İçeriğe geç

Dördüncü Kayıt

Gece boyunca uyuyamadı.

Veyra, yatağın kenarında oturmuş, avucunun içinde tuttuğu küçük kâğıda bakıyordu.

Dördüncü kişi hiçbir zaman kaybolmadı.

Cümleyi kaç kez okuduğunu bilmiyordu. Her okuyuşunda başka bir anlam çıkarmaya çalışıyor, fakat sonunda yine aynı soruya dönüyordu.

Dördüncü kişi kimdi?

Othrys, Sevran ve Moraeth.

Üç isim.

Üç insan.

Ve onlardan geriye kalan boş bir satır.

Veyra parmaklarını kâğıdın üzerinde gezdirdi. Mürekkebin dokusu diğer yazılardan farklıydı. Sanki cümle, kâğıda sonradan eklenmişti. Üstelik bunu yapan kişi, yazının görülmesini özellikle istemiş gibiydi.

Göğsüne dokundu.

İkinci kalp sessizdi.

Son günlerde sessizlikten korkmayı öğrenmişti. Çünkü içerideki şey konuşmadığında bile orada olduğunu biliyordu. Bazen bir nefes, bazen kaburgalarının altında beliren hafif bir baskı, bazen de kendisine ait olmayan bir düşünceyle varlığını hatırlatıyordu.

Pencereye baktı.

Dün gece gördüğü küçük ayak izleri çoktan silinmişti. Yağmur yağmış olmalıydı. Toprakta hiçbir şey kalmamıştı.

Ama beyaz battaniyeyi unutamıyordu.

Bir insanın geçmişi gerçekten unutulabilir miydi?

Yoksa geçmiş, yalnızca doğru zamanı bekleyerek insanın içinde mi yaşardı?

Veyra kâğıdı katladı.

Artık cevap beklemek istemiyordu.

Cevapları kendisi bulacaktı.

Sabah olduğunda arşive herkesten önce gitti.

Koridor henüz sessizdi. Duvarlardaki lambaların bazıları sönmüş, bazıları titrek bir ışıkla yanmaya devam ediyordu. Gece boyunca biriken soğuk, taş zemine işlemişti.

Veyra yürürken revirin önünde durdu.

Dün gördüğü demir yataklar hâlâ gözünün önündeydi. Üzerlerindeki zincirler, paslı levhalar ve Moraeth'in adı…

Annesinin bir zamanlar orada bulunduğunu düşünmek tuhaf geliyordu.

Onu hatırlamaya çalıştı.

Yüzü.

Sesinin tonu.

Saçlarını nasıl topladığı.

Veyra'nın zihninde yalnızca birkaç belirsiz görüntü vardı. Bir kadının pencereyi açışı, masanın üzerinde duran küçük bir fincan ve karanlık bir odada söylenen ninni…

Ninninin sözlerini hatırlayamıyordu.

Ama melodisi hâlâ oradaydı.

Arşivin kapısını açtı.

İçerideki hava ağırdı. Dün bıraktığı defterler masanın üzerinde duruyordu. Veyra önce üç ismin bulunduğu sayfayı açtı.

Othrys.

Sevran.

Moraeth.

Dördüncü satır hâlâ boştu.

Defterin arka sayfalarını kontrol etti. Ardından rafların arasına girdi. Bazı kitapların kapaklarını açtı, eski tomarları inceledi. Birkaçının sayfaları nemden birbirine yapışmıştı.

Saatler geçmesine rağmen aradığı şeyi bulamadı.

Tam vazgeçeceği sırada, masanın altındaki dar çekmeceyi fark etti.

Çekmece kilitliydi.

Üzerinde küçük, yuvarlak bir metal parça bulunuyordu. Veyra eğilip yakından baktı.

Metal parçanın ortasında tanıdık bir sembol vardı.

Boynundaki işaret.

Parmaklarını sembolün üzerine koyduğu anda metal hafifçe ısındı.

Bir tıkırtı duyuldu.

