İçeriğe geç

Çıkarılamayan

Veyra kendi nefesinin sesine uyandığında odanın karanlık olduğunu fark etti.

Bir süre kıpırdamadan yattı.

Nefes alıyordu.

Ama göğsünün hareketi ona ait değildi.

Her solukta kaburgalarının altında bir şey genişliyor, nefesini verirken yeniden küçülüyordu. Sanki bedeninin içinde ikinci bir göğüs kafesi vardı ve o da kendisiyle birlikte yaşamaya çalışıyordu.

Elini göğsüne götürdü.

Derisinin altında bir hareket hissetti.

Parmaklarını geri çekti.

Hareket yeniden başladı.

Bu kez daha yukarıdaydı.

Köprücük kemiğinin hemen altında, derisinin üzerinde küçük bir şişlik belirmişti. Önce bir böcek ısırığını andırıyordu. Ancak Veyra dikkatle baktığında şişliğin yer değiştirdiğini gördü.

Bir şey derisinin altında ilerliyordu.

Yavaşça.

Sanki içeride kendisine uygun bir yer arıyordu.

Veyra yatağın kenarına tutunarak doğruldu.

“Hayır…”

Şişlik bir anlığına durdu.

Ardından ortasından ince bir çizgi belirdi.

Çizgi genişledi.

Derisi, içeriden iki yana doğru ayrılıyormuş gibi kıvrıldı. Kan yoktu. Yalnızca birbirine yapışmış, soluk ve nemli dokular görünüyordu.

Veyra çığlık atmak için ağzını açtı.

Ama ses çıkmadı.

Onun yerine köprücük kemiğinin altındaki yarıktan bir fısıltı yükseldi.

“Uyandın mı?”

Veyra dondu.

Ses kendisine aitti.

Ama konuşan kendisi değildi.

Kapı aniden açıldı.

Sevran içeri girdiğinde Veyra'nın yatağın kenarında oturduğunu, iki eliyle göğsünü bastırdığını gördü.

“Ne oldu?”

Veyra konuşmaya çalıştı.

“İçimde…”

Sözcük tamamlanmadan göğsünün altından bir ses yükseldi.

“Acıyor.”

Sevran olduğu yerde kaldı.

Veyra başını kaldırdı.

“Duydun mu?”

Sevran yavaşça yaklaştı.

“Evet.”

“Ben söylemedim.”

“Biliyorum.”

Sevran elini uzattığında Veyra geri çekildi.

“Dokunma.”

“Görmem gerekiyor.”

“Orada bir şey var.”

Sevran'ın bakışları köprücük kemiğinin altındaki yarığa indi.

Yüzündeki ifade değişti.

“Bu daha önce olmamıştı.”

Veyra acıyla güldü.

“Ne güzel. Demek hâlâ yeni şeyler bulabiliyoruz.”

Sevran cevap vermedi.

Yarığın içindeki dokular yavaşça birbirinden ayrıldı. İnce bir ses duyuldu. Islak bir kumaşın çekilmesine benzeyen, insanın dişlerini sıkmasına neden olan bir sesti.

Ardından yarık konuştu.

“Onu çağırma.”

Sevran geriye çekildi.

Veyra'nın gözleri büyüdü.

“Ne istiyorsun?”

Yarık kapandı.

Bir süre hiçbir şey olmadı.

Sonra Veyra'nın boğazı kasıldı.

Öksürmeye başladı.

İlk öksürükte yalnızca tükürük çıktı. İkincisinde boğazına takılan bir şey nefesini kesti.

Üçüncüsünde ağzından küçük, beyazımsı bir parça düştü.

Parça yatağın üzerine yapıştı.

Veyra nefes nefese kaldı.

Sevran eğilip ona baktı.

“Buna dokunma.”

Ama Veyra çoktan görmüştü.

Parçanın üzerinde ince, kıvrımlı çizgiler vardı.

Bir deri dokusuna benziyordu.

Ancak ortasında küçücük bir iz bulunuyordu.

Bir parmak izi.

