acı dolu bir ifade vardı.

“Tatlım, bu mümkün değil.”

“Öyleyse ben de gelmiyorum.”

Babam eğilip bana elini uzattı.

“Bana güven.”

Neris'in elini daha sıkı tuttum.

Fakat babam kolumdan çektiğinde, Neris'in parmakları avucumdan kaymaya başladı.

“Veyra!”

Ona uzandım.

“Bırakma!”

Bir an için elimiz yeniden birleşti.

Sonra Neris'in küçük eli parmaklarımın arasından kaydı.

Kapı kapandı.

Ve ben bağırdım.


Gözlerimi açtığımda boğazım yanıyordu.

Odam karanlıktı. Nefes nefese kalmıştım. Ellerim hâlâ bir şey tutuyormuş gibi birbirine kenetlenmişti.

Bir süre hareket edemedim.

Sonra fısıldadım:

“Neris…”

İçimdeki ses hemen cevap verdi.

“Buradayım.”

“Ben seni bıraktım mı?”

Sessizlik.

“Neris, bana cevap ver.”

“Evet.”

Gözlerimi kapattım.

“İstemeden mi?”

“Bunu hatırlamıyorsun.”

“Bana anlat.”

“Sen korkmuştun.”

“Ben çocuktum.”

“Biliyorum.”

“Beni affetmiyor musun?”

Neris'in sesi değişti. Bir anlığına çocukluğumdaki o tanıdık neşeyi duydum.

“Ben sana hiç kızmadım.”

Bu cevap, beklediğimden daha fazla canımı yaktı.

“Öyleyse neden hâlâ buradasın?”

“Çünkü beni bıraktığında bile seni bırakmadım.”

Elimi göğsüme koydum.

“Beni neden bırakmadın?”

“Çünkü sen benim evimdin.”

Nefesim titredi.

“Peki ben senin neyindim?”

Neris cevap vermedi.

Yalnızca çok hafif bir sesle güldü.

“En iyi arkadaşımdın.”


Sabah olduğunda arşive tek başıma gittim.

Sevran'a haber vermemiştim. Onunla yeniden konuşmak istemiyordum. En azından elimde bir şey olmadan.

Moraeth'in kayıtlarının bulunduğu bölümü aradım. Önceki dosyalardan farklı olarak bazı belgeler ayrı bir kutuda saklanıyordu. Kutunun kapağında annemin adı vardı.

Moraeth.

İçinden çıkan belgeler arasında tarih sırasına göre düzenlenmiş birkaç sayfa buldum. Bazılarında çocukların isimleri, bazılarında ise ayinlerin sonuçları yazılıydı.

İlk sayfada şu cümle vardı:

İki çocuk arasındaki bağ, ayrılmayla sona ermez. Aksine, bazı bağlar ayrılıktan sonra tamamlanır.

Bir sonraki sayfayı çevirdim.

Hatırlayan çocuk dışarı çıkarılmalı. Hatırlanan çocuk içeride kalmalı.

Kaşlarımı çattım.

Cümleyi yeniden okudum.

Hatırlayan çocuk.

Hatırlanan çocuk.

Bunlar ne anlama geliyordu?

Sayfanın altına küçük bir not eklenmişti.

Çocukların birbirini tanıması, işlemin başarısı için yeterli değildir. Birinin diğerini hatırlaması gerekir.

Parmaklarım kâğıdın kenarına sıkıca tutundu.

Sonraki sayfada bir tarih ve üç imza bulunuyordu.

Othrys.

Moraeth.

Sevran.

İmzaların altında başka bir not vardı:

Çocukların ayrılması başarısızlık değildi. Bağın tamamlanması için gerekliydi.

Bir süre kıpırdamadan kaldım.

Demek ki onları birbirinden ayırmak bir kaza değildi.

Belki de başından beri plan buydu.

Annemin yazdığı cümlelerin devamını aradım. Dosyanın en altında, diğerlerinden ayrı tutulmuş küçük bir zarf buldum.

Üzerinde yalnızca tek bir kelime yazıyordu.

Veyra.

Zarfı açtım.

İçinden tek bir sayfa çıktı.

Eğer bu yazıyı okuyorsan, hatırlamaya başlamışsın demektir.

Altında annemin imzası vardı.

Beni affetmeni beklemiyorum. Yalnızca o gece ne yaptığımı anlamanı istiyorum.

Sayfanın devamı yoktu.

Kâğıdın diğer yüzünü çevirdim.

Orada tek bir cümle yazılıydı:

Ben onu senden almak istemedim. Seni ondan ayırmak zorundaydım.

Gözlerimi kapattım.

Annemin neden böyle bir şey yaptığını anlamıyordum.

Neris'in benden ayrılması neden gerekiyordu?

Ve eğer annem bizi korumaya çalışıyorsa, neden bütün bunları benden saklamıştı?


Arşivin kapısında bir gölge belirdi.

Başımı kaldırdığımda Sevran'ı gördüm.

“Burada olduğunu biliyordum,” dedi.

“Beni mi takip ediyorsun?”

“Hayır. Seni tanıyorum.”

Elimdeki mektubu masaya bıraktım.

“Annemden bir mektup buldum.”

Sevran yaklaştı.

“Ne yazıyor?”

Mektubu ona uzattım.

Okurken yüzündeki ifade yavaşça değişti.

“Bunu daha önce gördün mü?”

“Hayır.”

“Peki annemin ne demek istediğini biliyor musun?”

Sevran mektubu masaya bıraktı.

“Bir kısmını.”

“Anlat.”

