İçeriğe geç

İlk Kayıp

“Onu uyutmak için beni kullandın.”

Silüetin sesi, odanın içindeki karanlığı yararak Veyra’nın kulaklarına doldu.

“Şimdi sıra sende.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp bir kez attı.

Sonra bir kez daha.

Her vuruşta kaburgalarının arasında ince, soğuk bir şey hareket ediyordu. Sanki kalbi yalnızca kan pompalamıyor, içeride bir kapıyı da aralıyordu.

Veyra geri çekilmedi.

Bu kez korkusunun onu yönetmesine izin vermeyecekti.

“Sen kimsin?” diye sordu.

Silüet cevap vermedi.

Veyra bir adım daha yaklaştı. Ayaklarının altındaki taş zemin ıslaktı. Karanlık, ayak bileklerinden yukarı doğru yükseliyor; ama ona dokunmadan duruyordu.

“Beni tanıyorsun,” dedi Veyra. “Beni çocukluğumdan beri tanıyorsun. Neris’i de tanıyorsun.”

Silüetin başı hafifçe eğildi.

“Sen onu hatırlamıyorsun.”

“Hatırlamıyorum çünkü biri benden aldı.”

“Hayır.”

Bu tek kelime, Veyra’nın içindeki bütün sesleri susturdu.

Silüet bir adım attı. Yüzü hâlâ görünmüyordu ama Veyra, ona baktığında kendi çocukluğundan bir şeyler hissediyordu. Karanlık bir oda. Soğuk bir zemin. Kucağında taşıdığı küçük bir beden.

Ve ağlamayan bir bebek.

“Beni sen uyuttun,” dedi silüet. “Hatırlamaman için.”

Veyra’nın boğazı kurudu.

“Ben çocuktum.”

“Evet.”

“Nasıl yapabilirdim?”

“Çünkü hatırlarsan, o da uyanacaktı.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp aniden hızlandı.

Odanın duvarları titredi.

Sevran, Veyra’nın arkasından seslendi.

“Veyra, ona yaklaşma.”

Veyra başını çevirmedi.

“Bana ne olduğunu söyle.”

“Henüz değil.”

“Bunu söylemekten bıktım!” Veyra’nın sesi taş duvarlarda yankılandı. “Herkes bir şey biliyor. Herkes benden bir şey saklıyor. İçimde ne olduğunu, o bebeğin ne olduğunu, Neris’in kim olduğunu… artık bilmek istiyorum!”

Bir anlığına sessizlik oldu.

Sonra silüet elini kaldırdı.

Veyra’nın gözlerinin önündeki karanlık yarıldı.

Küçük bir oda.

Duvarları soluk sarıydı. Pencerenin önünde ince, beyaz bir perde duruyordu. Perdenin arkasından süzülen ışık, yerdeki eski halının üzerine düşüyordu.

Veyra bu odayı tanıyordu.

Ama nereden?

Odanın ortasında küçük bir kız oturuyordu.

Veyra.

Daha küçüktü. Saçları dağınıktı. Dizleri göğsüne çekilmişti. Kucağında beyaz bir battaniyeye sarılmış bir bebek vardı.

Bebeğin yüzü görünmüyordu.

Küçük Veyra, bebeği göğsüne bastırıyordu. Bir eli battaniyenin kenarını tutuyor, diğer eli bebeğin sırtını okşuyordu.

“Uyuma,” diye fısıldadı.

Bebek hareket etmedi.

“Lütfen.”

Küçük Veyra’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Beni bırakma.”

Veyra’nın nefesi kesildi.

Bu bir anı değildi.

Bir anı, insanın kendi geçmişine ait olurdu. Oysa Veyra bu sahneyi izlerken kendisini dışarıda hissediyordu. Sanki bir başkasının hatırladığı şeyi görmek zorunda bırakılmıştı.

Küçük kız başını kaldırdı.

Gözleri doğrudan Veyra’ya baktı.

“Onu kaybetmek istemiyorum.”

Veyra bir adım attı.

“Kim o?”

Küçük kız cevap vermedi.

Bebeğin yüzünü açtı.

Veyra’nın kalbi duracak gibi oldu.

Bebeğin yüzü yoktu.

Yalnızca pürüzsüz, solgun bir deri vardı. Gözlerin, burnun ya da ağzın olması gereken yerde hiçbir şey bulunmuyordu.

Ama Veyra, onun kendisine baktığını biliyordu.

Bebeğin göğsü bir kez yükseldi.

Sonra indi.

Küçük Veyra ağlamaya başladı.

“Hayır…”

Bebeğin göğsü yeniden yükseldi.

Bu kez küçük kızın göğsü de aynı anda hareket etti.

İki beden.

Tek nefes.

Veyra’nın içindeki ikinci kalp, o odada duyulan ritmi taklit etmeye başladı.

Ve anı karardı.

Veyra kendini yeniden taş odada bulduğunda dizlerinin üzerine çökmüştü.

Sevran hemen yanına geldi.

“Veyra!”

Veyra onun elini itti.

“Sen o gece oradaydın.”

Sevran’ın yüzü gerildi.

“Evet.”

“Beni bulduğunda ne gördün?”

Sevran cevap vermedi.

Veyra başını kaldırdı.

“Beni o odadan neden çıkardın?”

“Çünkü seni orada bırakamazdım.”

“Peki bebeği neden bırakıp gittin?”

Sevran’ın gözleri karanlık silüete kaydı.

“Çünkü sana dokunduğumda kalbin durdu.”

Veyra’nın nefesi boğazında takıldı.

“Ne?”

