“Beni buradan çıkar.”
Çocuk sesi Veyra’nın göğsünün içinden yükseldi.
Veyra elini göğsüne bastırdı. Parmaklarının altında, derisinin içinde küçük bir kabarıklık vardı. Bir an hareketsiz kaldı. Sonra kabarıklık, elinin altından kayarak kaburgalarına doğru ilerledi.
Veyra nefesini tuttu.
“Sen kimsin?”
Cevap gelmedi.
Sevran, Veyra’nın kolunu kavramıştı. Yüzü solgundu. Bakışları, Veyra’nın göğsündeki hareketi izliyordu.
“Veyra, ona cevap verme.”
“Bana cevap vermesini istiyorum.”
“Ne olduğunu bilmiyoruz.”
“Bilmiyorsun,” dedi Veyra. “Sen hiçbir şey bilmiyorsun.”
Göğsündeki kabarıklık durdu.
Çocuk sesi yeniden duyuldu.
“Sen benim içimdesin.”
Veyra’nın parmakları dondu.
“Ne?”
“Sen benim içimdesin.”
Bu kez ses daha yakındı. Sanki Veyra’nın göğsünün içinde bir yerden değil, kulağının hemen arkasından geliyordu.
Veyra başını çevirdi.
Kimse yoktu.
“Sevran…”
“Duydum.”
“Ne demek istiyor?”
Sevran cevap vermedi.
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp, kendi kalbiyle aynı anda attı.
İki vuruş.
Tek bir beden.
Sonra Veyra’nın göğsünde ince bir acı belirdi. Derisinin altında, kaburgalarının arasından bir şey çekiliyordu. Veyra öne eğildi. Nefesi boğazında sıkıştı.
Sevran cebinden küçük, kemikten yapılmış bir nesne çıkardı.
Nesnenin üzerinde, Veyra’nın boynundaki işarete benzeyen çizgiler vardı. Fakat işaretin ortasında, iç içe geçmiş iki daire bulunuyordu.
Sevran onu Veyra’nın göğsüne bastırdı.
Veyra çığlık atmadı.
Sevran attı.
Elindeki kemik parçası birden karardı. Sevran’ın parmaklarının arasından ince bir duman yükseldi. Derisinin üzerinde, nesnenin biçiminde bir yanık belirdi.
Sevran elini çekti.
Kemik parçası yere düştü.
Veyra ona baktı.
“Bunu daha önce gördün mü?”
Sevran’ın eli titriyordu.
“Sevran.”
“Evet.”
“Nerede?”
Sevran cevap vermedi.
Veyra’nın göğsündeki çocuk sesi fısıldadı:
“Beni yine incitiyor.”
Sevran’ın yüzü gerildi.
Veyra onun eline baktı. Yanık, derinin üzerinde değildi. Sanki elinin içindeki kemik kararmıştı. Parmakları bir anlığına ters yönde büküldü. Sevran acıyla geri çekildi.
Veyra’nın midesi bulandı.
“Ne yaptın ona?”
Sevran elini göğsüne bastırdı.
“Hiçbir şey.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Veyra, buradan çıkmalıyız.”
Koridorun uzak ucundan ayak sesleri geldi.
Önce tek bir çift ayak.
Sonra bir başkası.
Sonra onlarca.
Veyra başını çevirdi.
Karanlığın içinde siluetler belirdi.
İnsan biçimindeydiler. Uzun, hareketsiz gövdeleri koridoru dolduruyordu. Yüzleri seçilmiyordu. Başları öne eğikti. Kolları yanlarından sarkıyordu.
Ayak sesleri durdu.
Veyra’nın göğsündeki çocuk sesi fısıldadı:
“Onlar beni duymuyor.”
Veyra gözlerini siluetlerden ayırmadı.
“Kim bunlar?”
“Onlar seni duyuyor.”
Siluetler aynı anda başlarını kaldırdı.
Veyra geriye çekildi.