Veyra'nın midesi kasıldı.

“Bu benden mi çıktı?”

Sevran cevap vermedi.

İkinci bir öksürük geldi.

Bu kez daha büyük bir parça çıktı.

Ardından üçüncüsü.

Veyra ağzını eliyle kapatmaya çalıştı ama öksürük durmadı. Her seferinde boğazından yeni bir şey yükseliyordu.

Sonunda yatağın üzerinde birbirinden farklı, soluk parçalar birikti.

Birinin üzerinde incecik bir göz kapağı vardı.

Diğerinin üzerinde küçük, koyu renkli bir leke.

Veyra'nın parmakları titredi.

“Bunlar ne?”

Sevran parçaları incelemek için eğildi.

Tam birine dokunacakken durdu.

“Bunlar…”

“Ne?”

Sevran başını kaldırdı.

“Bunlar senin bedenine ait değil.”

Othrys odaya girdiğinde yatağın üzerindekileri gördü.

Bir anlığına nefes almayı unuttu.

Sonra hızla Veyra'ya yaklaştı.

“Bunları ne zaman çıkardın?”

“Az önce.”

Othrys'in gözleri parçaların üzerinde dolaştı.

“Kaç tane?”

Veyra cevap veremedi.

“Kaç tane çıktı, Veyra?”

“Bilmiyorum!”

Othrys yatağın kenarına oturdu. Parmaklarını uzattı ama dokunmadı.

Sevran ona döndü.

“Bunları tanıyor musun?”

Othrys başını kaldırmadı.

“Evet.”

“Nasıl?”

“Daha önce gördüm.”

Veyra'nın yüzü gerildi.

“Nerede?”

Othrys bir süre sustu.

“Başka birinde.”

Odanın içindeki hava ağırlaştı.

Veyra yatağın kenarına tutundu.

“Kimde?”

Othrys cevap vermedi.

“Kimde gördün bunları?”

“Hatırlamıyorum.”

Veyra öfkeyle ona baktı.

“Yine mi?”

Othrys gözlerini kapattı.

“Hatırlamak istemiyorum.”

“Benden ne saklıyorsun?”

“Her şeyi anlatırsam…”

“Ne olacak?”

Othrys başını kaldırdı.

“Onu uyandıracağız.”

Veyra'nın göğsündeki yarık yeniden açıldı.

Bu kez içeriden bir kahkaha yükseldi.

Çok küçük.

Neredeyse bir bebeğin çıkardığı ses kadar masum.

Ama Othrys'in yüzündeki korku, bunun masum olmadığını anlatmaya yetiyordu.

Veyra yeniden öksürdü.

Bu kez çıkan parça yatağın üzerine düşmedi.

Avucunun içine geldi.

Küçük, beyaz ve kıvrılmıştı.

Üzerinde ince bir çizgi vardı.

Veyra onu elinde tutarken zihninde bir görüntü belirdi.

Bir mutfak.

Eski ahşap bir masa.

Pencerenin önünde oturan küçük bir kız.

Küçük Veyra.

Elinde kalem vardı. Bir kâğıda bir şeyler çiziyordu.

Yanında başka bir çocuk oturuyordu.

Yüzü seçilemiyordu.

Küçük Veyra kâğıda büyük harflerle bir isim yazdı.

NERİS.

Ardından kâğıdın altına küçük bir cümle ekledi.

Beni unutma.

Görüntü kayboldu.

Veyra elindeki parçaya baktı.

“Ben bunu gördüm.”

Sevran ona yaklaştı.

“Neyi?”

“Bir anı.”

Othrys başını kaldırdı.

“Ne hatırladın?”

Veyra kâğıttaki yazıyı anlatınca babasının yüzü değişti.

“Neris…”

İsmi neredeyse nefessiz söyledi.

Veyra ona döndü.

“Hatırladın mı?”

Othrys'in dudakları titredi.

“Biraz.”

“Kimdi?”

Othrys cevap vermeye çalıştı.

Ama kelime ağzından çıkmadı.

