İçeriğe geç

Birbirimize Kalan

Gece boyunca uyuyamadım.

Çocukluk odamın ortasında durmuş, ikinci yatağa bakıyordum. Yastığın üzerinde hâlâ birinin başını koyduğu yerde oluşmuş küçük bir çöküntü vardı. Elimi uzatıp kumaşa dokundum. Soğuktu.

Neris'in sesi bir süredir duyulmuyordu.

Bu sessizlik, onun yokluğundan daha ağırdı. Çünkü artık ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını kestiremiyordum. Bazen içimdeki varlığın bir parçası gibi hissediyordum onu. Bazen de bedenimin içinde saklanan yabancı birinin varlığını.

Aynanın karşısına geçtim.

Boynumdaki sembol, son günlerde olduğundan daha belirgindi. Parmaklarımı üzerinden geçirdiğimde derimin altında ince bir sıcaklık hissettim. İşaretin çizgileri köprücük kemiğime doğru uzanıyordu.

Gömleğimin yakasını biraz aşağı çektim.

Göğsümün üzerinde, ikinci kalbin bulunduğu bölgeye doğru ilerleyen soluk çizgiler vardı. İlk bakışta damarları andırıyorlardı. Fakat dikkatle baktığımda aynı sembolün parçaları olduklarını fark ettim.

Sanki boynumdaki şekil tamamlanmamış, geri kalanı bedenimin içinde saklanmıştı.

Elimi göğsüme bastırdım.

İkinci kalp attı.

Ardından içimdeki ses konuştu.

“Benimki senden önce tamamlanmıştı.”

Aynadaki yansımama baktım.

“Neris?”

“Evet.”

“Senin de böyle bir işaretin mi vardı?”

“Benimki bileğimdeydi.”

“Bunu hatırlıyorum.”

“Hayır. Sen yalnızca gördüğünü hatırlıyorsun.”

Kaşlarımı çattım.

“Aralarında ne fark var?”

“Bir şeyi görmekle onun ne anlama geldiğini bilmek aynı şey değil.”

“Öyleyse anlat.”

Neris sustu.

“Beni senden ayırmadan önce işaretimi tamamladılar.”

“Kim?”

“Annen.”

Bir an nefesim kesildi.

“Moraeth mi?”

“Evet.”

“Bunu neden yaptı?”

“Çünkü benim ne olduğumu anlamıştı.”

“Sen neydin?”

Bu kez cevap vermesi uzun sürdü.

“Senin için ne olduğumu biliyordum.”

“Bu bir cevap değil.”

“Benim için de değildi.”

İçimde hafif bir sızı hissettim. Neris'in sesi uzaklaştı.

“Henüz hatırlamıyorsun, Veyra.”

“Peki ne zaman hatırlayacağım?”

“İşaret tamamlandığında.”

“Ya tamamlanmasını istemiyorsam?”

Neris'in sesi ilk kez sertleşti.

“Ben de istememiştim.”


Sabah olduğunda Othrys'i bulmak için arşive gittim.

Onu eski kayıt odasında, duvarın önündeki masada otururken buldum. Önünde açık bir defter vardı. Beni gördüğünde defteri kapatmadı ama sayfayı eliyle örttü.

“Konuşmamız gerekiyor,” dedim.

Başını kaldırdı.

“Biliyorum.”

“İşaret hakkında.”

Yüzündeki ifade değişti.

“Kim söyledi?”

“Neris.”

Othrys gözlerini kapattı. Sanki uzun zamandır duymak istemediği bir ismi yeniden işitmişti.

“Ne anlattı?”

“Bileğinde benimkine benzeyen bir işaret olduğunu söyledi. Onun işareti benden önce tamamlanmış.”

Othrys ellerini masanın üzerine koydu.

“Demek hatırlamaya başladın.”

“Bana bunu daha önce neden söylemedin?”

“Çünkü henüz zamanı değildi.”

“Bu cümleden bıktım.”

Othrys başını eğdi.

“Biliyorum.”

“İşaret ne?”

Bir süre cevap vermedi. Sonra yavaşça konuşmaya başladı.

“Bir mühür değil.”

“Öyleyse ne?”

“Bir bağın izi.”

“İki insan arasındaki bağ mı?”

“Her zaman iki insan arasında kurulmaz.”

“Peki Neris'le benim aramdaki?”

Othrys'in bakışları boynuma kaydı.

“Bazı bağlar doğumla başlamaz. Bazen bir şey, bir başkasının hayatına girmeden önce bile onunla bağlantılıdır.”

“Bunu anlamıyorum.”

