İçeriğe geç

İçeride Kalan

Sevran, Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp atışını duyduğunda kendi kalbinin ritmini kaybettiğini sandı.

Odanın içindeki uğultu giderek yükseliyordu. Taşların arasından sızan siyah sıvı zeminde ince damarlar oluşturuyor, bu damarlar Veyra’nın ayaklarının altında birleşiyordu. Duvarlardaki yüzler gözlerini açmıştı. Hiçbiri bağırmıyor, hiçbiri hareket etmiyordu.

Yalnızca dinliyorlardı.

Veyra’nın göğsündeki atış, Sevran’ın kalbiyle aynı ritimdeydi.

Sevran elini göğsüne bastırdı.

Atış durdu.

Veyra’nın içindeki ikinci kalp de sustu.

Sevran elini çektiğinde ikisi yeniden atmaya başladı.

Veyra bunu fark etti.

“Ne yaptın?”

Sevran cevap vermedi.

“Sevran.”

Adam başını kaldırdı. Gözleri Veyra’nın göğsündeki karanlık çizgilere takılı kaldı.

“Bilmiyorum.”

Veyra’nın yüzünde acı bir gülümseme belirdi.

“Bunu söylediğinde sana inanacağımı mı sanıyorsun?”

Sevran bir adım yaklaştı.

“Veyra, buradan çıkmamız gerekiyor.”

“Hayır.”

Veyra ayağa kalktı.

Bacakları titremedi. Bedenindeki ağırlık hâlâ oradaydı ama artık onu aşağı çekmiyordu. Sanki içindeki şey, bedeninin nasıl hareket edeceğine karar vermişti.

Veyra elini kaldırdı.

Gölgesi elini kaldırmadı.

Karanlık şekil, yerde bir an hareketsiz kaldı. Ardından yavaşça başını Sevran’a çevirdi.

Veyra’nın nefesi kesildi.

Gölgesi uzamaya başladı.

Önce Sevran’ın ayaklarına ulaştı. Sonra bacaklarına dolandı. Karanlık, onun bedenine tırmanırken Sevran geri çekilmedi. Yalnızca gözlerini Veyra’dan ayırmadı.

Veyra’nın dudakları aralandı.

“Onu bırak.”

Gölge durdu.

Veyra’nın boğazından ince, çocuksu bir ses çıktı.

“Onu da içeri al.”

Sevran’ın yüzündeki ifade değişti.

Veyra iki eliyle boğazını kavradı.

“Hayır. Hayır, bunu ben söylemedim.”

İçindeki ses yeniden konuştu.

“Onu da içeri al.”

Sevran, Veyra’ya doğru uzandı.

“Beni dinle. O ses sen değilsin.”

Veyra’nın gözleri doldu.

“Peki ya senin sesin?”

Sevran durdu.

Veyra başını kaldırdı.

“İçimdeki şey senin sesini de biliyor. Beni buraya sen getirdin. Beni onun içine sen koydun. Neden?”

Sevran’ın dudakları kıpırdadı ama hiçbir ses çıkmadı.

Veyra bir adım attı.

“Neden?”

Sevran gözlerini kapattı.

“Çünkü başka bir beden bulamadım.”

Odanın içindeki uğultu bir anda kesildi.

Veyra’nın yüzündeki ifade dondu.

“Ne?”

Sevran başını eğdi.

“Ritüel tamamlanmak üzereydi. Onu durdurmam gerekiyordu. Ama…”

“Ama ne?”

Sevran’ın sesi çatladı.

“Onu durdurmak için bir beden gerekiyordu.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp hızlandı.

“Ve sen beni seçtin.”

Sevran cevap vermedi.

Veyra’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Bu kez gerçekten ağlıyordu. Ama yüzündeki acı, gözyaşlarından çok daha derindi.

“Beni kurtarmadın.”

Sevran başını kaldırdı.

“Veyra…”

“Beni sakladın.”

Odanın duvarları sarsıldı.

Taşların arasından bir ses yükseldi. Önce derin, boğuk bir iniltiydi. Sonra ses, birbirine karışan yüzlerce fısıltıya dönüştü.

Duvarlar açılmaya başladı.

Taşların arkasında et vardı.

