İçeriğe geç

İkinci Yatak

Eve döndüğümüzde gece çoktan çökmüştü.

Yol boyunca Sevran tek kelime etmedi. Direksiyonun üzerindeki elleri gergindi. Ara sıra dikiz aynasından bana bakıyor, göz göze geldiğimizde bakışlarını yeniden yola çeviriyordu.

Ben de konuşmadım.

Çünkü içimdeki ses susmuştu.

İlk kez, onun sessizliğinden korkuyordum.

Eve girdiğimizde montumu çıkarmadan salonun ortasında durdum. Çocukluk evindeki görüntüler hâlâ zihnimdeydi. İki yatak, iki çift ayakkabı, duvardaki iki boy çizgisi…

Ve Neris.

“Onun Neris olduğunu biliyordun.”

Sevran kapının yanında durdu.

“Bunu nereden çıkardın?”

“Adını ilk söylediğimde yüzün değişti. Ayinde de aynı ismi duyduğunu söyledin. Bütün bunları biliyordun.”

“Bir ismi duymak, o ismin kime ait olduğunu bilmek değildir.”

“Ben onu tanıyordum.”

“Evet.”

“Benim arkadaşımdı.”

Sevran başını hafifçe eğdi.

“Bunu inkâr etmiyorum.”

“Öyleyse neden herkes onun hakkında konuşmaktan kaçınıyor?”

Bir süre sessiz kaldı.

“Çünkü senin hatırladığın Neris ile bizim karşılaştığımız şeyin aynı olduğundan emin değilim.”

“Ya aynıysa?”

“İşte bundan korkuyorum.”

Söylediği şey içimde ağır bir yere oturdu.

“Benden mi korkuyorsun?”

“Hayır.”

“İçimdeki şeyden mi?”

Sevran cevap vermedi.

“Yoksa ondan mı?”

Bu kez gözlerini kaldırdı.

“Bilmiyorum, Veyra.”

Bunu söylerken ilk kez gerçekten çaresiz görünüyordu.

O gece daha fazla konuşmadık.


Uyumaya çalıştım.

Yatağın içinde dönüp dururken çocukluk evindeki görüntüler birbiri ardına zihnime geldi. Neris'in gülüşü, kırmızı bağcıklı ayakkabıları, kopmuş kulaklı tavşanı…

Yüzünü hatırlamaya çalıştım.

Ama ne zaman gözlerimi kapatsam, yüzünün olduğu yerde karanlık beliriyordu.

Sanki onu hatırlamaktan çok, bir zamanlar hatırladığım hâlini arıyordum.

Yastığımı düzelttim.

Tam gözlerimi kapatacakken çocukluğumdan bir ses duydum.

“Uyumadın mı?”

Gözlerimi açtım.

Oda boştu.

Bir süre tavana baktım. Sonra sesin zihnimden gelmediğini fark ettim. Sanki biri yatağımın diğer tarafından konuşmuştu.

“Neris?”

Cevap gelmedi.

Yeniden gözlerimi kapattım.

Ve o an, yıllardır kapalı duran bir kapı aralandı.


Çocukluğumda, annemin bizi yatırdığı saatlerden sonra bile uyumazdık.

Neris'in yatağı benimkinin tam karşısındaydı. Aramızda küçük bir masa bulunurdu. Üzerinde iki bardak, bir gece lambası ve çoğu zaman kaybolan oyuncaklarımız dururdu.

Neris karanlıktan korktuğunu kabul etmezdi.

Ama ışığı kapattığımda mutlaka bana seslenirdi.

“Veyra?”

“Ne var?”

“Uyudun mu?”

“Hayır.”

“İyi.”

“Neden?”

“Çünkü sana bir şey soracağım.”

Yorganın altından ona bakardım.

“Ne soracaksın?”

“Bir gün birbirimizi unutursak ne olacak?”

Çocuk aklımla bu soruya gülmüştüm.

“Unutmayız ki.”

“Ya unutursak?”

“Buluruz birbirimizi.”

Neris bir süre sessiz kalmıştı.

Sonra yatağından kalkıp yanıma gelmişti. Küçük elini uzatmıştı.

“Öyleyse söz ver.”

“Elini mi tutayım?”

“Hayır. Söz ver.”

