“Bir beden.”
Sevran’ın söylediği kelimeler, odanın içinde asılı kaldı.
Veyra ona baktı. Boynundaki yarık hâlâ açıktı. Derisinin kenarları, nefes alıp verirken hafifçe kıpırdıyordu. Her solukta oradan başka bir nefes daha çıkıyor, kendi nefesinin gerisinde ince bir hırıltı bırakıyordu.
“Ne demek bir beden?” diye sordu.
Sevran cevap vermedi.
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp yeniden attı.
Bu kez ritmi daha yavaştı. Sanki içerideki şey, acele etmesine gerek olmadığını biliyordu.
“Sevran.”
“Buradan çıkmalıyız.”
“Bana cevap ver.”
“Şimdi değil.”
“Ne zaman?” Veyra’nın sesi yükseldi. “Bedenimin içinde bir şey var. Boynumda bir şey var. Az önce ağzımdan ne çıktığını bile bilmiyorum. Ve sen hâlâ bana şimdi değil mi diyorsun?”
Sevran’ın çenesi gerildi.
“Çünkü burada kalırsak, ne olduğunu öğrenemeyeceğiz.”
Veyra ona inanmadı.
Ama kapıya doğru yürüdü.
Her adımda göğsündeki ikinci kalp biraz daha hızlanıyordu. Sanki kapının ardında onu bekleyen bir şey vardı. Sanki içerideki varlık, dışarı çıkmak için Veyra’nın ayaklarını kullanıyordu.
Sevran kapının önüne geçti. Elini tokmağa uzattı.
Üç kez vuruldu.
Tok.
Tok.
Tok.
İkisi de dondu.
Kapının öteki tarafından bir kadın sesi geldi.
“Veyra?”
Veyra’nın yüzündeki kan çekildi.
Ses tanıdık değildi. En azından ilk anda öyle gelmişti. Fakat ikinci kez duyduğunda, sesin içindeki titremeyi tanıdı. Birinin üşüdüğünde, ağlamamak için kendini tuttuğunda çıkardığı o ince titremeyi.
“Veyra,” dedi ses. “Kapıyı aç. Üşüyorum.”
Veyra’nın boğazı düğümlendi.
Moraeth.
Annesinin sesiydi.
“Anne?” diye fısıldadı.
Sevran hemen başını ona çevirdi.
“Hayır.”
Veyra kapıya bir adım attı.
“Veyra, kapıyı aç.”
“Annem…”
“Bu o değil.”
Kapının altından ince bir gölge uzandı.
Veyra önce bunun ışığın değişmesinden kaynaklandığını düşündü. Fakat gölge, kapının eşiğini geçip taş zeminde ilerledi. İnce, uzun bir parmak gibi kıvrıldı. Sonra bir başkasını çıkardı. Ardından üçüncüsü.
Veyra geriye çekildi.
Gölge ayaklarının önünde durdu.
Ve göğsündeki ikinci kalp, kapının arkasından geliyormuş gibi atmaya başladı.
Tak.
Tak.
Tak.
Kapının öteki tarafındaki ses sustu.
Bir süre yalnızca kalp atışları duyuldu.
Sonra kadın sesi yeniden konuştu.
“Sevran?”
Sevran’ın yüzü değişti.
Veyra ona baktı. Sevran’ın eli, kılıcının kabzasına gitmişti. Parmakları öylesine sıkıydı ki eklemleri beyazlamıştı.
“Sevran, sen de mi oradasın?”
Kapının arkasındaki şey onun adını biliyordu.
Sevran cevap vermedi.
Veyra da konuşmadı.
Gölge, Veyra’nın ayak bileğine dokundu.
Soğuktu.
Ama soğukluğu taşın soğuğuna benzemiyordu. Bir elin, uzun süre suda kaldıktan sonra tenine değmesi gibiydi. Veyra ayağını çekti. Gölge de geri çekildi.
Sonra kapının arkasından bir fısıltı geldi.
“Beni yine bırakacak mısın?”
Sevran’ın gözleri kapıya kilitlendi.
Veyra onun yüzünde bir şey gördü.
Korku.
Ama bu, az önceki korkuya benzemiyordu.
Bu kez Sevran, kapının ardındaki şeyi tanıyordu.
“Gitmeliyiz,” dedi.
Kapı tokmağı kendi kendine döndü.
Sevran Veyra’nın kolunu kavrayıp onu odanın diğer tarafına çekti. Kapının tahtası içeri doğru eğildi. Bir kez. İki kez.