Çekmece açıldı.

Veyra birkaç saniye hareket etmeden bekledi.

İçeride eski kâğıtlarla dolu küçük bir bölme vardı. Bazılarının kenarları yanmış, bazılarının üzerindeki yazılar silinmişti.

En altta, diğerlerinden farklı bir zarf duruyordu.

Üzerinde hiçbir işaret yoktu.

Yalnızca bir isim.

Veyra.

Kendi adıyla karşılaşınca boğazında bir düğüm oluştu.

Zarfı eline aldı.

Kâğıt eskimişti. Kat yerleri sararmış, kenarları ince ince parçalanmıştı. Ancak üzerindeki yazı oldukça netti.

Bu isim yıllar önce yazılmış olmalıydı.

Veyra zarfı açtı.

İçinden tek bir sayfa çıktı.

Sayfanın üst kısmında dört ayrı satır bulunuyordu.

İlk üçünde isimler yazılıydı.

Othrys.

Sevran.

Moraeth.

Dördüncü satırda ise bir isim yoktu.

Yalnızca bir tarih vardı.

Veyra'nın doğum tarihi.

Sayfayı biraz daha yaklaştırdı.

Tarihin altında küçük bir açıklama bulunuyordu.

Dördüncü kişi, diğer üçünün yaptığı seçimden doğacaktır.

Veyra'nın parmakları kâğıdın kenarını sıktı.

Doğacaktır.

Bir insanın doğumu nasıl bir seçimden kaynaklanabilirdi?

Üstelik diğer üç kişinin yaptığı bir seçimden?

Sayfanın arkasını çevirdi.

Orada daha küçük harflerle yazılmış başka bir not vardı.

İlk üçü kapıyı açacak. Dördüncü, içeride kalacak.

Veyra'nın göğsünde ince bir sızı oluştu.

Bu kez ikinci kalbi atmamıştı.

Kendi kalbiydi.

“Onu bulmaman gerekiyordu.”

Veyra arkasını döndü.

Sevran kapının önünde duruyordu.

Bakışları doğrudan Veyra'nın elindeki sayfaya çevrilmişti.

“Demek biliyordun.”

Sevran içeri girdi.

“Onu yerine koy.”

“Hayır.”

“Veyra.”

“Bana emir vermeyi bırak.”

Sevran birkaç saniye sustu. Sonra masanın diğer tarafına geçti.

“Bu kayıtların ne anlama geldiğini bilmiyorsun.”

“Öyleyse anlat.”

“Her şeyi bir anda öğrenemezsin.”

Veyra acı bir gülümsemeyle başını eğdi.

“Bunu kaçıncı kez duyuyorum, bilmiyorum.”

Sayfayı masanın üzerine bıraktı.

“Üç isim var. Othrys, sen ve Moraeth. Dördüncü satırda benim doğum tarihim yazıyor. Altında da diğer üçünün yaptığı seçimden doğacağım söyleniyor. Bunu açıklayabilir misin?”

Sevran sayfaya baktı.

“Bu kayıt çok eski.”

“Bunu görebiliyorum.”

“Burada yazılan her şey gerçekleşmedi.”

“Peki hangileri gerçekleşti?”

Sevran cevap vermedi.

Veyra sandalyesini geriye itti.

“Sen bu kayıtlarda neden varsın?”

Sevran başını kaldırdı.

“Çünkü o dönem oradaydım.”

“Nerede?”

“Bu kayıtların tutulduğu yerde.”

“Ne yapıyordun?”

Sevran pencereye doğru yürüdü. Dışarıdaki ağaçlara baktı. Bir süre konuşmadı.

“İlk kez buraya geldiğimde ayinlerin ne olduğunu bilmiyordum. Bana anlatılanlar, insanların inançları ve eski gelenekleriyle ilgiliydi. Bazı törenlerin yalnızca sembolik olduğunu söylediler. Bazılarının ise geçmişte yaşanan olayları hatırlamak için yapıldığını…”

Veyra onu dikkatle dinliyordu.

