Veyra, beşiğin içindeki bebeğe bakıyordu.
Küçük yüzü kendisinindi.
Aynı kaşlar. Aynı burun. Dudaklarının kenarında, kendisinin bile farkında olmadığı o ince çizgi.
Ama bebeğin yüzünde bir şey eksikti.
Hayat.
Göğsü yükselmiyordu. Küçük elleri hareketsizdi. Gözleri açık olmasına rağmen hiçbir yere bakmıyordu. Sanki karanlığın içinden ona bakan şey, gözlerini yalnızca bir kapı olarak kullanıyordu.
Veyra elini uzattı.
Parmakları bebeğin göğsüne dokunduğu anda kendi kalbi durdu.
Bir saniye.
İki.
Ardından göğsünün derinliklerinden başka bir atım yükseldi.
Bebeğin göğsü de aynı anda hareket etti.
Veyra elini geri çekti.
Bebek nefes aldı.
Veyra nefesini tuttu.
Bebek de sustu.
Odanın içindeki sessizlik, ikisinin arasında gerilmiş ince bir ip gibiydi. Veyra bir adım geri çekildiğinde bebek başını ona doğru çevirdi.
Ama Veyra hareket etmemişti.
Bebek, onun hareketinden önce dönmüştü.
Veyra’nın boğazından boğuk bir ses çıktı.
“Sen nesin?”
Bebeğin dudakları aralandı.
“Sen.”
Cevap odanın içinde yankılanmadı. Veyra’nın göğsünün içinde duyuldu.
Arkasından ayak sesleri geldi.
“Veyra!”
Sevran kapıda belirdi. Elindeki silahı kaldırmıştı ama namlusu beşiğe değil, odanın karanlık köşesine dönüktü.
Veyra ona bakmadı.
“Sen bunu daha önce gördün.”
Sevran’ın yüzündeki ifade değişti.
Veyra başını çevirdi.
“Beni burada buldun, değil mi?”
Sevran cevap vermedi.
“Beni buradan çıkardın.”
Bu kez Sevran’ın gözleri beşiğe kaydı.
“Hayır,” dedi sonunda. “Seni buradan çıkardım.”
Veyra’nın içindeki bir şey soğudu.
“Ne farkı var?”
Sevran silahını indirdi.
“Çok.”
“Beni kim çıkardı?”
Sevran’ın çenesi kasıldı.
“Baban.”
Veyra’nın bakışları kapıya döndü.
Othrys oradaydı.
Ne zaman geldiğini duymamıştı. Koridorun karanlığında duruyor, beşiğe bakıyordu. Yüzünde korkuya benzeyen bir ifade vardı. Ama bu korku, gördüğü şeyden değil, hatırladığı şeyden doğmuş gibiydi.
Veyra ona döndü.
“Ben kimim?”
Othrys’in gözleri kızına çevrildi.
“Sen Veyra’sın.”
“Bu bir cevap değil.”
“Bildiğim tek cevap bu.”
Veyra güldü. Sesinde neşe yoktu. Yalnızca yorgunluk vardı.
“Beni sen büyüttün. Beni sen korudun. Şimdi de bana kim olduğumu bilmediğini mi söylüyorsun?”
Othrys’in dudakları aralandı ama hiçbir kelime çıkmadı.
Veyra bir adım yaklaştı.
“Beni buradan kim çıkardı?”
Othrys’in bakışları beşiğe kaydı.
“Ben.”
“Peki neden?”
“Çünkü orada kalamazdın.”
“Ben kimdim?”
Othrys gözlerini kapattı.
“Bunu bilmek istemiyorsun.”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp bir kez sertçe attı.
“Buna ben karar veririm.”
Othrys gözlerini açtı.
Bir süre birbirlerine baktılar.
Sonra Othrys, neredeyse duyulmayacak kadar alçak bir sesle konuştu.
“Sen doğduğunda ağlamadın.”
Veyra’nın nefesi kesildi.
“Ne?”
“Beni çağırdılar. Sana baktım. Gözlerin açıktı ama nefes almıyordun.”
Sevran başını eğdi.
Othrys devam etti.
“Sonra göğsün hareket etti. Bir kez. Ardından ağladın.”