Üçüncü darbede, kapının ortasında uzun bir çatlak belirdi.
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp durdu.
Kapı da durdu.
Bir anda.
Sanki iki taraf da birbirini dinliyordu.
Sevran, Veyra’yı odanın arka duvarına doğru götürdü.
“Burada başka bir çıkış var mı?” diye sordu Veyra.
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyor musun?”
“Bu yerin tamamını bilmiyorum.”
Kapıdan ince bir ses geldi.
Bir tırnağın tahtaya sürtünmesi.
Sonra bir başkasının.
Veyra duvara yaslandı.
Ve duvar nefes aldı.
Önce bunu kendi nefesi sandı. Göğsü yükselmiş, sırtı duvara dayanmıştı. Fakat nefesini tuttuğunda duvarın kabarması devam etti.
Taşın yüzeyi dalgalandı.
Veyra geri çekildi.
Duvarın üzerinde küçük kabarıklıklar belirmeye başladı. Önce taşın doğal çıkıntıları gibi göründüler. Sonra her birinin ortasında ince bir çizgi açıldı.
Ağız.
Veyra’nın midesi kasıldı.
Kabarıklıklardan biri gözlerini açtı.
Bir insan yüzüydü.
Duvarın içine gömülmüş, derisi taşla kaynaşmış bir yüz. Göz kapakları titriyordu. Ağzı, konuşmaya çalışır gibi açılıp kapanıyordu.
Veyra başka bir kabarıklığa baktı.
O da bir yüzdü.
Sonra bir başkası.
Duvarın tamamı yüzlerle doluydu.
Bazıları çocuk yüzleriydi. Bazıları yaşlı. Bazılarının gözleri yoktu. Bazılarıysa gözlerini kapalı tutuyor, sanki duvarın içindeki karanlıkta uyuyordu.
Hepsi nefes alıyordu.
Birbirinden farklı ritimlerle.
Birbirinden farklı derinliklerde.
Oda, görünmeyen göğüslerin yükselip alçalmasıyla doldu.
“Sevran…” Veyra’nın sesi neredeyse çıkmadı.
Sevran da duvara bakıyordu.
“Geri çekil.”
Veyra adım attı.
Duvarın içindeki yüzlerden biri gözlerini açtı.
Veyra’nın yüzüne baktı.
Ve gülümsedi.
Veyra istemsizce elini uzattı. Yüzün gözleri onun parmaklarına kaydı. Duvarın içinden bir el çıkmadı. Hiçbir şey ona dokunmadı.
Yalnızca yüzün ağzı açıldı.
Veyra’nın avucunun altında taş yumuşadı.
Bir an için, elinin altındaki yüzün derisiyle kendi derisi arasında hiçbir fark kalmadı. Avucundaki çizgiler, duvarın yüzeyine gömüldü. Parmaklarının uçları taşın içinde uzadı.
Veyra elini çekmeye çalıştı.
Çekemedi.
Yüzün ağzı, avucunun altındaki deriyi içine doğru çekiyordu.
Acı yoktu.
Bu daha kötüydü.
Veyra elinin kendisine ait olduğunu biliyordu. Parmaklarını hissediyordu. Tırnaklarını. Avucunun içindeki teri.
Ama elini duvardan ayıramıyordu.
Sanki duvar, onun elini değil, elinin hatırasını tutuyordu.
“Sevran!”
Sevran kılıcını çekti ve Veyra’nın kolunu kavradı.
“Bana bak!”
Veyra bakamadı.
Duvarın içindeki yüzün ağzı, avucunun çevresinde genişledi. Deri gerildi. Parmaklarının biçimi bozuldu. Veyra, kendi elinin taşın içinde uzadığını gördü.
Sevran onu sertçe çekti.
Bir ses duyuldu.
Islak bir kumaşın kopmasına benziyordu.
Veyra yere düştü.
Elini göğsüne bastırdı. Parmakları titriyordu. Avucunda kan yoktu. Yırtık yoktu. Derisi sağlamdı.
Ama parmaklarının uçları hâlâ duvarın içindeymiş gibi hissediyordu.
Duvarın içindeki yüzler aynı anda gözlerini açtı.
Hepsi Veyra’ya baktı.
Sonra hepsi aynı anda fısıldadı.
“Bir beden.”
Veyra kulaklarını kapattı.
Ses, dışarıdan gelmiyordu.
Göğsünün içindeydi.
İkinci kalp bir kez attı.
Duvar sustu.
Sevran Veyra’yı ayağa kaldırdı.
“Buradan çıkıyoruz.”