“Sonra?”

“Bir gece bir törene katıldım.”

“İsteyerek mi?”

Sevran'ın yüzü sertleşti.

“Başlangıçta evet.”

Veyra'nın kaşları çatıldı.

“Sen de onlardan biriydin.”

“Bir süre.”

“Peki sonra ne değişti?”

Sevran pencerenin önünden ayrıldı.

“Bir insanın bedeninin, başka bir şey için kullanılabileceğini öğrendim.”

Veyra'nın parmakları istemsizce göğsüne gitti.

“Benim gibi.”

Sevran başını hafifçe salladı.

“Evet.”

“Bana öğreten kişi kimdi?”

“Bir adam.”

“Adı?”

“Bunu söyleyemem.”

Veyra öfkeyle güldü.

“Tabii.”

“Onun adını söylediğimde ne olacağını bilmiyorum.”

“Bunu gerçekten sen de bilmiyor musun, yoksa bana yine bir şey mi saklıyorsun?”

Sevran'ın bakışları Veyra'nın üzerinde durdu.

“Bana söylediği son şeyi hatırlıyorum.”

Veyra bekledi.

“Dördüncü kişiyi aramayın. Çünkü o sizi zaten bulacaktır.”

Veyra'nın yüzündeki ifade değişti.

“Bunu ne zaman söyledi?”

“Yıllar önce.”

“Dördüncü kişinin kim olduğunu biliyor muydu?”

“Sanırım.”

“Peki sen?”

Sevran gözlerini kaçırdı.

“Ben onun çoktan öldüğünü düşünüyordum.”

“Şimdi ne düşünüyorsun?”

Sevran cevap vermedi.

Veyra masadaki sayfayı aldı.

“Benim doğum tarihim burada yazıyor.”

Sevran'ın yüzündeki ifade ağırlaştı.

“Gördüm.”

“Bu tesadüf değil.”

“Hayır.”

Veyra onun gözlerine baktı.

“Öyleyse ben neyin sonucuyum?”

Sevran'ın cevabı gecikti.

“Bilmiyorum.”

Veyra başını salladı.

“Bir gün gerçekten bilmediğin bir şey söylediğinde sana inanacağım.”

Othrys'i arşivin girişinde buldu.

Elinde eski bir dosya vardı. Veyra'yı görünce durdu. Kızının yüzündeki ifadeyi görünce ne bulduğunu anlamış gibiydi.

“Sayfayı bulmuşsun.”

Veyra elindeki kâğıdı kaldırdı.

“Bana açıklayacaksın.”

Othrys gözlerini kapattı.

“Burada değil.”

“Yeter artık. Herkes bir şeyleri başka bir zamana bırakıyor.”

“Bunu burada konuşamayız.”

“Neden? Duvarların da mı hatırlama ihtimali var?”

Othrys ona baktı.

“Evet.”

Veyra'nın öfkesi bir anlığına dağıldı.

Othrys arşivin kapısını kapattı ve koridorun sonundaki küçük odaya yöneldi. Veyra onu takip etti.

Oda eskiden bir çalışma alanı olmalıydı. Duvarın önünde geniş bir masa, masanın üzerinde eski çizimler ve birkaç kalın kitap bulunuyordu.

Othrys dosyayı masaya bıraktı.

“Bu kayıtları hazırladığımız dönemde burada üç kişi çalışıyordu.”

Veyra'nın bakışları dosyaya indi.

“Sen, Sevran ve Moraeth.”

“Evet.”

“Ne yapıyordunuz?”

Othrys uzun bir nefes aldı.

“Bir şeyin doğumunu engellemeye çalışıyorduk.”

“Ne şeyinin?”

“Bunu o zamanlar biz de bilmiyorduk.”

Veyra sandalyesine oturdu.

Othrys masanın diğer tarafında ayakta kaldı.

“İlk başta bütün bunların eski bir hastalıkla ilgili olduğunu düşündük. İnsanların bedenlerinde oluşan değişiklikler, hafıza kayıpları, aynı rüyaları gören insanlar… Bunların hepsini açıklayabilecek bir neden arıyorduk.”