“Veyra, o gece Neris'le aranızdaki bağ sıradan bir arkadaşlık değildi.”

“Bunu biliyorum.”

“Hayır. Ne demek istediğimi anlamıyorsun.”

“Öyleyse açıkla.”

Sevran sandalyeye oturdu.

“Baban ve annen, sizin birbirinizden ayrılmanız gerektiğine inanıyordu. Çünkü ikiniz aynı şeyi yaşamaya başlamıştınız.”

“Neyi?”

“Birbirinizin anılarını görmeyi. Aynı rüyaları görmeyi. Bazen birinizin yaşadığı acıyı diğeri de hissediyordu.”

“Bu mümkün değil.”

“Ben de ilk duyduğumda böyle düşünmüştüm.”

“Peki neden ayrılmamız gerekiyordu?”

Sevran bir süre sustu.

“Çünkü bir süre sonra hanginizin neyi hatırladığını ayırt edememeye başladılar.”

İçimdeki ikinci kalp yavaşça attı.

“Yani?”

“Bazen sen Neris'in çocukluğunu hatırlıyordun. Bazen Neris senin yaşamadığın şeyleri anlatıyordu. Bir noktadan sonra ikinizin anıları birbirine karıştı.”

“Peki bu neden tehlikeliydi?”

Sevran gözlerini bana çevirdi.

“Çünkü o anılar yalnızca size ait değildi.”

Odaya ağır bir sessizlik çöktü.

“Ne demek istiyorsun?”

“Bunu henüz bilmiyorum.”

Başımı iki yana salladım.

“Yine aynı şey.”

“Veyra, sana yalan söylemek istemiyorum.”

“Öyleyse annemin mektubundaki cümleyi açıkla.”

Sevran mektuba baktı.

“Belki de Moraeth seni Neris'ten korumaya çalışıyordu.”

“Peki Neris'i kimden koruyordu?”

Bu soruya cevap vermedi.


Arşivden çıkmadan önce mektubu yeniden elime aldım.

Kâğıdın alt köşesinde, ilk bakışta fark etmediğim küçük bir işaret vardı. Boynumdaki sembole benziyordu ama tamamlanmamıştı.

Sembolün altında annemin el yazısıyla yazılmış son bir cümle bulunuyordu.

Kapıyı kapatan kişi, içeride kalanın kim olduğunu her zaman hatırlamayabilir.

Yazıyı okuduğumda içimde bir şey kıpırdadı.

Neris'in sesi duyuldu.

“Bana kapıyı sen kapattın demiştin.”

Mektubu sıkıca tuttum.

“Ben mi?”

“Hayır.”

“Öyleyse kim?”

Bir süre sessiz kaldı.

“Senin hatırladığın kişi.”

Başımı kaldırdım.

Sevran bana bakıyordu.

“Neris ne söyledi?” diye sordu.

Cevap vermedim.

Çünkü o anda, annemin mektubunda yazan cümleyi yeniden düşündüm.

Kapıyı kapatan kişi, içeride kalanın kim olduğunu her zaman hatırlamayabilir.

Belki de yıllardır yanlış soruyu soruyordum.

Neris'i kimin geride bıraktığını değil…

Kapının arkasında kimin kaldığını hatırlamaya çalışmalıydım.


Akşam eve döndüğümde çocukluk odama girdim.

İki yatağın arasında durdum.

Bir zamanlar Neris'in uyuduğu yatağın kenarına oturdum. Elimi yastığın üzerine koydum.

Bir an için küçük bir elin parmaklarıma dokunduğunu hissettim.

“Burada mıydın?” diye fısıldadım.

İçimdeki ses cevap verdi.

“Evet.”

“Bütün bu zaman boyunca?”

“Evet.”

“Peki neden yüzünü hatırlayamıyorum?”

Neris'in sesi yumuşadı.

“Çünkü yüzümü hatırlarsan, o geceyi de hatırlayacaksın.”

“Ne oldu o gece?”

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra Neris, çocukluğumdaki gibi konuştu.

“Bana bir şey söylemiştin.”

“Ne?”

“Birlikte çıkacağımızı.”

Gözlerimi kapattım.

“Evet.”

“Sonra beni bıraktın.”

“Özür dilerim.”

Neris uzun süre cevap vermedi.

“Veyra…”

“Efendim?”

“Ben senden özür dilemeni istemiyorum.”

“Peki ne istiyorsun?”

Bu kez sesi çok uzaktan geliyordu.

“Beni neden dışarı çıkarmadığını hatırlamanı.”

Gözlerimi açtım.

İkinci yatak boştu.

Fakat yastığın üzerinde küçük, yuvarlak bir çöküntü vardı.

Sanki biri az önce başını oraya koymuştu.

Elimi yastığın üzerine bıraktım.

Soğuktu.

Ve o an, çocukluğumdan kalan bir başka görüntü zihnimde belirdi.

Kapının önünde duran annem.

Elini bana uzatıyordu.

Arkasında Sevran vardı.

Ama Neris'in yatağı boş değildi.

Orada biri oturuyordu.

Yüzünü hâlâ göremiyordum.

Yalnızca bana doğru uzanan elini seçebiliyordum.

Ve o elin bileğinde, benim boynumdaki işaretin aynısı vardı.

Görüntü kaybolmadan önce tek bir cümle duydum.

“Bu kez beni senin yerine bırakma.”

Yatağın kenarında hareketsiz kaldım.

Çünkü ilk kez, Neris'in benden bir şey sakladığını değil, benim kendimden bir şey sakladığımı düşünmeye başlamıştım.