“Bebeği senden almaya çalıştım. Sen onu bırakmadın. Sana dokundum… ve kalbin durdu.”

Sevran’ın sesi giderek alçaldı.

“Bir anlığına öldüğünü sandım.”

Veyra’nın parmakları taş zemine tutundu.

“Sonra?”

“Sonra kalbin yeniden attı. Ama artık yalnızca senin kalbin değildi.”

Veyra göğsüne dokundu.

İkinci kalp, sanki söylenenleri dinliyormuş gibi yavaşladı.

“Bebeği orada bıraktın,” dedi Veyra.

Sevran gözlerini kapattı.

“Evet.”

“Onu kurtarmak için hiçbir şey yapmadın.”

“Yapamadım.”

Veyra’nın sesi titredi.

“Beni kurtarmak için onu terk ettin.”

Sevran cevap vermedi.

Bu sessizlik, Veyra’nın duyabileceği her itiraftan daha ağırdı.

“Bebeğin öldüğünü bilmiyoruz.”

Othrys’in sesi odanın diğer ucundan geldi.

Veyra başını çevirdi.

Babası, duvarın önünde duruyordu. Yüzü yorgundu. Gözlerinin altında derin gölgeler vardı.

“Ne demek bilmiyoruz?” diye sordu Veyra.

Othrys yutkundu.

“O gece orada olan şey… ölüm değildi.”

“Peki neydi?”

Othrys’in bakışları Veyra’nın göğsüne indi.

“Bir bağ.”

Veyra’nın içindeki ikinci kalp sertçe attı.

“Ne bağı?”

“Bebekle senin aranda.”

Veyra ayağa kalktı.

“Beni onun içine mi koydun?”

“Hayır.”

“Onu benim içime mi koydun?”

Othrys başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Öyleyse nasıl oldu?”

Othrys’in yüzündeki ifade değişti. Sanki cevabı söylemekten korkuyordu.

“Sen onu bırakmadın.”

Veyra’nın gözleri doldu.

“Ben çocuktum.”

“Biliyorum.”

“Onu kaybetmek istemedim.”

Othrys’in sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaldı.

“İşte bu yüzden.”

Veyra’nın içindeki karanlık kıpırdadı.

“Ne yüzden?”

“Çünkü sen onu kendine saklamaya çalışıyordun.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp bir kez daha attı.

Odanın duvarlarında ince çatlaklar belirdi.

Çatlakların içinden siyah sıvı sızmaya başladı.

Sevran, Veyra’nın kolunu tuttu.

“Bunu durdurmalıyız.”

Veyra elini çekti.

“Hayır. Daha bitmedi.”

Othrys’e döndü.

“Neris kimdi?”

Othrys’in yüzü bir anda bembeyaz oldu.

İlk kez, Veyra’nın babası gerçekten korkmuş görünüyordu.

“Neris…”

İsmi söylediği anda duvarların içinden bir fısıltı yükseldi.

Neris.

Neris.

Neris.

Othrys iki eliyle başını tuttu.

“Bu isim burada söylenmemeliydi.”

“Kimdi o?”

Othrys gözlerini kapattı.

“Hatırlayamıyorum.”

Veyra’nın içi buz kesti.

“Sen de mi?”

Othrys başını kaldırdı. Gözlerinde yaş vardı.

“Bir şey benden de aldı.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp yavaşladı.

“Ne aldı?”

Othrys’in dudakları titredi.

“Onu.”

Veyra bir adım yaklaştı.

“Neris’i mi?”

Othrys cevap veremedi.

Veyra, onun yüzündeki acıya baktı. İlk kez babasının yalan söylemediğini düşündü.

Ama bu, ona güvenebileceği anlamına gelmiyordu.

“Bana söyle,” dedi Veyra. “Neris kimdi?”

Othrys’in gözleri Veyra’nın arkasına kaydı.

Veyra döndü.

Silüet hâlâ oradaydı.

Ama artık daha yakındı.

Karanlığın içinden küçük bir el uzandı. Parmakları Veyra’nın eline dokundu.

Soğuktu.

Veyra’nın zihninde bir ses yankılandı.

Beni kaybetmedin.

Veyra’nın gözleri büyüdü.

Beni sen bıraktın.

Bir anlığına, karanlığın içinde küçük bir kızın yüzü belirdi.

Veyra’nın çocukluk yüzü.

Ama gözleri farklıydı.

Daha yaşlı.

Daha yorgun.

Ve çok daha korkmuş.

Veyra fısıldadı:

“Neris…”

Küçük kızın dudakları aralandı.

“Ben senin kaybettiğin biri değildim.”

Veyra’nın göğsü sıkıştı.

“O zaman kimsin?”

Kızın yüzü karanlığa gömüldü.

“Ben…”

İkinci kalp, Veyra’nın göğsünde sertçe attı.

“…senin kaybettiğin şeyin adıydım.”

Ve o anda Veyra, Neris’in bir isimden ibaret olmadığını anladı.

Neris, hatırlamadığı birinin adı değildi.

Neris, hatırlamaya cesaret edemediği şeydi.

Karanlığın içinden son bir fısıltı yükseldi.

“Şimdi beni hatırlıyorsun.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp durdu.

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra yeniden attı.

Ama bu kez, odadaki herkes aynı sesi duydu.

Bir bebeğin ilk nefesini.

Sevran geriye çekildi.

Othrys dizlerinin üzerine çöktü.

Ve Veyra, karanlığın içinden gelen o küçük sesi duydu:

“Anne…”

Veyra’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

Çünkü bu kez ses, dışarıdan gelmiyordu.

İçinden geliyordu.