“Sonra bunun bir hastalık olmadığını mı anladınız?”

Othrys başını salladı.

“Bedenler yalnızca değişmiyordu. Bazı insanlar, kendilerine ait olmayan anıları hatırlamaya başlıyordu. Bazıları hiç tanımadıkları insanları özlüyordu. Bazıları da doğmamış çocuklarının seslerini duyduklarını söylüyordu.”

Veyra'nın elleri soğudu.

“Bebekleri mi?”

Othrys gözlerini kızına çevirdi.

“Evet.”

“Bunun benimle ne ilgisi var?”

“Sen doğmadan önce bu olayların merkezinde bir çocuk vardı.”

Veyra'nın kalbi hızlandı.

“Kimdi?”

Othrys cevap vermedi.

“Beni mi kastediyorsun?”

“Hayır.”

“Öyleyse kim?”

Othrys gözlerini masaya indirdi.

“Moraeth, o çocuğun korunması gerektiğini düşünüyordu.”

Veyra'nın boğazı kurudu.

“Sen ne düşünüyordun?”

“Onun burada kalmaması gerektiğini.”

“Sevran?”

Othrys kısa bir süre sustu.

“Sevran, ikimizi de durdurmaya çalışıyordu.”

Veyra bu cevabı beklemiyordu.

“Yani siz aynı tarafta değildiniz.”

“Hayır.”

“Peki ne oldu?”

Othrys'in yüzü yaşlandı sanki.

“Bir seçim yaptık.”

Veyra önündeki kâğıda baktı.

Dördüncü kişi, diğer üçünün yaptığı seçimden doğacaktır.

“Benim doğmamı mı seçtiniz?”

Othrys başını kaldırdı.

“Hayır.”

“Öyleyse?”

Othrys'in sesi kısıldı.

“Senin doğmana neden olan şeyi seçtik.”

Veyra uzun süre konuşamadı.

Sonunda yalnızca tek bir soru sorabildi.

“Annem ne istedi?”

Othrys'in bakışları değişti.

“Moraeth, o çocuğu kurtarmak istedi.”

“Sen?”

“Ben onu durdurmak istedim.”

“Sevran?”

Othrys'in gözleri kapıya kaydı.

“Sevran, o gece hiçbirimizin geri dönemeyeceğini biliyordu.”

Veyra'nın zihninde bir şeyler birbirine bağlanmaya başladı.

Ayinler.

Beyaz battaniye.

Bebeğin nefesi.

Neris.

Ve doğumundan önce yazılmış kendi tarihi.

Ama hâlâ en önemli sorunun cevabı yoktu.

“Dördüncü kişi kim?”

Othrys başını kaldırdı.

“Bunu sana söyleyemem.”

Veyra ayağa kalktı.

“Yine aynı şey.”

“Çünkü ben de bilmiyorum.”

“Yalan söylüyorsun.”

Othrys'in gözleri doldu.

“Keşke.”

Veyra odadan çıktığında koridorun sonunda bir hareket gördü.

Bir kadın.

Sırtı dönüktü. Koyu renkli, uzun bir giysi giyiyordu. Saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu.

Veyra olduğu yerde durdu.

“Moraeth?”

Kadın hareket etmedi.

Veyra bir adım attı.

“Anne?”

Kadın başını hafifçe yana çevirdi.

Yüzü görünmüyordu.

Sonra koridorun sonundaki kapıdan içeri girdi.

Veyra arkasından koştu.

Kapıyı açtığında karşısında boş bir oda vardı.

Yalnızca ortada eski bir masa bulunuyordu.

Masanın üzerinde küçük, ahşap bir kutu duruyordu.

Veyra kutuya yaklaştı.

Kapağını kaldırdığında içinden katlanmış bir sayfa çıktı.

Kâğıdın üzerinde tek bir cümle yazılıydı.

