“Hayır. O benden korkuyor.”
Veyra’nın sesi odanın içinde yankılandı.
Ama dudakları kıpırdamamıştı.
Sevran’ın yüzündeki ifade değişti. Bir anlığına, onu ilk kez görüyormuş gibi baktı Veyra’ya. Sonra gözleri boynuna kaydı. İşaretin çevresindeki deri, sanki görünmeyen bir el tarafından içeriden çekiliyordu.
Veyra elini boynuna götürdü.
Dokunur dokunmaz parmaklarının altında bir hareket hissetti.
Bir kas seğirmesi değildi bu. Derisinin altında, kendi bedenine ait olmayan bir şey dönüyordu. Yavaşça, sabırla… sanki kendisine uygun bir yer arıyordu.
“Sevran,” diye fısıldadı.
“Dokunma.”
“Bir şey hareket ediyor.”
“Biliyorum.”
“Hayır, bilmiyorsun.”
Veyra’nın sesi çatladı. Parmaklarını boynundan çekmeye çalıştı ama eli oraya yapışmış gibi kaldı. Tırnaklarının ucu derisine bastırıyordu. Biraz daha bastırsa kanatacağını biliyordu. Yine de elini oynatamıyordu.
Sonra ikinci kalp attı.
Göğsünün içindeki kendi kalbiyle aynı anda değil.
Önce biri.
Ardından diğeri.
Aralarında kısa, rahatsız edici bir boşluk vardı. İki ayrı ritim, tek bir bedene sığmaya çalışıyordu.
Veyra nefes aldı. Ciğerleri doldu. Fakat nefesini verirken boğazının içinde başka bir şey de açılıp kapandı.
Hırıltı duydu.
Kendi nefesi değildi.
Sanki boğazının derinliklerinde, karanlık bir odada uyuyan biri, onun nefesini taklit ediyordu.
“Beni buradan çıkar,” dedi Veyra.
Sevran ona yaklaştı.
İkinci kalp hızlandı.
Sevran durdu.
Veyra’nın boynundaki işaretin ortasında ince, koyu bir çizgi belirdi. Önce bir kılcal damar gibi göründü. Sonra çizgi uzadı. Derinin altında ilerleyerek köprücük kemiğine doğru kıvrıldı.
Veyra’nın teni o çizginin çevresinde kabardı.
Bir şey, derisinin altından yukarı doğru bastırıyordu.
“Ne oluyor?” diye sordu.
Sevran cevap vermedi.
“Sevran!”
“Bedenin tepki veriyor.”
“Bedenim mi?”
Veyra acı bir kahkaha attı. Ses, boğazından çıkarken bir an takıldı. Sanki içerideki şey de gülmeye çalışmıştı.
“Bu benim bedenim değilmiş gibi konuşuyorsun.”
Sevran’ın bakışları çizgiyi takip etti. Koyu iz, boynunun yan tarafına ulaştığında durdu. Derinin altında bir kabarıklık oluştu. Küçük, yuvarlak bir şişlik.
Veyra onu gördü.
Ve o an, şişlikten daha korkunç bir şey fark etti.
Kabarıklık nefes alıyordu.
Veyra nefesini tuttu.
Kabarıklık yükseldi.
Veyra nefes verdi.
Kabarıklık yine de yükseldi.
“Hayır,” dedi.
Sesi bu kez kendisine ait değildi. Sözcük, boğazının içinden sürünerek çıkmıştı.
“Hayır, hayır…”
Kabarıklığın çevresindeki deri gerildi. İncecik bir çizgi boyunca ayrılmaya başladı. Kan hemen akmadı. Deri, ıslak bir kumaş gibi iki yana çekildi. Altında kırmızı bir boşluk değil, karanlık ve nemli bir yüzey vardı.
Veyra’nın midesi kasıldı.
Sevran onu tutmak için hamle yaptı.
“Dokunma!” diye bağırdı Veyra.
Ama Sevran çoktan bileğini kavramıştı.
İkinci kalp birden sustu.
Odanın içindeki sessizlik, kulaklarını acıttı.
Veyra’nın gözleri Sevran’ın yüzüne kilitlendi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı. Sonra boynundaki yarık, kendi kendine genişledi.
İçeriden ince bir hava çıktı.
Bir nefes.
Veyra’nın nefesi değildi.
Sevran elini çekti.
Yarığın içindeki karanlık kıpırdadı. Derinin kenarları titredi. Veyra, kendi boynunun içinde bir şeyin dilini damağına sürter gibi hareket ettiğini hissetti. His, boğazından aşağıya, göğsüne kadar yayıldı.
Bir şey onu içeriden yalıyor gibiydi.
Veyra öğürdü.
Ağzından koyu, yapışkan bir sıvı geldi. Sıvı dilinin üzerine yayıldığında metalik bir tat bıraktı. Tükürmek istedi ama çenesi kilitlendi. Boğazındaki kaslar ters yönde kasıldı.
Sevran iki eliyle yüzünü kavradı.
“Veyra. Bana bak.”
Veyra bakmaya çalıştı.
Ama gözleri, Sevran’ın omzunun üzerinden duvardaki işarete kaydı.
İşaretin eksik çizgisi artık eksik değildi.
Boynundaki yarıkla aynı biçimde açılmıştı.
Aynı eğri.
Aynı dar boşluk.
Aynı karanlık.
Veyra’nın içindeki şey, duvardaki işareti görür görmez yeniden attı.
Bu kez tek bir kalp gibi.
Veyra’nın göğsü şiddetle kasıldı. Kaburgalarının arasına bir el sokulmuş gibi hissetti. Nefesi kesildi. Dizleri çözüldü ama Sevran onu bırakmadı.
“Ne istiyorsun?” diye fısıldadı Veyra.
İçeriden cevap gelmedi.
Yalnızca o ikinci nefes.
Sonra boynundaki yarık kıpırdadı.
Ve Veyra’nın kendi sesiyle konuştu.
“Beni buraya sen getirdin.”
Sevran’ın yüzü bembeyaz kesildi.
Veyra ona baktı. Korkudan gözleri dolmuştu. Fakat ağlayamıyordu. Gözyaşları gözlerinin içinde birikiyor, yanaklarına inemiyordu.
“Ne demek istiyor?” diye sordu.
Sevran cevap vermedi.
“Sevran, ne demek istiyor?”
Sevran’ın bakışları Veyra’nın boynundaki yarığa saplandı.
“Bu işaret,” dedi sonunda, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısık, “ayin tamamlandığında ortaya çıkması gereken şey değildi.”
Veyra yutkunmaya çalıştı. Boğazındaki yarık da onunla birlikte kasıldı.
“Peki ne gerekiyordu?”
Sevran’ın gözleri Veyra’nın gözlerine yükseldi.
Bir an için, bütün korkusunun ardında çok daha eski bir şey belirdi. Suçluluk. Yıllardır sakladığı, artık taşıyamadığı bir suçluluk.
“Bir beden,” dedi.
Veyra’nın içindeki şey güldü.
Bu kez ses, boynundan değil, göğsünün tam ortasından geldi.
İkinci kalp yeniden atmaya başladı.
Ve Veyra, kendi bedeninin içinde bir şeyin yerleştiğini hissetti.
Bir misafir gibi değil.
Eve dönmüş biri gibi.