Veyra’nın boğazı düğümlendi.
“İkinci kalp…”
Othrys başını salladı.
“İlk nefesini aldığında, senin içinde bir şey daha uyandı.”
Veyra’nın gözleri beşiğe döndü.
Bebek hâlâ oradaydı.
Ama artık gözleri kapalıydı.
“Peki o neydi?” diye sordu Veyra.
Othrys cevap vermedi.
Beşiğin içinden ince bir ses yükseldi.
“Beni ilk kez kucağına aldığında ağlamıştın.”
Veyra dondu.
Ses kendi sesiydi.
Ama daha küçüktü. Daha eskiydi.
Sanki yıllardır göğsünün içinde saklanan bir anı, ilk kez kelimelere dönüşüyordu.
“Kim?” diye fısıldadı Veyra.
Ses cevap verdi.
“Sen.”
Veyra’nın zihninde bir görüntü belirdi.
Karanlık bir oda.
Tahta döşemeler.
Duvarın dibinde duran küçük bir kız.
Veyra.
Küçük kızın kucağında bir bebek vardı. Bebek ağlamıyordu. Küçük kızın gözleri ise yaşlarla doluydu.
Kapının arkasından bir adamın sesi duyuldu.
“Onu bırak, Veyra.”
Küçük kız bebeği daha sıkı kavradı.
“Hayır.”
“Bırak.”
“Bu kez bırakmayacağım.”
Veyra gözlerini açtı.
Oda yeniden karşısındaydı.
Ama beşiğin içi boştu.
Beyaz kumaşın üzerinde, küçücük bir el izi duruyordu. Koyu renkli, neredeyse siyah bir iz.
Veyra elini uzatmak istedi.
Sevran bileğini tuttu.
“Dokunma.”
Veyra ona baktı.
“Beni durdurma.”
“Ne olduğunu bilmiyorsun.”
“Sen biliyor musun?”
Sevran’ın parmakları bileğinde gevşedi.
Veyra elini kurtardı.
“Beni buradan çıkardığını söyledin. O zaman bana ne olduğunu anlat.”
Sevran’ın gözleri karanlık koridora kaydı.
“Ben seni bulduğumda…”
Sözünü tamamlayamadı.
Othrys başını kaldırdı.
“Sevran.”
Ama Sevran bu kez susmadı.
“Ben seni bulduğumda, sen çoktan onu kucağına almıştın.”
Veyra’nın göğsündeki iki kalp aynı anda attı.
“Bebeği mi?”
Sevran başını salladı.
“Sen onu bırakmıyordun.”
Veyra’nın zihnindeki küçük kız yeniden belirdi. Bebeği kucağına almış, karanlıkta sallıyordu.
Bir ninni mırıldanıyordu.
Veyra o ninniyi tanıyordu.
Çocukluğunda annesinin söylediği ninniydi.
Ama annesi o ninniyi ona hiç söylememişti.
Veyra’nın gözleri doldu.
“Ben onu neden bırakamadım?”
Sevran’ın sesi titredi.
“Çünkü o ağladığında, senin kalbin de duruyordu.”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp bir kez daha attı.
Othrys geri çekildi.
Sevran, Veyra’nın yüzüne baktı.
“Ve sen onu bırakırsan…”
Sözünü bitirmedi.
Veyra’nın içindeki ses tamamladı.
Ben de ölürüm.
Veyra başını eğdi.
O anda beşiğin içindeki kumaş kıpırdadı.
Küçük el izi yavaşça silindi.
Yerine, kumaşın altından belli belirsiz bir şekil yükseldi.
Bir baş.
İki omuz.
Bir göğüs.
Veyra geri çekildi.
Sevran silahını kaldırdı.
Othrys ise olduğu yerde kaldı.
Kumaşın altındaki şekil bir kez nefes aldı.
Ve Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp, onunla birlikte attı.
Veyra o an anladı.
Beşikteki bebek, onun doğmadan önceki hâli değildi.
O, Veyra’nın bir zamanlar kaybettiği şeydi.
Ve bir şey, karanlığın içinden fısıldadı:
“Bu kez beni bırakma.”