Onu korumak için doğurmadım.

Veyra'nın parmakları dondu.

Yazıyı tanımıyordu.

Ama bir şekilde annesinin el yazısı olduğunu biliyordu.

Kâğıdın arkasını çevirdi.

Orada ikinci bir cümle vardı.

Onu geri getirmek için doğurdum.

Veyra'nın göğsünde ani bir ağrı oluştu.

Bir adım geri çekildi.

Othrys'in söyledikleri zihninde yankılanıyordu.

Moraeth bir çocuğu korumak istemişti.

Ama belki de o çocuk Veyra değildi.

Belki Veyra, başka birinin geri dönmesi için dünyaya getirilmişti.

Akşam olduğunda Veyra yeniden arşive döndü.

Elindeki sayfayı üç isimle birlikte masaya koydu.

Othrys.

Sevran.

Moraeth.

Ve kendi doğum tarihi.

Kâğıtların üzerinde uzun süre düşündü.

Dördüncü kişi bir isim değildi.

Bir sonuçtu.

Bir seçimin sonucu.

Belki de bu yüzden hiçbir yerde gerçek adı yazmıyordu.

Veyra sayfayı çevirdiğinde alt köşede daha önce fark etmediği küçük bir işaret gördü.

Sembolün yanında tek bir kelime vardı.

Öncesi.

Veyra kelimeyi fısıldadı.

“Öncesi…”

Tam o sırada arkasından ayak sesleri geldi.

Sevran'dı.

“Burada ne yapıyorsun?”

Veyra kâğıdı ona uzattı.

“Bunu gördün mü?”

Sevran işarete baktığında yüzü gerildi.

“Bunu nereden buldun?”

“Annemin bıraktığı bir kutudan.”

Sevran kâğıdı eline aldı.

“Bu mümkün değil.”

“Ne?”

Sevran sembolün üzerindeki kelimeye dokundu.

“Bu, ilk kayıtlarda kullanılan bir işaret.”

“Ne anlama geliyor?”

Sevran bir süre cevap vermedi.

Sonunda başını kaldırdı.

“Bir şeyin başlangıcından önceki hâlini.”

Veyra'nın içindeki ikinci kalp hafifçe kıpırdadı.

“Yani?”

Sevran kâğıdı masaya bıraktı.

“Yani dördüncü kişi doğmadan önce de vardı.”

Veyra'nın yüzü soldu.

“Benim doğumumdan önce mi?”

Sevran başını salladı.

“Evet.”

Veyra yavaşça geriye çekildi.

“Öyleyse kimdi?”

Sevran cevap vermedi.

O sırada masanın üzerindeki kâğıt kendi kendine kıvrıldı.

Veyra'nın doğum tarihinin yazılı olduğu satırın altında, daha önce bulunmayan yeni bir cümle belirdi.

Mürekkep, sanki kâğıdın içinden yükseliyordu.

Dördüncü kişi doğmadı.

Veyra nefesini tuttu.

Cümlenin devamı yavaşça ortaya çıktı.

Yalnızca hatırlamaya başladı.

Sevran kâğıdı elinden bıraktı.

Veyra'nın göğsünde ikinci kalp bir kez attı.

Sonra içeriden çok tanıdık bir ses yükseldi.

“Beni aramayı bırak.”

Veyra gözlerini kapattı.

“Sen kimsin?”

Bu kez cevap hemen geldi.

“Ben senden önceydim.”

Veyra'nın parmakları masanın kenarına tutundu.

“Ne demek istiyorsun?”

İçerideki ses bir süre sustu.

Sonra fısıldadı:

“Sen doğduğunda ben çoktan oradaydım.”

Veyra gözlerini açtı.

Sevran ona bakıyordu.

Ama onun da duyduğu bir şey vardı.

Çünkü adamın yüzündeki korku, ilk kez Veyra'nınkinden daha büyüktü.

Dördüncü kişi hiçbir zaman kaybolmamıştı.

Çünkü hiçbir zaman gitmemişti.