“Beni dinliyor.”
Veyra’nın sesi ayin odasının sessizliğinde kayboldu.
Göğsünün içindeki ikinci nabız bir kez daha duyuldu.
Kendi kalbi cevap verdi.
Veyra elini göğsüne bastırdı. Parmaklarının altında kaburgaları, teni ve kalbinin düzenli atışı vardı. Her şey olması gerektiği gibiydi. Ama o ikinci vuruş…
O, olması gerektiği yerde değildi.
“Sevran,” diye fısıldadı.
Sevran hemen yanına eğildi. Veyra’nın yüzüne baktı, sonra elini bileğine götürdü. Nabzını kontrol ederken kaşları çatıldı.
“Yine başladı mı?”
Veyra başını salladı.
“İki tane.”
Sevran’ın parmakları bileğinde kaldı.
“Biri senin.”
“Diğeri?”
Sevran cevap vermedi.
Veyra onun gözlerine baktı. “Bilmiyorsun.”
“Veyra…”
“Bilmiyorsun.”
Bu kez Sevran itiraz etmedi.
Veyra ayağa kalkmak istedi. Dizlerini kendine çekti, ellerini zemine dayadı. Fakat doğrulmaya çalıştığı anda sağ kolu aniden kasıldı.
Parmakları taş zemini kavradı.
Veyra’nın tırnakları taşın üzerinde sürtündü. Keskin bir ses ayin odasının içinde yankılandı.
“Ne oluyor?” diye sordu Sevran.
“Bilmiyorum!”
Veyra kolunu geri çekmeye çalıştı.
Çekemedi.
Parmakları kendi iradesi dışında kapanmıştı. Bileği, sanki görünmeyen bir el tarafından tutuluyormuş gibi geriye doğru bükülüyordu. Eklem yerlerinden ince çıtırtılar geldi.
Veyra’nın nefesi kesildi.
“Sevran!”
Sevran elini onun bileğine uzattı.
“Bana bak. Elini gevşetmeye çalış.”
“Gevşetemiyorum!”
Veyra’nın parmakları daha da sıkıldı. Tırnaklarının altındaki basınç arttı. Bileğinden dirseğine doğru yayılan ağrı, kolunun içinden geçen bir şeyin hareketini takip ediyordu.
Sevran onu tutmaya çalışırken Veyra’nın eli aniden açıldı.
Parmakları havada kaldı.
Veyra’nın eli titriyordu.
Ama titreme, onun kontrolünde değildi.
Parmakları yavaşça kıvrıldı. Önce başparmağı, sonra işaret parmağı. Ardından diğerleri.
Bir elin kapanışını taklit ediyordu.
Veyra gözlerini elinden ayıramadı.
“Bu ben değilim.”
Sevran elini tuttu.
“Veyra, gözlerini benden ayırma.”
“Bedenim…”
Veyra’nın sesi kırıldı.
“Bedenim beni dinlemiyor.”
Sevran’ın avucundaki koyu çizgi yeniden belirginleşti. Veyra’nın bileğini tuttuğu yerde, çizginin ince bir uzantısı derisinin altından ilerledi.
Sevran elini çekti.
Veyra bunu gördü.
“Senin eline de geçiyor.”
Sevran cevap vermedi.
“Sevran, sana da oluyor.”
“Biliyorum.”
“Ne yapacağız?”
Sevran’ın bakışları bir anlığına ayin odasının taş çemberine kaydı.
“Buradan çıkacağız.”
Veyra başını salladı.
Ama tam o sırada göğsündeki ikinci nabız hızlandı.
Bir vuruş.
İki.
Üç.
Veyra’nın bedeni öne doğru eğildi. Göğsünün içinde bir basınç oluştu. Kaburgalarının arasında, derinlerde bir şey hareket ediyordu.
Sanki kendine yer açmaya çalışıyordu.
Veyra iki eliyle göğsünü kavradı.
“Dur…”
Sevran ona yaklaştı.
“Veyra?”
“Durmasını söyle!”
“Ne?”
Veyra başını kaldırdı. Gözleri yaşlarla dolmuştu.
“İçimdeki şeye!”
Sevran’ın yüzü gerildi.
Veyra’nın nefesi hızlandı. Göğsündeki basınç yukarı doğru ilerliyordu. Boğazına ulaştığında yutkunamadı. Ağzını açtı ama sesi çıkmadı.