Veyra başını salladı. Bacakları titriyordu. Duvarın yüzlerine bir daha bakmamaya çalıştı. Ama göz ucuyla, yüzlerden birinin ağzının hâlâ hareket ettiğini gördü.
O yüz diğerlerinden farklıydı.
Gözleri kapalıydı.
Ağzıysa gülümsüyordu.
Veyra’nın annesinin yüzüydü.
Koridora çıktıklarında sessizlikle karşılaştılar.
Kapı arkalarında kapalıydı. Tahtada çatlak yoktu. Tokmak yerindeydi. Duvarlarda yüzler yoktu. Taşlar, sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi soğuk ve hareketsizdi.
Veyra durdu.
“Az önce…”
Sevran yürümeye devam etti.
“Konuşma.”
“Duvarın içinde insanlar vardı.”
“Biliyorum.”
“Bunlar kimdi?”
“Bilmiyorum.”
Veyra ona baktı.
Sevran’ın yüzünde yalan söyleyen birinin ifadesi yoktu.
Bu, Veyra’yı daha çok korkuttu.
Koridorun sonunda bir ışık vardı. Sarı, titrek bir ışık. Veyra ona doğru yürürken yerdeki gölgesini fark etti.
Gölgesi kendisiyle aynı yönde durmuyordu.
Veyra durdu.
Gölge yürümeye devam etti.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
Veyra’nın gölgesi, koridorun duvarına doğru ilerledi. Kolları gövdesinden ayrıldı. Başını eğdi. Ardından dizlerinin üzerine çöktü.
Veyra nefesini tuttu.
Gölge başını kaldırdı.
Yüzü yoktu.
Veyra’nın başının olması gereken yerde, yalnızca karanlık bir boşluk vardı.
Ama boynunda işaret duruyordu.
Veyra’nın işareti.
Gölge, duvara doğru eğildi. Sanki taşın içindeki birine bir şey anlatıyordu. Başını hafifçe yana çevirdi.
Sonra Veyra’ya baktı.
Veyra kıpırdamadı.
Gölge parmağını dudaklarına götürdü.
Sus.
Veyra geriye doğru bir adım attı.
Gölge de ona döndü.
Ama bu kez hareketleri aynı değildi.
Veyra’nın gölgesi, Veyra’dan önce başını çevirdi.
Veyra’nın kendisi hâlâ duvara bakıyordu.
Gölge ise ona bakıyordu.
Sevran kolunu tuttu.
“Veyra.”
Veyra gözlerini kırptı.
Gölge yeniden ayaklarının altındaydı.
Normal.
Hareketsiz.
Sadece onun gölgesi.
“Ne gördün?” diye sordu Sevran.
Veyra cevap vermedi.
Çünkü gölgesinin parmağını dudaklarına götürdüğü anı hâlâ görebiliyordu.
Ve gölgenin yüzü olmamasına rağmen, kendisine gülümsediğini biliyordu.
Koridorun sonunda durdular.
Veyra’nın nefesi düzensizdi. Boynundaki yarık kapanmıştı ama orada bir şeyin hâlâ hareket ettiğini hissediyordu. Göğsündeki ikinci kalp, sessizliğin içinde ağır ağır atıyordu.
Sevran ona baktı.
“İyi misin?”
Veyra cevap vermek istedi.
Ama göğsünün ortasında küçük bir kabarıklık oluştu.
Kıyafetinin altında.
Derisinin içinde.
Veyra’nın eli oraya gitti.
Kabarıklık bir kez hareket etti.
Sonra bir kez daha.
Sevran’ın bakışları Veyra’nın eline kaydı.
“Veyra…”
Kabarıklık, elinin altından kaçtı.
Veyra’nın göğsünün sol tarafına ilerledi. Ardından aşağıya, kaburgalarının arasına doğru kaydı.
Veyra nefes alamadı.
“Sevran…”
Kabarıklık durdu.
Göğsünün tam ortasında.
Derisinin altında bir şey kıvrıldı.
Veyra elini üzerine bastırdı.
Bu kez hareket etmedi.
Sonra içeriden bir ses geldi.
Çok uzaktan.
Karanlık, kapalı bir yerden.
Bir çocuğun sesi.
“Burası çok karanlık.”
Veyra’nın gözleri doldu.
Sevran geri çekildi.
Ses yeniden duyuldu.
“Beni buradan çıkar.”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp, ilk kez kendi kalbiyle aynı anda attı.
Ve Veyra, bedeninin içinde bir şeyin yalnız olmadığını anladı.