Islak, solgun, damarlarla kaplı bir et tabakası… İçinden insan bedenleri çıkıyordu. Bedenler duvarların içinde sıkışmıştı. Kolları taşların arasına gömülmüş, başları göğüslerine düşmüştü.

Bazılarının yüzleri parçalanmıştı.

Bazılarının ağızları yoktu.

Birinin göğsü tamamen açıktı. Kaburgalarının arasında, karanlık bir boşlukta küçük beyaz kemikler duruyordu.

Veyra geriye çekildi.

“Bunlar ne?”

Sevran’ın bakışları bedenlere takıldı.

“Hayır…”

Duvarın içindeki bedenlerden biri başını kaldırdı.

Yüzü yoktu.

Ama göğsünün ortasında bir ağız açıldı.

“Bizi hatırlıyor musun?”

Veyra’nın içindeki çocuk sessizleşti.

Bedenin göğsündeki ağız yeniden açıldı.

“Bizi burada bıraktın.”

Veyra, Sevran’a döndü.

“Bunlar kim?”

Sevran’ın elleri titriyordu.

“Onlar…”

Sözünü tamamlayamadı.

Duvarların içindeki bedenler aynı anda başlarını kaldırdı.

Ve Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp, ilk kez kendi ritmini buldu.

Atışlar hızlandı.

Bedenlerin göğüsleri açıldı. İçlerinden siyah sıvı sızdı. Sıvı zemine damladıkça odanın içindeki karanlık büyüyordu.

Veyra’nın dizleri çözüldü.

Bir ses duydu.

Bu kez çocuk sesi değildi.

Yaşlı bir kadının sesiydi.

“Bizi onun içine koydular.”

Veyra başını kaldırdı.

Duvarın içindeki bedenlerden biri, yavaşça yüzünü ona çevirdi. Yüzü Moraeth’e benziyordu.

Veyra’nın boğazı düğümlendi.

“Moraeth?”

Bedenin gözleri açıldı.

İçlerinde siyah bir boşluk vardı.

“Hayır.”

Kadının ağzı kıpırdadı.

“Ben değilim.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp bir kez daha attı.

Kadının yüzü çatladı.

“Ben yalnızca onu tutanlardan biriydim.”

Veyra’nın nefesi kesildi.

“Onu kim tuttu?”

Kadın başını Sevran’a çevirdi.

Sevran geri çekildi.

Kadının göğsü açıldı.

İçinden küçük, siyah bir kalp çıktı.

Kalp, ince damarlarla bedenine bağlıydı. Her atışında damarlar geriliyor, duvarların içindeki diğer bedenler sarsılıyordu.

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp de aynı anda attı.

Sevran’ın yüzü bembeyaz oldu.

“Hayır…”

Veyra ona döndü.

“Ne demek bu?”

Sevran cevap veremedi.

Duvarın içindeki bedenin kalbi bir kez daha attı.

Sevran’ın göğsünden boğuk bir ses yükseldi.

Sanki kalbi, kaburgalarının arkasında bir yere çarpmıştı.

Veyra geri çekildi.

“Sevran?”

Adam iki eliyle göğsünü kavradı.

Duvarın içindeki beden başını kaldırdı.

Bu kez yüzü görünüyordu.

Sevran’ın yüzü.

Ama daha gençti. Daha solgun. Gözleri açıktı ve dudakları kanla kaplıydı.

Beden, Sevran’a baktı.

“Sevran…”

Adamın dizleri titredi.

“Sus.”

Duvarın içindeki Sevran gülümsedi.

“Sen de içeride kaldın.”

Veyra’nın bakışları ikisinin arasında gidip geldi.

“Ne demek bu?”

Sevran başını salladı.

“Veyra, sakın…”

Duvarın içindeki bedenin göğsü yeniden açıldı.

Siyah kalp dışarı doğru uzandı.

Ve Sevran’ın göğsündeki kalp, aynı anda durdu.

Oda karanlığa gömüldü.

Veyra’nın içindeki ikinci kalp atmaya devam etti.

Tek başına.

Bir kez.

İki kez.

Üç kez.

Sonra karanlığın içinden Sevran’ın sesi duyuldu.

“Veyra…”

Ses çok uzaktan geliyordu.

“Beni burada bırakma.”

Veyra karanlıkta gözlerini açtı.

Ve ilk kez, içindeki çocuk cevap vermedi.

Çünkü o da dinliyordu.