İçeriğe geç

Eksik Parça

“Çünkü ben de oradaydım.”

Sevran’ın sesi ayin odasının taş duvarlarına çarpıp geri döndü. Söylediği şey, odadaki sessizliği bozmak yerine onu daha da ağırlaştırmıştı.

Veyra, gözlerini ondan ayıramıyordu.

“Ne demek oradaydın?”

Sevran cevap vermedi.

Duvarın içindeki yüz, ikisinin arasında asılı kalmış gibiydi. Derisinin altından geçen koyu damarlar yavaşça kıpırdıyordu. Ağzı kapalıydı ama Veyra, sesin nereden geldiğini biliyordu. O ses kulaklarına ulaşmıyordu artık.

Göğsünün içinden konuşuyordu.

Bir vuruş.

Sonra bir tane daha.

Veyra elini boynundaki işarete götürdü. Derisi yanıyordu. Parmakları işaretin üzerine değdiği anda odanın ortasındaki taş çemberden ince bir çatlama sesi yükseldi.

Sevran başını çevirdi.

“Dokunma.”

“Ne oluyor?”

“Veyra, elini çek.”

Ama Veyra çoktan taş çemberin içindeki siyah sıvının hareket ettiğini görmüştü.

Sıvı, taşların arasından sızarak yayılıyordu. Önce ince bir çizgi hâlinde ilerledi. Sonra ikiye ayrıldı. Ardından üçüncü bir kol daha oluştu. Sanki odanın zemininde görünmeyen bir şeyin damarları vardı ve siyah sıvı, onların içinden akıyordu.

Veyra geri çekildi.

Sıvı durdu.

Sevran’ın yüzündeki ifade değişti.

Veyra bunu fark etti.

“Benden mi korkuyor?”

“Hayır.”

“Öyleyse neden durdu?”

Sevran’ın cevabı gecikti.

“Çünkü seni tanıyor.”

Veyra’nın midesi kasıldı.

“Beni tanıyan ne?”

Duvarın içindeki yüzün gözleri açıldı.

İnsan gözü değildi bunlar. Göz çukurlarının içinde, karanlığın kendisi dönüyordu. Veyra bir an için yüzün kendisine baktığını düşündü. Sonra bakışın Sevran’a kaydığını gördü.

Duvarın içinden boğuk bir ses yükseldi.

“Eksik…”

Sevran’ın eli bıçağına gitti.

“Sus.”

Ses yeniden duyuldu.

“Eksik parça…”

Veyra’nın boynundaki işaret, derisinin altında sanki yeniden çiziliyormuş gibi acıdı. Nefesi kesildi. Dizleri titredi. Bir an, ayin odasının taş duvarları kayboldu.

Yerine başka bir yer geldi.

Karanlık.

Toprağın üzerinde diz çökmüş insanlar.

Yüzleri örtülüydü. Ellerinde kemikten yapılmış küçük kaplar vardı. Kapların içindeki sıvı, siyah ve ağırdı. Bir kadın, taş çemberin ortasında yatıyordu. Bileklerinden kan akıyordu.

Veyra kadının yüzünü göremedi.

Ama onun korkusunu hissetti.

O korku kendisinindi.

Görüntü bir anda parçalandı.

Veyra yere düşmeden Sevran onu yakaladı. Eli omzuna kenetlendi.

“Veyra! Bana bak.”

Veyra gözlerini açtı. Ayin odası yeniden etrafındaydı. Ama artık taş çemberin içindeki siyah sıvı durmuyordu.

Çemberin dışına taşmıştı.

Sevran onu kendine doğru çekti.

“Buradan çıkmamız gerekiyor.”

“Hayır.”

Sevran’ın yüzü sertleşti.

“Bunu tartışmayacağız.”

“Bana ne olduğunu söylemeden hiçbir yere gitmiyorum.”

“Şimdi bunu öğrenmenin zamanı değil.”

Veyra’nın içinde bir şey koptu.

“Her seferinde aynı şeyi söylüyorsun! Beni buraya getiren şeyin ne olduğunu biliyorsun. Boynumdaki işaretin ne olduğunu biliyorsun. O sesin beni neden çağırdığını da biliyorsun!”

Sevran’ın çenesi kasıldı.

