“Beni burada bırakma.”
Sevran’ın sesi karanlığın içinden geldi.
Veyra gözlerini açtı.
Oda hâlâ karanlıktı. Duvarların içindeki bedenler hareketsizdi. Siyah sıvı, taş zeminde ağır ağır ilerliyor; Veyra’nın ayak bileklerine ulaştığında soğuk bir el gibi derisine yapışıyordu.
Sevran yerde yatıyordu.
Göğsü hareket etmiyordu.
Veyra dizlerinin üzerine çöktü. Parmaklarını Sevran’ın boynuna bastırdı. Derisinin altında hiçbir şey hissetmedi.
“Sevran?”
Cevap yoktu.
Veyra elini biraz daha bastırdı.
“Sevran, beni duyuyor musun?”
Sessizlik.
Adamın yüzü solgundu. Dudaklarının kenarında ince bir kan çizgisi vardı. Gözleri kapalıydı ama kaşlarının arasındaki derin çizgi, sanki hâlâ bir şeyle mücadele ediyormuş gibi duruyordu.
Veyra’nın boğazı düğümlendi.
“Hayır…”
Göğsündeki ikinci kalp hızlandı.
Bir.
İki.
Üç.
Veyra elini kendi göğsüne bastırdı.
“Dur.”
Kalp daha hızlı attı.
“Dur dedim!”
Odanın duvarları titredi.
Veyra’nın göğsünün altında bir şey kıpırdadı. Kaburgalarının arasındaki karanlık çizgiler, derisinin üzerinde belirginleşti. Çizgiler birbirine bağlandı ve göğsünün ortasında küçük bir çember oluşturdu.
Çemberin içinde bir hareket vardı.
Veyra nefesini tuttu.
Bir el.
Küçük, solgun bir el.
Derisinin altından yukarı doğru bastırıyordu.
Veyra geriye çekildi.
“Hayır. Hayır, çıkma.”
El durdu.
Sonra içeriden bir ses duyuldu.
“Onu istiyorsun.”
Veyra gözlerini kapattı.
“Sus.”
“Onu geri istiyorsun.”
“Sus!”
“Ben verebilirim.”
Veyra’nın elleri titredi.
Sevran’ın yüzüne baktı. Adamın göğsü hâlâ hareketsizdi. Dudaklarının arasından hiçbir nefes çıkmıyordu.
“Ne istiyorsun?”
İçindeki ses bir süre cevap vermedi.
Sonra fısıldadı:
“Bir kapı.”
Veyra’nın gözleri açıldı.
“Ne?”
“Beni dışarı çıkarmak için bir kapı.”
Veyra başını salladı.
“Hayır.”
“Sevran ölecek.”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp bir kez daha attı.
Bu kez atış, odanın içindeki bütün sesleri bastırdı.
“Onu geri getirebilirim,” dedi ses. “Ama senin bedenin artık yalnızca sana ait olmayacak.”
Veyra’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Zaten değil.”
İçindeki şey sustu.
Veyra, Sevran’ın yüzüne baktı.
“Onu geri getir.”
Karanlık, odanın ortasında toplandı.
Veyra’nın göğsündeki çember açıldı.
Derisinin altındaki küçük el, parmaklarını yavaşça uzattı. Veyra’nın bedeni kasıldı. Kaburgalarının arasında keskin bir ağrı yükseldi. Sanki bir şey, kemiklerinin arasından geçmeye çalışıyordu.
Veyra çığlık attı.
Ama sesi kendi ağzından çıkmadı.
Duvarların içindeki bedenler aynı anda başlarını kaldırdı.
Ve hepsi, Veyra’nın sesiyle konuştu:
“Beden tamamlandı.”
Sevran’ın göğsü aniden yükseldi.
Veyra geriye savruldu.
Adam boğuk bir sesle öksürdü. Ağzından koyu bir sıvı çıktı. Parmakları taş zemini kavradı. Göğsü bir kez daha hareket etti.