Elini tutmuştum.

“Tamam. Söz.”

Neris gülümsemişti.

“Ben seni bulurum.”

Görüntü orada kesildi.

Gözlerimi açtığımda yanaklarımın ıslak olduğunu fark ettim.

Bir süre kıpırdamadan yattım.

Çocukluğumdan kalan bir anıyı hatırlamıştım. Gerçek bir anıyı. Neris'in yüzünü tam seçemiyordum ama sesini duyabiliyordum.

Ve o ses, yıllardır içimde dolaşan sesle aynıydı.

“Neris?”

Bu kez cevap gecikmedi.

“Buradayım.”

Nefesimi tuttum.

“Sen misin?”

“Bana başka bir isim vermedin ki.”

Kalbim hızlandı.

“Sen gerçekten Neris misin?”

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra çok hafif bir gülüş duydum.

“Bunu bana kaç kez soracaksın?”

“Bilmiyorum.”

“Eskiden de böyleydin. Bir şeyi merak ettiğinde rahat bırakmazdın.”

İstemeden gülümsedim.

O an, içimdeki korkunun arasından başka bir duygu yükseldi.

Özlem.

“Senin yüzünü hatırlayamıyorum,” dedim.

“Biliyorum.”

“Sesini hatırlıyorum ama yüzünü değil.”

“Önemli değil.”

“Nasıl önemli değil?”

“Beni bulduğunda yüzümü de hatırlarsın.”

Yutkundum.

“Neredesin?”

Ses bir süre cevap vermedi.

“Seninle aynı yerde.”

Elimi göğsüme götürdüm.

“Burada mı?”

Bu kez cevap vermedi.

Sadece bir nefes duydum.

Benim nefesim değildi.


Sabaha karşı uyuyakalmışım.

Uyandığımda Sevran kapının önünde duruyordu. Elinde bir fincan kahve vardı. Beni uyandırmak istememiş gibi sessizce bekliyordu.

“Ne zamandır oradasın?”

“Bir süredir.”

“Bir şey mi oldu?”

“Gece konuştuğunu duydum.”

Yataktan doğruldum.

“Ne söyledim?”

Sevran fincanı masaya bıraktı.

“Neris'in adını söyledin.”

“Onunla konuştum.”

Sevran'ın yüzü gerildi.

“Ne dedi?”

“Beni bulduğunu söyledi.”

Bir an gözlerini kapattı.

“Başka?”

“Çocukluğumuzdan bir şey hatırladım. Aynı odada kalıyorduk. Birbirimize bir söz vermişiz.”

“Ne sözü?”

“Bir gün birbirimizi unutursak yeniden bulacağımıza dair.”

Sevran pencereye döndü.

“Bu sözden hiç bahsetmemiştin.”

“Çünkü hatırlamıyordum.”

“Veyra…”

“Ne?”

“Bunu sana söylemem gerekiyor.”

Yataktan kalkıp ona yaklaştım.

“Ne oldu?”

Sevran bir süre konuşmadı. Sonra sanki yıllardır içinde tuttuğu bir şeyi nihayet dışarı çıkarıyormuş gibi derin bir nefes aldı.

“Yıllar önce seni çocukluk evinde bulduğumda yalnız değildin.”

İçimde bir şey durdu.

“Ne demek bu?”

“İkinci yatağın yanında uyuyordun. Yerde oturuyordun. Başın yatağın kenarına yaslanmıştı.”

“Yanımda kim vardı?”

“Kimseyi görmedim.”

“Peki neden yalnız olmadığımı söyledin?”

Sevran gözlerini bana çevirdi.

“Çünkü biriyle konuşuyordun.”

Odanın içindeki hava ağırlaştı.

“Ne diyordum?”

“Biraz daha beklememi istiyordun. Birinin henüz uyumadığını söylüyordun.”

“Sonra?”

“Yanına geldiğimde elini uzattın. Birinin elini tutuyormuş gibi.”

Parmaklarımı birbirine geçirdim.

“Sen de mi gördün?”

“Hayır. Ama senin yüzündeki ifadeyi gördüm.”

“Nasıl bir ifadeydi?”

Sevran'ın sesi kısıldı.

“Mutluydun.”

Bir süre konuşamadım.