Bir süre sonra başını iki yana salladı.

“Yalnızca sesini hatırlıyorum.”

Veyra'nın gözleri doldu.

“Nasıl bir sesti?”

Othrys gözlerini kapattı.

“Çocuk sesi.”

O sırada Veyra'nın elindeki parça hareket etti.

Parçanın üzerindeki ince çizgi kıvrıldı.

Veyra onu yere bırakmak istedi ama parmakları açılmadı.

Çünkü parça, avucunun içinde küçücük bir ağız oluşturmuştu.

Ve o ağız konuştu.

“Beni unutma.”

Veyra çığlık attı.

Parça elinden düştü.

Sevran onu geriye çekti. Othrys ise yere düşen şeye bakarken fısıldadı:

“Bunlar anı değil.”

Veyra nefes nefese kaldı.

“Ne?”

Othrys'in sesi titriyordu.

“Bunlar hatırladığın şeyler değil. Hatırlayamadığın şeylerin senden çıkması.”

Öksürük yeniden başladı.

Veyra iki eliyle ağzını kapattı.

Bu kez boğazından çıkan şey daha sertti.

Küçük bir diş.

Yatağın üzerine düştüğünde ince bir ses çıkardı.

Sevran eğildi.

Dişi eline almadan önce uzun süre baktı.

Sonra yüzündeki bütün ifade silindi.

Othrys de görmüştü.

Bir adım geri çekildi.

Veyra'nın gözleri ikisinin arasında dolaştı.

“Ne var?”

Sevran cevap vermedi.

“Ne var dedim!”

Othrys'in dudakları aralandı.

“Bu…”

Yutkundu.

“Bir süt dişi.”

Veyra'nın midesi bulandı.

Dişin köküne ince, siyah bir iplik dolanmıştı.

Veyra o ipliği tanıyordu.

Beyaz battaniyenin kenarından sarkan iplikti.

Çocukluğunda kucağında tuttuğu bebeğin battaniyesi.

Bir anlığına odanın kokusu değişti.

Eski kumaş.

Nem.

Ve uzun süre kapalı kalmış bir odanın ağır kokusu.

Veyra gözlerini kapattı.

Bir görüntü geldi.

Küçük eller.

Beyaz bir battaniye.

Bebeğin yüzüne düşen siyah bir iplik.

Küçük Veyra'nın fısıltısı:

“Bunu kesme. Canı acır.”

Veyra gözlerini açtı.

“Hayır…”

Sevran ona baktı.

“Ne oldu?”

“Ben onu hatırladım.”

“Veyra…”

“Battaniyesini hatırladım.”

Yatağın üzerindeki diş bir kez daha hareket etti.

Siyah iplik, dişin kökünden ayrıldı.

Yavaşça uzadı.

Sonra yatağın kumaşına tutundu.

İplik kendi kendine ilerlemeye başladı.

Veyra geriye çekildi.

“Bunu durdurun.”

Ama iplik artık yatağın kenarına ulaşmıştı.

Bir anda gerildi.

Sanki görünmeyen bir el, diğer ucundan çekiyordu.

Ardından göğsündeki yarık açıldı.

Bu kez çok daha geniş.

Veyra'nın sırtı kasıldı. Çığlığı odanın duvarlarına çarptı.

Yarığın içinden soğuk bir nefes çıktı.

Ve bir ses duyuldu.

“Onu neden çıkarmaya çalışıyorsunuz?”

Sevran silahını kaldırdı.

“Kes sesini.”

İçerideki şey güldü.

“Ben daha bitirmedim.”

Veyra'nın göğsündeki deri bir kez daha hareket etti.

“Daha hepsini hatırlamadı.”

Othrys'in gözleri büyüdü.

“Sevran, geri çekil!”

Ama Sevran hareket etmedi.

Veyra'nın gözleri karardı.

Bir anlığına göğsündeki yarığın içinden başka bir şey gördü.

Et ya da kemik değildi.

Bir oda.

Küçük bir oda.

İçinde beyaz bir yatak vardı.

