İçeriğe geç

Doğmamış Olan

Othrys’in yüzündeki ifade değişmedi.

Veyra, babasının karşısında dururken onun gözlerinde bir anlığına bile olsa tanıdığı bir şey aradı. Korku. Pişmanlık. Belki de yıllardır içinde sakladığı o eski şefkatin kırıntısı.

Ama Othrys’in bakışları bomboştu.

“Çünkü sen benim kızım değilsin.”

Sözler odanın içinde yankılandı.

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp bir kez sertçe attı.

Sonra bir daha.

Sanki bu cümleyi duymayı bekliyordu.

“Ne demek bu?” diye fısıldadı Veyra. “Beni sen büyüttün. Bana adımı sen verdin. Beni—”

“Hayır.”

Othrys’in sesi, Veyra’nın sözlerini bıçak gibi kesti.

“Ben sana bir ad vermedim.”

Veyra’nın boğazı kurudu.

“Yalan söylüyorsun.”

Othrys cevap vermedi.

Sevran, Veyra’nın arkasında kıpırdandı. Elini silahına götürmedi ama parmakları kabzasının üzerinde kasıldı.

“Othrys,” dedi. “Bunu şimdi yapma.”

Othrys başını ona çevirdi.

“Sen sus.”

Sevran’ın yüzündeki kaslar gerildi.

Veyra ikisinin arasında gidip gelen bakışları izledi. Bir şey vardı. İkisinin de bildiği, kendisinin ise yıllardır karanlıkta bırakıldığı bir şey.

“Bana bak,” dedi Veyra, Othrys’e. “Beni tanıyorsun.”

Othrys’in gözleri yeniden ona döndü.

“Tanıyorum.”

“Öyleyse neden?”

“Çünkü senin içinde taşıdığın şey, seni benden önce tanıyordu.”

Veyra’nın göğsündeki kalp durdu.

Bir anlığına.

Ardından ikinci kalp, sanki boşlukta kalmış bir bedeni yeniden hayata çağırır gibi çarpmaya başladı.

Othrys’in bakışları Veyra’nın göğsüne indi.

“Onu hissediyorsun, değil mi?”

Veyra cevap vermedi.

“Bazen senin kalbin gibi atıyor. Bazen senden bağımsız. Bazen de…” Othrys bir adım yaklaştı. “Sana ait olmayan anıları hatırlatıyor.”

Veyra’nın zihninde bir kapı açıldı.

Küçük bir oda.

Soluk sarı duvarlar.

Pencerenin önünde duran eski bir sandalye.

Ve yerde, tahta döşemelerin üzerinde oturan küçük bir kız.

Veyra.

Ama görüntüde bir şey yanlıştı.

Kızın karşısında Othrys yoktu.

Onun yerine yüzü seçilemeyen bir kadın duruyordu. Kadının kollarında bir bebek vardı. Bebek ağlamıyordu. Gözleri açıktı ve doğrudan Veyra’ya bakıyordu.

Veyra gözlerini kapattı.

Görüntü kaybolmadı.

“Hayır,” diye fısıldadı.

Kadın bebeği yere bıraktı.

Bebek emekleyerek Veyra’ya yaklaştı.

Ve küçük kız, onu kucağına aldı.

Veyra’nın parmakları titredi.

“Ben bunu hatırlamıyorum.”

Othrys’in sesi uzaktan geldi.

“Hatırlaman gerekmiyordu.”

Veyra gözlerini açtı.

“Kimdi o bebek?”

Othrys cevap vermedi.

“Kimdi?” diye tekrarladı Veyra. Sesi bu kez daha sertti.

Göğsündeki ikinci kalp birden hızlandı.

Duvarların içinden ince bir ses yükseldi.

Bir bebek ağlıyordu.

Veyra başını çevirdi.

Ses, odanın arka tarafındaki karanlık koridordan geliyordu.

Sevran hemen önüne geçti.

“Oraya gitme.”

Veyra ona baktı.

“Sen de biliyorsun.”

Sevran’ın yüzü soldu.

“Veyra…”

“Biliyorsun.”

Sevran cevap vermedi.

O sessizlik, Veyra’nın alabileceği bütün cevaplardan daha ağırdı.

Veyra onu kenara itti ve koridora yürüdü.

Othrys arkasından seslendi.

“Orada gördüğün şey, hatırladığın şey olmayacak.”

Veyra durmadı.

“Belki de ilk kez gerçeği göreceğim.”

Koridorun duvarları, geçtikçe içeri doğru bükülüyordu. Sanki yapı, onun yaklaşmasını istemiyor; ama aynı zamanda onu kendine çekiyordu.

Bebek ağlaması kesildi.

Yerine, tahta bir şeyin yavaşça gıcırdaması duyuldu.

Veyra karanlığın sonunda küçük bir oda gördü.

Kapısı aralıktı.

İçeride eski bir beşik duruyordu.

Beşiğin ahşabı kararmış, kenarları çatlamıştı. Üzerine örtülmüş ince beyaz kumaş, yıllardır dokunulmamış gibi toz içindeydi.

Veyra kapının eşiğinde durdu.

Göğsündeki iki kalp aynı anda attı.

Beşiğin içinden bir ses geldi.

“Veyra.”

Kendi sesi.

Ama daha küçük.

Daha kırılgan.

Veyra yavaşça yaklaştı.

Kumaşın ucunu tuttu.

Bir an için geriye çekilmek istedi. İçindeki her şey, örtüyü kaldırmaması gerektiğini söylüyordu.

Ama parmakları onu dinlemedi.

Kumaşı kaldırdı.

Beşiğin içinde bir bebek yatıyordu.

Solgun yüzü, kapalı gözleri ve göğsünde hareketsiz duran küçük elleriyle…

Veyra’nın kendisiydi.

Aynı yüz.

Aynı kaşların arasındaki ince çizgi.

Aynı boynun sağ tarafında, derinin altında beliren karanlık iz.

Veyra nefes alamadı.

Bebek gözlerini açtı.

Gözlerinin içinde hiçbir ışık yoktu.

Yalnızca derin, dipsiz bir karanlık.

“Beni neden bıraktın?” diye sordu bebek.

Veyra geriye sendeledi.

“Hayır…”

“Beni neden burada bıraktın?”

Bebeğin dudakları kıpırdadı.

Ama sesi artık bir bebeğin sesi değildi.

Othrys’in sesiydi.

“Çünkü sen benim kızım değilsin.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp, ilk kez kendi ritmini kaybetti.

Bir atım.

Bir boşluk.

Sonra ikisi de aynı anda sustu.

Arkasından Sevran’ın sesi duyuldu.

“Veyra!”

Ama Veyra onu duymadı.

Beşiğin içindeki bebek gülümsüyordu.

Ve Veyra, o gülümsemenin kendisine ait olduğunu biliyordu.

Çünkü beşiğin içindeki yüz, onun doğmadan önceki yüzüydü.