“Anlamanı beklemiyorum. Henüz değil.”

Masaya yaklaştım.

“Neris'in işareti tamamlandığında onu benden ayırdınız.”

Othrys'in yüzü gerildi.

“Evet.”

“Neden?”

“Çünkü ikiniz arasındaki bağ artık yalnızca anılarınızı paylaşmanıza neden olmuyordu.”

“Ne yapıyordu?”

“Birbirinizin varlığını da etkilemeye başlamıştınız.”

“Nasıl?”

Othrys gözlerini benden ayırmadı.

“Senin canın yandığında Neris'in bedeni tepki veriyordu. Neris uyuduğunda sen onun rüyalarını görüyordun. Birinizin hatırladığı bir olay, diğerinizin geçmişine dönüşüyordu.”

“Bunun kötü bir tarafı mı vardı?”

“Bir süre sonra hanginizin kim olduğunu ayırt edemez hâle geldik.”

Göğsümdeki ikinci ritim yavaşladı.

“Yani?”

Othrys ayağa kalktı.

“Bir gün Neris'in yaşadığı bir anıyı sen anlattın. Ertesi gün aynı anıyı Neris'in yaşadığını gördük. Ama ikiniz de o anının size ait olduğundan emindiniz.”

“Bu yüzden mi bizi ayırdınız?”

“Evet.”

“Peki sonra ne oldu?”

Othrys'in yüzü değişti.

“Sonrası, hiçbirimizin beklediği gibi olmadı.”

“Ne demek bu?”

“İşaret tamamlandığında bağın kesileceğini düşündük. Ama kesilmedi.”

“Ne oldu?”

“Bağ, birinizden diğerine geçti.”

Bir süre konuşamadım.

“Kimden kime?”

Othrys cevap vermedi.

“Benden Neris'e mi?”

Başını iki yana salladı.

“Yoksa Neris'ten bana mı?”

Bu kez de cevap vermedi.

“Bana gerçeği söyle!”

Othrys masanın üzerindeki defteri kapattı.

“İşaretin tamamlanması, birinizin diğerini kaybetmesi demek değildi, Veyra.”

“Öyleyse ne demekti?”

“Birinizin diğerinde kalması demekti.”


Othrys'in yanından ayrıldığımda zihnimde tek bir cümle vardı.

Birinizin diğerinde kalması.

Bunun ne anlama geldiğini düşünmek istemiyordum. Çünkü cevap, içimdeki ikinci kalbin neden hâlâ attığını açıklayabilirdi.

Arşivin rafları arasında dolaşırken daha önce görmediğim ince bir dosya fark ettim. Diğerlerinden farklı olarak üzerinde tarih bulunmuyordu. Kapağında yalnızca küçük bir sembol vardı.

Boynumdaki işaretin aynısı.

Dosyayı açtım.

İlk sayfada iki isim yan yana yazılmıştı.

Neris.

Veyra.

Altlarında kısa bir not bulunuyordu:

İlk taşıyıcı: Neris.

Bir sonraki satırda ise:

İkinci taşıyıcı: Veyra.

Parmaklarım kâğıdın üzerinde durdu.

Demek Neris benden önce taşımıştı.

Sayfayı çevirdim.

Bağın aktarımı tamamlanmadı.

Altında başka bir cümle vardı:

İlk taşıyıcıdan geriye kalan, ikinci taşıyıcının içinde korunacak.

Bir an için arşivin duvarları üzerime geliyormuş gibi hissettim.

“Korunacak mı?”

Kelimeleri kendi kendime tekrarladım.

Dosyanın son sayfasında üç imza vardı.

Othrys.

Moraeth.

Sevran.

İmzaların hemen altında, diğerlerinden farklı bir el yazısıyla yazılmış bir not bulunuyordu.

İkinci taşıyıcı, ilkini hatırlamadığı sürece bağ uyumaya devam edecek.

Sayfanın alt köşesinde küçük bir tarih vardı.

Bu tarih, Veyra'nın doğumundan sonrasına aitti.

Dosyayı kapattım.

Artık bir şeyden emindim.

Beni Neris'ten ayırmak için yapılan şey, onu ortadan kaldırmamıştı. Aksine, onun bende kalmasına neden olmuştu.

Ama bu bir kurtarma mıydı?

Yoksa başka bir tür mahkûmiyet mi?


Akşam Sevran'ı bulduğumda eski kayıt odasındaydı.

Dosyayı masaya bıraktım.

“Bunu biliyor muydun?”

Sevran sayfaları inceledi. İlk taşıyıcı ve ikinci taşıyıcı yazan satırlara geldiğinde gözlerini kapattı.