Ve yatağın üzerinde oturan bir çocuk.

Çocuk başını kaldırdı.

Veyra'nın çocukluk yüzüydü.

Ama kucağında bebek yoktu.

Kendi göğsünü iki eliyle tutuyordu.

Küçük kız, Veyra'ya baktı.

Dudaklarını araladı.

“Anne, onları dışarı çıkarma.”

Veyra'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Ne çıkarıyorum?”

Küçük kız cevap vermedi.

Yalnızca başını yana çevirdi.

Yatağın diğer tarafında bir çocuk daha oturuyordu.

Yüzü görünmüyordu.

Ama Veyra onun kim olduğunu biliyordu.

Neris.

Küçük kız, Neris'in elini tuttu.

Sonra yeniden Veyra'ya baktı.

“Bizi tekrar ayırma.”

Görüntü kayboldu.

Veyra yere çöktüğünde Sevran onu yakaladı.

Göğsündeki yarık kapanmıştı.

Yatağın üzerindeki parçalar hareketsizdi.

Siyah iplik de ortadan kaybolmuştu.

Ama süt dişi hâlâ oradaydı.

Othrys yavaşça yanlarına geldi.

“Veyra…”

Veyra başını kaldırdı.

“Beni neden ondan ayırdınız?”

Othrys'in yüzü gerildi.

“Bunu şimdi konuşamayız.”

“Hayır. Konuşacağız.”

“Anlamıyorsun.”

“Öyleyse anlat!”

Othrys gözlerini kaçırdı.

“Onu senden ayırmaya çalıştığımızda yalnızca sen zarar görmedin.”

Veyra'nın nefesi kesildi.

“Başka kim?”

Othrys cevap vermedi.

Veyra'nın bakışları yavaşça Sevran'a kaydı.

“Başka kim?”

Sevran'ın yüzünde korkuyla karışık bir suçluluk vardı.

“Veyra…”

“Bana söyle.”

Sevran başını eğdi.

“Ben de oradaydım.”

“Biliyorum.”

“Hayır. Bilmiyorsun.”

Sevran derin bir nefes aldı.

“Onu senden ayırmak için ilk denemeyi ben yaptım.”

Veyra'nın gözleri büyüdü.

“Ne?”

“Bebeğin bedenine dokunduğumda senin kalbin durdu. Ama o gece yalnızca senin kalbin durmadı.”

Veyra'nın dudakları aralandı.

Sevran gözlerini kaldırdı.

“Benimki de durdu.”

Othrys başını çevirdi.

Veyra, Sevran'a bakakaldı.

“Sen…”

“Bir süreliğine.”

Sevran'ın sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaktı.

“Beni geri getiren şey de senin içindeki şeydi.”

Veyra'nın göğsünde ince bir ağrı oluştu.

İkinci kalp yeniden atmaya başladı.

Bir kez.

İki kez.

Ardından içindeki ses fısıldadı:

“Gördün mü?”

Veyra gözlerini kapattı.

“Ne istiyorsun?”

Cevap gecikmedi.

“Beni tamamlamanı.”

“Sen nesin?”

İçerideki nefes derinleşti.

“Ben senin hatırlamadığın şeyim.”

Veyra'nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

“Peki Neris?”

Bu kez cevap gelmedi.

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra göğsünün içinden iki ayrı ses yükseldi.

İlki bir bebeğin ağlamasıydı.

İkincisi küçük bir kızın fısıltısı.

“Bizi ayırma.”

Veyra başını kaldırdı.

Sevran ve Othrys ona bakıyordu.

Ama ikisi de duydukları şeyin ne olduğunu anlamış görünmüyordu.

Veyra ise artık emindi.

İçinde tek bir şey yoktu.

Ve çıkardığı her parça, ondan bir şey götürmüyordu.

Her parça, içeride hâlâ yaşayan birinin hatırasını geri getiriyordu.

O gece ilk kez Veyra, bedeninden korkmadı.

Bedeninin içinde kaç kişinin yaşadığından korktu.