Bir şey boğazının içinden geçiyordu.
Veyra öksürdü.
Öksürükle birlikte ağzına sıcak, metalik bir tat doldu. Elini ağzına götürdü. Parmaklarının arasından koyu bir sıvı sızdı.
Kan.
Veyra tükürdü.
Kan taş zemine yayıldı. İçinde küçük, beyaz parçalar vardı.
Veyra bakışlarını onlara dikti.
Sevran onu kendine doğru çekti.
“Bakma.”
“Ne bunlar?”
“Veyra, bana bak.”
“Ne bunlar?!”
Sevran’ın gözleri yerdeki parçalara kaydı.
“Bilmiyorum.”
Veyra’nın boğazı kasıldı.
Bir kez daha öksürdü.
Bu kez kan gelmedi.
Ama göğsünün içindeki basınç da kaybolmadı.
Veyra’nın bedeninde bir şey, sessizce yer değiştirdi.
Sevran onu ayin odasının çıkışına doğru götürmeye çalıştı. Veyra birkaç adım attı. Sonra aniden durdu.
Başını kaldırdı.
Duvarın içindeki yüz hâlâ oradaydı.
Gözleri kapalıydı.
Ama Veyra onun kendisini dinlediğini biliyordu.
“Sevran…”
Sevran arkasına baktı.
“Ne oldu?”
Veyra cevap vermedi.
Çünkü duvarın içindeki yüzün dudakları kıpırdamıştı.
Ses çıkmamıştı.
Ama Veyra, kelimeyi göğsünün içinde duymuştu.
Bekle.
Veyra’nın kalbi hızlandı.
İkinci nabız ona cevap verdi.
Sevran onun kolunu kavradı.
“Veyra, buraya bak.”
Veyra başını ona çevirdi.
Sevran’ın gözleri yüzünde gezindi. Bir şey fark etmişti.
“Konuş.”
Veyra kaşlarını çattı.
“Ne?”
“Bir şey söyle.”
Veyra ağzını açtı.
“Sevran…”
Ama kendi sesini duymadı.
Boğazından çıkan ses daha derin, daha boğuk ve yabancıydı. Veyra’nın sesi değildi. Sanki başka biri onun ağzını kullanarak konuşuyordu.
Sevran’ın yüzündeki ifade değişti.
Veyra bunu fark etti.
“Ne oldu?”
Sevran geri çekildi.
“Bir daha konuş.”
Veyra başını salladı.
“Hayır.”
Ama ağzı yeniden açıldı.
Bu kez Veyra’nın dudakları kendi iradesi dışında hareket etti.
“Beni hatırladın.”
Sevran’ın yüzü bembeyaz kesildi.
Veyra gözlerini büyüttü. Dudaklarını kapatmaya çalıştı ama çenesi titriyordu.
“Sevran… ben söylemedim.”
Sevran’ın eli bıçağına gitti.
Veyra korkuyla ona baktı.
“Ne yapıyorsun?”
Sevran cevap vermedi.
Veyra’nın ağzı yeniden açıldı.
“Beni burada bıraktın.”
Sevran’ın parmakları bıçağın kabzasına daha sıkı kenetlendi.
Veyra’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Sevran, ne olur…”
Ama ses devam etti.
“Beni burada bıraktın.”
Sevran bir adım geri çekildi.
“Hayır.”
Veyra’nın boğazından yabancı bir kahkaha yükseldi.
Kısa.
Boğuk.
İnsan sesi gibi değildi.
Veyra ellerini ağzına bastırdı. Kahkaha kesildi. Fakat göğsündeki ikinci nabız hızlanmıştı.
Sevran ona bakıyordu.
Veyra’nın yüzünde korkudan başka hiçbir şey yoktu.
“Sevran,” diye fısıldadı. “O kim?”
Sevran’ın bakışları Veyra’nın gözlerine kilitlendi.
Uzun bir süre konuşmadı.
Sonra, neredeyse duyulmayacak kadar alçak bir sesle cevap verdi.
“Hayır…”
Bıçağını elinden düşürdü.
“Sen burada olmamalıydın.”
Veyra’nın göğsündeki ikinci nabız bir kez daha yükseldi.
Ve bu kez, ayin odasının içinden değil…
Veyra’nın ağzından gelen ses cevap verdi.
“Ben hiç gitmedim.”