Yüzleri yoktu.
Ama hepsi ona bakıyordu.
Sevran kılıcını çekti. Metalin sesi koridorda yankılandı. Siluetler kıpırdamadı.
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp hızlandı.
Siluetlerden biri başını yana eğdi.
Sonra diğeri.
Sonra hepsi.
Veyra’nın kulaklarında ince bir uğultu başladı. Göğsündeki kabarıklık kayboldu. Bir anlığına rahatladığını sandı.
Ardından sırtında bir hareket hissetti.
Omurgasının üzerinde.
Bir parmak, kemiklerini tek tek sayıyormuş gibi ilerliyordu.
Veyra’nın sırtı kasıldı.
Bir çıkıntı belirdi.
Sonra bir başkası.
Derisinin altında, omurgası boyunca küçük kabarıklıklar yükseliyordu. Veyra’nın bedeni, kendi iradesi dışında eğilmeye başladı. Dizleri titredi. Kolları yanlarına düştü.
“Sevran…”
Sevran ona uzandı.
Ama Veyra’nın bedeni dizlerinin üzerine çöktü.
Veyra bunu istememişti.
Başını öne eğdi. Ellerini taş zemine koydu. Parmakları titriyordu. Göğsündeki ikinci kalp ağır ağır atıyordu.
Çocuk sesi yeniden duyuldu.
“Beni buraya gömdüler.”
Veyra’nın dizlerinin altındaki taş çatladı.
İnce bir çizgi, zeminin üzerinde ilerledi. Çatlağın içinden siyah bir sıvı yükseldi. Koyu, yapışkan, ışığı yutan bir sıvı.
Veyra ellerini çekti.
Sıvı ayaklarına dokundu.
Soğuktu.
Ama taşın soğuğu gibi değildi.
Canlıydı.
Veyra’nın ayak bileklerine dolandı. Derisinin üzerinde ince bir tabaka bıraktı. Sıvının içinden küçük kabarcıklar yükseliyordu. Her kabarcık patladığında, içeriden bir tırnak sesi duyuluyordu.
Tık.
Tık.
Tık.
Sanki taşın altında birileri tırnaklarıyla zemini kazıyordu.
Sevran Veyra’yı kaldırmaya çalıştı.
“Veyra! Kalk!”
Veyra hareket edemedi.
Sıvı, ayak bileklerinden yukarı doğru ilerliyordu.
“Sevran…”
“Bana bak!”
Veyra başını kaldırdı.
Koridorun karanlığındaki siluetler diz çökmüştü.
Hepsi aynı anda.
Başları eğikti.
Kolları önlerinde duruyordu.
Sanki bir ayinin ortasındaydılar.
Veyra’nın göğsündeki çocuk sesi fısıldadı:
“Beni buldular.”
Veyra’nın gölgesi yerde kaldı.
Sevran onu ayağa kaldırmıştı. Veyra’nın bedeni artık dik duruyordu. Fakat gölgesi, taş zeminde dizlerinin üzerinde durmaya devam ediyordu.
Veyra aşağı baktı.
Gölge başını kaldırdı.
Bu kez yüzü vardı.
Bir çocuğun yüzü.
Veyra’nın gölgesi, Veyra’nın yüzüne benzemiyordu. Küçük, solgun bir yüzdü. Gözleri karanlık, ağzı inceydi. Boynunda Veyra’nın işareti duruyordu.
Gölge, Veyra’ya baktı.
Sonra konuştu.
Veyra’nın dudakları kıpırdamamıştı.
“Beni buldular.”
Koridorun karanlığındaki bütün siluetler aynı anda başlarını kaldırdı.
Ve aynı anda dizlerinin üzerine daha da çöktüler.
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp, ilk kez kendi kalbiyle aynı anda attı.
Bir vuruş.
Bir beden.
Bir çocuk.
Veyra’nın içinde değil.
Veyra’nın kendisinin içinde olduğu bir şeyin içinde.