İçeriğe geç

Gölgenin Eti

Veyra’nın gölgesi dizlerinin üzerinde duruyordu.

Yüzü olmayan karanlığın içinde bir çocuğun yüzü belirmişti. Küçük, solgun, Veyra’ya yabancı bir yüz. Fakat boynunda taşıdığı işaret, Veyra’nın tenindekiyle aynıydı.

“Beni buldular.”

Sözler koridorda yankılandı.

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp hızlandı. Sevran onu kolundan tutuyordu ama Veyra’nın gözleri yerdeki gölgesinden ayrılmıyordu.

“Bu ne?” diye fısıldadı.

Sevran cevap vermedi.

Gölge başını kaldırdı.

Çocuk yüzünün gözleri, Veyra’nın gözlerine benzeyen iki karanlık boşluktu. Dudakları aralandı. İçinden ince, ıslak bir ses çıktı.

“Sen neden hâlâ ayaktasın?”

Veyra geriye çekildi.

Gölge ayağa kalktı.

Veyra hareket etmemişti.

Karanlık siluet, önce kollarını kaldırdı. Sonra başını yana eğdi. Ardından göğsünü tuttu.

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp attı.

Gölge de göğsünü tuttu.

Fakat gölgenin göğsünde bir şey kabardı.

Veyra’nın bedeniyle aynı yerde.

Aynı biçimde.

Aynı ritimde.

“Sevran…”

“Gözlerini ondan ayırma.”

“Bunu nasıl yapıyor?”

“Bilmiyorum.”

Veyra, gölgenin göğsüne baktı.

Kabarıklık büyüdü.

Sonra gölgenin göğsü açıldı.

İçinden bir el çıktı.

Bir insan eli değildi.

Veyra’nın eline benziyordu. Aynı uzunlukta, aynı ince parmaklarda, aynı tırnak biçiminde. Fakat parmakları olması gerekenden fazlaydı. Her biri, eklemlerinden yanlış yönde kıvrılıyordu.

El, gölgenin göğsünden dışarı çıktı.

Yere dokundu.

Sonra Veyra’ya uzandı.

Veyra’nın ayağına değdi.

Dokunduğu yerde derisi kararmaya başladı.

Veyra çığlık attı.

Ayağını çekti. Gölge geri çekilmedi. El, Veyra’nın ayak bileğine yapışmıştı. Parmakları derisinin üzerine kapandı.

Veyra’nın ayak bileğinde ince, siyah çizgiler belirdi.

Çizgiler derisinin altından ilerliyordu.

Damarları boyunca değil.

Damarlarının kendisi siyahlaşmaya başlamıştı.

Veyra’nın ayak bileğindeki damarlar kabardı. İçlerinde küçük, beyaz parçalar hareket ediyordu. Birbirlerine sürtünüyor, derinin altında ince bir ses çıkarıyorlardı.

Veyra dizlerinin üzerine düştü.

“Çek onu!”

Sevran kılıcını gölgeye savurdu.

Kılıç karanlığın içinden geçti.

Gölge parçalanmadı.

Yalnızca başını çevirdi.

Çocuk yüzü Sevran’a baktı.

Ve gülümsedi.

Veyra’nın ayak bileğindeki siyah çizgiler birden durdu. Sonra ters yönde ilerlemeye başladılar. Derisinin altındaki beyaz parçalar, sanki bir şey tarafından geri çekiliyormuş gibi hareket etti.

Veyra’nın ağzı açıldı.

Koyu bir sıvı boğazından yükseldi.

Yere tükürdü.

Sıvının içinde küçük bir tırnak vardı.

Veyra ona baktı.

Tırnak, bir çocuğun parmağından kopmuş gibi küçüktü. Altında ince bir deri parçası duruyordu. Deri, tırnağın kenarına yapışmıştı.

Veyra’nın midesi kasıldı.

Bir kez daha öğürdü.

Bu kez hiçbir şey çıkmadı.

Ama boğazının derinliklerinde bir şey kıpırdadı.

Sanki içerideki varlık, onun kusmasını taklit ediyordu.

Koridordaki siluetler hâlâ diz çökmüştü.

Hiçbiri yaklaşmıyordu.

Sevran, Veyra’yı kaldırmaya çalıştı. Veyra’nın bacakları titriyordu. Ayağındaki siyah çizgiler hâlâ derisinin altında hareket ediyordu.