Nefes alıyordu.
Veyra ona doğru eğildi.
“Sevran?”
Sevran gözlerini açtı.
Bir süre Veyra’ya baktı. Sonra bakışları onun göğsüne kaydı.
Yüzündeki ifade değişti.
“Ne yaptın?”
Veyra cevap veremedi.
Sevran doğrulmaya çalıştı ama bedeni titredi. Elini göğsüne bastırdı.
“Veyra…”
“Yaşıyorsun.”
Sevran başını salladı.
“Bunu yapmamalıydın.”
Veyra’nın gözleri doldu.
“Ölmene izin veremezdim.”
Sevran’ın bakışları karardı.
“Beni geri getirmedin.”
Veyra dondu.
“Ne?”
Sevran yavaşça ayağa kalktı. Bir eliyle duvara tutundu. Yüzü hâlâ solgundu ama gözleri artık başka bir şeye bakıyordu.
“Beni geri getirmedin,” dedi yeniden. “Onu içeri aldın.”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp durdu.
Bir an boyunca hiçbir ses yoktu.
Sonra Sevran’ın göğsünden bir atış duyuldu.
Veyra’nın göğsünden bir atış.
Ve duvarların içindeki bedenlerden yüzlerce atış.
Hepsi aynı anda.
Sevran başını kaldırdı.
“Veyra, kaç.”
Veyra geriye çekildi.
“Ne?”
“Benden uzaklaş.”
Sevran’ın göğsündeki deri yavaşça gerildi. Kaburgalarının arasından ince, siyah bir çizgi belirdi. Çizgi göğsünün ortasına doğru uzandı.
Veyra’nın içindeki ses fısıldadı:
“Artık yalnız değilim.”
Sevran’ın ağzı açıldı.
Ama konuşan o değildi.
“Artık ikimiz de içerideyiz.”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp yeniden atmaya başladı.
Sevran’ın kalbiyle aynı ritimde.
Veyra elini göğsüne bastırdı.
Ve o an anladı.
Sevran’ı kurtarmamıştı.
Onu kendi içine bağlamıştı.
Odanın duvarları bir kez daha açıldı.
İçlerinden çıkan bedenler yere düştü. Kolları, bacakları taş zemine çarptı. Bazıları sürünerek Veyra’ya yaklaştı. Bazıları Sevran’ın etrafında toplandı.
Hepsinin göğsünde aynı siyah çember vardı.
Veyra geriye çekildi.
Sevran ona baktı.
“Bunu durdurmanın bir yolu var.”
Veyra’nın sesi titredi.
“Nasıl?”
Sevran cevap vermeden önce gözlerini kapattı.
“Beni öldürmen gerekiyor.”
Veyra’nın nefesi kesildi.
“Hayır.”
“Veyra…”
“Hayır!”
Sevran’ın göğsündeki siyah çizgi genişledi.
İçinden bir ses yükseldi.
Bu kez çocuk sesi değildi.
Kadın sesi de değildi.
Çok eski, çok derin bir sesti.
“Onu öldürürsen beni de öldürürsün.”
Veyra’nın gözleri büyüdü.
Sevran başını kaldırdı.
“Bunu yapma.”
Veyra ona baktı.
“Sen benden ne sakladın?”
Sevran cevap vermedi.
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp bir kez daha attı.
Ve karanlığın içinden bir fısıltı yükseldi.
“Ben onun kalbinde doğdum.”
Sevran’ın yüzü bembeyaz oldu.
Veyra yavaşça ona döndü.
“Ne?”
Sevran’ın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
“Veyra…”
Ama Veyra artık onu dinlemiyordu.
Çünkü göğsündeki ikinci kalp, ilk kez kendi ritmini değil, başka birinin kalbini taklit etmeye başlamıştı.
Ve o kalp…
Sevran’ın değildi.
Othrys’in kalbiydi.