“Bildiğimi sanıyordum.”

“Ne değişti?”

Sevran, duvarın içindeki yüze baktı.

“Sen buraya geldiğinde.”

O anda odanın zemininden bir kemik sesi yükseldi.

Çemberin içindeki kemikler kıpırdamaya başladı. Birbirlerine sürtünerek, yavaşça yer değiştirdiler. Bazıları kırıldı. Bazıları siyah sıvının içine gömüldü. Sanki yıllardır bekledikleri bir şeyi tamamlamaya çalışıyorlardı.

Veyra’nın bakışları taş çemberin merkezine takıldı.

Orada bir boşluk vardı.

Kemiklerin arasında, diğerlerinden daha büyük, insan kafatasını andıran bir şeklin çevresinde açılmıştı. Boşluğun tam ortasında ise Veyra’nın boynundaki işaretin aynısı duruyordu.

Ama tamamlanmamıştı.

Bir çizgisi eksikti.

Veyra istemsizce elini boynuna götürdü.

Sevran bunu gördü.

“Hayır,” diye fısıldadı.

Veyra ona döndü.

“Ne?”

“Oraya yaklaşma.”

“Sevran…”

“Veyra, sakın.”

Fakat bu kez Veyra onun sesindeki korkuyu duydu.

Sevran, yaratıklardan korkmuyordu.

Odanın içindeki karanlıktan da.

Veyra’nın ne yapabileceğinden korkuyordu.

Veyra yavaşça taş çembere doğru bir adım attı.

Siyah sıvı geri çekildi.

Bir adım daha.

Kemikler sustu.

Duvarın içindeki yüz, gözlerini kapattı.

Ve Veyra’nın göğsündeki ikinci nabız, ilk kez kendi kalbinin ritmine uydu.

Sevran arkasından seslendi.

“Veyra, o çember bir kapı değil.”

Veyra durdu.

“Öyleyse ne?”

Sevran’ın sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaktı.

“Bir kilit.”

Veyra, çemberin ortasındaki eksik çizgiye baktı.

“Peki neyi kilitliyor?”

Sevran cevap vermedi.

Çünkü taş çemberin altından bir ses yükseldi.

Bu kez duvarın içinden değil.

Toprağın altından.

“Veyra…”

Sesi duyduğu anda Veyra’nın gözleri doldu. Sesin kime ait olduğunu bilmiyordu. Ama bir yanıyla, onu bütün hayatı boyunca beklemişti.

Karanlık, çemberin içinden yukarı doğru yükseldi.

Ve ses yeniden konuştu.

“Beni tamamla.”

Veyra’nın eli havada kaldı.

Sevran arkasından ona yetişti. Bileğini kavradı.

“Bu bir çağrı değil,” dedi. “Sana ne olduğunu hatırlatmaya çalışıyor.”

Veyra ona baktı.

“Ben neyim?”

Sevran’ın parmakları bileğinde biraz daha sıkılaştı.

“Bilmiyorum.”

Bu kez yalan söylemiyordu.

Veyra bunu anladı.

Ama Sevran’ın gözlerinde, bilmediği bir şey daha vardı.

Söylemediği.

Taş çemberin içindeki karanlık bir anda yükseldi. Odanın duvarlarına çarptı. Kemikler havalandı. Siyah sıvı, Veyra’nın ayaklarının çevresinde döndü.

Ve boynundaki işaretin eksik çizgisi, derisinin üzerinde belirmeye başladı.

Sevran onu kendine çekti.

“Veyra!”

Ama çok geçti.

İşaret tamamlandı.

Ayin odasındaki bütün sesler kesildi.

Ne kemikler kıpırdadı.

Ne duvarın içindeki yüz nefes aldı.

Ne de karanlık bir daha hareket etti.

Veyra, göğsündeki ikinci nabzı hissetti.

Bir vuruş.

Bir tane daha.

Sonra kendi kalbi sustu.

Yalnızca bir anlığına.

Ama o an, odadaki herkesin duyabileceği kadar uzun sürdü.

Sevran’ın yüzü bembeyaz kesildi.

Veyra nefes almaya çalıştı.

Ve karanlığın içinden, çok tanıdık bir ses fısıldadı:

“Şimdi başladık.”