“Evet.”

“Bana neden söylemedin?”

“Çünkü bunun doğru olduğundan emin değildim.”

“İmzanda adın var.”

“İmza atmak, her şeyi anlamış olmak demek değil.”

“Peki ne yaptın?”

Sevran dosyayı kapattı.

“O gece seni dışarı çıkardığımda Neris'in geride kaldığını düşündüm. Daha sonra onun sende yaşamaya devam ettiğini öğrendim.”

“Ne zaman?”

“Senin kalbin yeniden atmaya başladığında.”

“Yani beni kurtardığınızda Neris de benimle birlikte mi çıktı?”

Sevran cevap vermedi.

“Bana bunu söyle.”

“Evet.”

İçimdeki ikinci kalp sertçe attı.

“Peki neden bana onun öldüğünü düşündürdünüz?”

“Çünkü onun ne olduğunu bilmiyorduk.”

“Benim içimde olduğunu biliyordunuz.”

“Bir şeyin sende kaldığını biliyorduk. Ama bunun Neris'in kendisi olup olmadığından emin değildik.”

“Şimdi emin misin?”

Sevran gözlerime baktı.

“Hayır.”

Ona yaklaştım.

“Peki ya Neris?”

“Ne olmuş ona?”

“Bana hâlâ kendisi olduğunu söylüyor.”

Sevran'ın yüzünde acı dolu bir ifade belirdi.

“İnsan bazen geride bıraktığı şeyin hâlâ kendisi olduğuna inanmak ister.”

“Bunu ona söylemeye cesaret edemezsin.”

“Belki de söylememeliyim.”


Gece olduğunda yeniden çocukluk odama girdim.

İkinci yatağın kenarına oturdum. Parmaklarımı yastığın üzerinde gezdirdim. Neris'in bir zamanlar burada uyuduğunu düşünmek bile tuhaftı.

Bir zamanlar yanımda olan biri, şimdi göğsümün içinde yaşıyordu.

Ama onun hâlâ aynı kişi olup olmadığını bilmiyordum.

“Neris?”

“Buradayım.”

“Bana bir şey söyle.”

“Ne?”

“Sen gerçekten benim içimde misin?”

Uzun bir sessizlik oldu.

“Evet.”

“Peki senin bedenine ne oldu?”

“Hatırlamıyorsun.”

“Bana anlat.”

“Bedenimi hatırlamak istemezsin.”

“Ben senin arkadaşınım.”

Neris'in sesi hafifçe titredi.

“Biliyorum.”

“Öyleyse bana güven.”

“Ben sana hep güvendim.”

Gözlerimi kapattım.

“Peki neden seni hâlâ tanıyamıyorum?”

“Çünkü sen beni kendinde arıyorsun.”

“Başka nerede aramalıyım?”

Neris bir süre sustu.

Sonra çok yavaş konuştu.

“Beni kaybettiğin yerde.”

Göğsümdeki ikinci kalp bir kez attı.

“Oraya yeniden mi gitmeliyim?”

“Hayır.”

“Öyleyse ne yapmalıyım?”

“Hatırlamalısın.”

“Ne kadarını?”

Neris'in sesi bu kez çocukluğumdaki kadar yumuşaktı.

“Bana son kez baktığın anı.”

Odaya sessizlik çöktü.

Bir süre sonra yatağın diğer tarafında hafif bir ağırlık hissettim. Başımı çevirdim.

Kimse yoktu.

Ama yastık yavaşça çökmüştü.

Elimi uzatıp kumaşa dokundum.

“Burada mısın?”

Neris güldü.

“Her zaman.”

“Beni affediyor musun?”

“Veyra…”

“Ne?”

“Ben sana hiç kızmadım.”

Gözlerim doldu.

“Öyleyse neden bu kadar acıyor?”

Neris'in sesi uzaklaştı.

“Çünkü birbirimizden geriye kalan şeyler, bazen bizi bir arada tutmaya yetmez.”

Bir süre sonra ikinci kalbin ritmi yavaşladı.

Tam uykuya dalacağım sırada içimde başka bir ses yükseldi.

Neris'in sesi değildi.

Daha derin, daha eskiydi.

“İlk taşıyıcı hiçbir zaman Neris olmadı.”

Gözlerimi açtım.

Odanın karanlığına baktım.

“Ne?”

Ses yeniden konuştu.

“Onu da senden önce taşıyan biri vardı.”

Göğsümdeki ikinci kalp sustu.

Ve o gece ilk kez, Neris'in benden önce gelen tek şey olmadığını anladım.