“Bana neden bunu daha önce anlatmadın?”

“Çünkü o gece seni oradan götürmeye çalıştığımda bana saldırdın.”

Geri çekildim.

“Ben mi?”

“Beni tanımadın. Yüzüme baktın ama beni görmedin. Sürekli birinin gelmesini beklediğini söyledin.”

“Neris'in mi?”

Sevran cevap vermedi.

“Sonra ne oldu?”

“Bir süre sonra sakinleştin. Seni odadan çıkardım. Ama kapıdan ayrılırken arkana baktın.”

“Ne söyledim?”

Sevran gözlerini benden kaçırdı.

“‘Onu yalnız bırakma,’ dedin.”

Boğazım düğümlendi.

“Sen ne yaptın?”

“Geri döndüm.”

“Ve?”

“Odada kimse yoktu.”

İkinci kalbim bir kez attı.

“Yatağa baktın mı?”

“Evet.”

“Ne gördün?”

“Yastığın üzerinde küçük bir çöküntü vardı. Sanki biri az önce orada yatmış gibi.”

O an, çocukluk odamın görüntüsü zihnimde yeniden belirdi.

İki yatak.

İki çocuk.

Ve gecenin içinde birbirini arayan iki ses.

“Sevran…”

“Efendim?”

“Ben onu orada bırakmadım.”

“Biliyorum.”

“Hayır. Sen anlamıyorsun.”

Gözlerimi kapattım.

“Ben onu orada beklettim.”


Öğleden sonra çocukluk evindeki resimleri yeniden görmek istedim.

Sevran itiraz etmedi. Bu kez arabada da konuşmadık. Fakat eve girdiğimizde doğrudan çocukluk odama yöneldim.

İkinci yatağın başucundaki küçük masayı çekip altına baktım. Daha önce fark etmediğim ince bir çekmece vardı. Zorlayınca açıldı.

İçinde birkaç renkli kalem, eski bir toka ve küçük bir kâğıt duruyordu.

Kâğıdı açtım.

İki çocuğun el ele tuttuğu bir resim vardı.

Birinin üzerinde Veyra yazıyordu.

Diğerinin üzerinde Neris.

Resmin arkasında ise çocuk el yazısıyla yazılmış bir cümle bulunuyordu.

Birimiz uyandığında diğerimiz hatırlayacak.

Kâğıdı uzun süre elimde tuttum.

“Bunu ben yazmışım.”

Sevran yanıma geldi.

“Evet.”

“Ne zaman?”

“Bilmiyorum.”

“Yalan söyleme.”

“Bilmiyorum, Veyra.”

Kâğıdın kenarındaki küçük tarihe baktım. Yazıların çoğu silinmişti ama tarih okunabiliyordu.

Doğumumdan birkaç yıl önceydi.

Resmi çevirdim.

Bir şey daha vardı.

Kâğıdın alt köşesinde, benim yazımdan farklı bir el yazısıyla eklenmiş kısa bir cümle bulunuyordu.

Sen uyandığında ben hâlâ burada olacağım.

Parmaklarım kâğıdın üzerinde durdu.

“Bu benim yazım değil.”

Sevran kâğıdı aldı. Yazıya baktığında yüzündeki bütün renk çekildi.

“Ne oldu?”

Cevap vermedi.

“Sevran, ne yazıyor?”

Kâğıdı bana geri verdi.

“Bunu daha önce gördün mü?”

“Hayır.”

“Peki tanıyor musun?”

“Hayır.”

Tam o sırada göğsümün içinden bir ses yükseldi.

Bu kez çocukça bir gülüşle konuşuyordu.

“Ben yazmıştım.”

Kâğıdı elimden düşürdüm.

Sevran bir adım geri çekildi.

“Veyra?”

İçimdeki ses yeniden konuştu.

“Sen uyandın.”

Bir süre sustu.

“Şimdi benim hatırlama sıram.”

Yere düşen resme baktım.

İki çocuk hâlâ el ele tutuşuyordu.

Ama bu kez bir şey fark ettim.

Resimdeki çocuklardan birinin yüzü silinmişti.

Benim yüzüm değildi.

Neris'inkiydi.

Ve o boşluğun üzerine, çok küçük harflerle tek bir kelime yazılmıştı.

Bekledim.