“Bunlar neden bize saldırmıyor?” diye sordu Veyra.

Sevran cevap vermedi.

Veyra’nın göğsündeki çocuk sesi fısıldadı:

“Çünkü onlar benim için geldiler.”

Siluetlerden biri başını kaldırdı.

Yüzü yoktu.

Ama göğsünün ortasında bir ağız açıldı.

Ağız, Veyra’nın içindeki çocuk sesini taklit ederek konuştu.

“Beni buradan çıkar.”

Veyra dondu.

Diğer siluetlerin göğüslerinde de ağızlar açıldı.

Hepsi aynı anda konuşmaya başladı.

“Beni buradan çıkar.”

“Beni buradan çıkar.”

“Beni buradan çıkar.”

Sesler koridoru doldurdu. Bazıları inceydi, bazıları boğuk. Bazılarıysa sanki taşın altından geliyordu.

Veyra kulaklarını kapattı.

Ama sesler dışarıdan gelmiyordu.

Göğsünün içinde de konuşuyorlardı.

Sevran onu kolundan çekti.

“Yürü!”

Veyra ayağa kalktı.

Gölgesi yerde kaldı.

Sevran birkaç adım ilerlediğinde Veyra’nın gölgesi hareket etti. Karanlık siluet, dizlerinin üzerinden doğruldu. Çocuk yüzü kayboldu.

Gölgenin göğsünden çıkan el, yavaşça geri çekildi.

Sonra gölge başını Sevran’a çevirdi.

Sevran durdu.

Veyra onun yüzüne baktı.

Bir şey değişmişti.

Sevran’ın gözlerinde korku vardı.

Ama bu kez korktuğu şey Veyra değildi.

Gölgenin içinden bir çocuk eli çıktı.

Sevran’ın bileğine dokundu.

Sevran’ın yüzü acıyla buruştu.

Elini çekmeye çalıştı ama gölge onu bırakmadı.

“Sevran?” dedi Veyra.

Sevran’ın nefesi kesildi.

“Onu gömmemiz gerekiyordu.”

Veyra’nın göğsündeki çocuk sesi sustu.

Koridor da sustu.

Bütün siluetler başlarını Sevran’a çevirdi.

Gölge, Sevran’ın bileğini bıraktı.

Çocuk yüzü yeniden belirdi.

“Sen beni gömmedin.”

Sevran’ın gözleri kapandı.

Gölge ayağa kalktı.

“Sen beni Veyra’nın içine koydun.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp durdu.

Sevran başını kaldırdı.

“Veyra, dinle…”

“Ne yaptın?”

“Bu kadar basit değil.”

“Ne yaptın?”

Sevran cevap veremedi.

Gölge Veyra’ya doğru yürümeye başladı.

Her adımında biraz daha uzuyordu. Kolları dizlerine kadar sarkıyor, başı gövdesinden fazla yana eğiliyordu. Göğsündeki kabarıklık büyüdü.

Veyra geri çekildi.

Gölge durmadı.

Veyra’nın ayaklarının üzerine geldi.

Ve onunla birleşti.

Veyra’nın bedeninde bir şey değişti.

Göğsündeki ikinci kalp, ilk kalbiyle aynı anda atmaya başladı.

Bir vuruş.

Bir beden.

Veyra’nın dizleri çözüldü.

Sevran onu yakalamaya çalıştı.

Ama Veyra’nın gölgesi yerde kalmıştı.

Veyra yere düştüğünde gölge hareket etmedi.

Veyra’nın ağzı açıldı.

İçinden bir çocuk sesi değil, birden fazla ses çıktı.

Birbirine karışmış, boğuk, yaşlı ve genç sesler.

Hepsi aynı şeyi söyledi:

“Beden tamamlandı.”

Sevran Veyra’nın başını kollarının arasına aldı.

“Veyra!”

Veyra’nın gözleri kapalıydı.

Göğsündeki ikinci kalp atmaya devam ediyordu.

Sevran başını kaldırdı.

Koridorun karanlığında, Veyra’nın gölgesi ayağa kalkmıştı.

Bu kez yüzü yoktu.

Gölge, Sevran’a baktı.

Ve fısıldadı:

“Şimdi sıra sende.”