İçeriğe geç

Bırakılmayan

Beşiğin içindeki şekil yeniden nefes aldı.

Veyra, o sesin kendisine ait olmadığını biliyordu. Yine de göğsündeki ikinci kalp, her nefeste onunla birlikte hareket ediyordu.

Bir atım.

Bir nefes.

Bir atım daha.

Sevran silahını beşiğe doğrultmuştu. Parmakları tetikteydi ama yüzündeki ifade, karşısındaki şeyi vurabileceğine inanan bir adamın ifadesi değildi.

Othrys ise kapının yanında duruyordu.

Veyra ona baktı.

“Ne olduğunu biliyorsun.”

Othrys cevap vermedi.

“Biliyorsun,” diye tekrarladı Veyra. “Beni buradan çıkardığını söyledin. O gece ne oldu?”

Othrys’in gözleri beşiğin üzerindeki kumaşa takıldı.

“Bunu burada konuşamayız.”

Veyra acı acı güldü.

“Beni buraya getiren şeyin tam ortasındayız. Daha nerede konuşacağız?”

Beşiğin içinden ince bir hırıltı yükseldi.

Kumaşın altındaki şekil kıpırdadı.

Sevran bir adım öne çıktı.

“Veyra, geri çekil.”

Veyra onu duymadı.

Beşiğe yaklaştı.

Kumaşın altındaki küçük bedenin başı yavaşça yana döndü. Ardından kumaşın üzerinde, parmak uçlarına benzeyen beş küçük çıkıntı belirdi.

Veyra’nın boğazı düğümlendi.

“Beni duyuyor musun?”

Cevap gelmedi.

Ama odanın duvarları hafifçe titredi.

Sanki yapı, bu soruyu duymuştu.

Veyra elini uzattı.

Sevran bileğini yakaladı.

“Dokunma.”

“Bırak.”

“Ne olduğunu bilmiyorsun.”

“Sen biliyor musun?”

Sevran’ın gözleri Veyra’nın yüzünde kaldı.

Bir anlığına, söylemek istediği bir şey varmış gibi göründü.

Sonra elini çekti.

Veyra kumaşın ucunu tuttu.

Kaldırdı.

Beşiğin içi boştu.

Kumaşın altında hiçbir beden yoktu.

Yalnızca küçük, koyu renkli bir el izi vardı. Parmakları birbirine yapışmış, avuç içi kumaşın liflerine işlemişti.

Veyra el izine dokunmadı.

Ama göğsündeki ikinci kalp hızlandı.

O sırada odanın duvarında bir görüntü belirdi.

Önce bulanık bir gölge.

Ardından tahta döşemeler.

Sarı duvarlar.

Ve küçük bir kız.

Veyra.

Çocuk hâli, odanın ortasında oturuyordu. Kucağında bir bebek vardı. Bebeğin yüzü görünmüyordu; başı küçük kızın göğsüne yaslanmıştı.

Veyra görüntüye bakarken nefesini tuttu.

Bu anıyı hatırlamıyordu.

Ama görüntünün içindeki küçük kızın hissettiği korkuyu tanıyordu.

Küçük Veyra, bebeği daha sıkı kavradı.

“Gitme,” diye fısıldadı.

Duvarın içinden bir ses yükseldi.

“Onu bırak, Veyra.”

Küçük kız başını kaldırdı.

“Hayır.”

“Bırak.”

“Hayır!”

Görüntü sarsıldı.

Bebek ağlamaya başladı.

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp, o ağlamayla birlikte öyle sert attı ki dizlerinin bağı çözüldü.

Sevran onu tuttu.

“Veyra!”

Veyra elini göğsüne bastırdı.

“Bu benim anım.”

Othrys’in yüzü soldu.

“Hayır.”

Veyra ona döndü.

“Ne?”

Othrys’in sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaktı.

“Bu, senin hatırladığın bir anı değil.”

Duvarın üzerindeki görüntü yeniden değişti.

Küçük Veyra bebeği kucağında tutarken başını eğdi. Bebeğin yüzü yavaşça ortaya çıktı.

Veyra’nın kalbi duracak gibi oldu.

Bebeğin yüzü yoktu.

Yüzünün olması gereken yerde, pürüzsüz ve solgun bir deri vardı.

Ama bebeğin göğsü hareket ediyordu.

Nefes alıyordu.

Küçük Veyra, bebeğin yüzüne dokundu.

“Adın ne?”

Oda sessizleşti.

Bebek ağlamayı bıraktı.

Küçük kız, kulağını onun göğsüne dayadı.

Sonra gülümsedi.

“Neris.”

Othrys birden başını kaldırdı.

“Hayır.”

Veyra ona baktı.

“Bu ismi biliyorsun.”

Othrys’in yüzü taş kesildi.

“Bu isim burada söylenmemeliydi.”

Veyra’nın içindeki korku, yavaşça öfkeye dönüştü.

“Neris kim?”

Othrys cevap vermedi.

“Neris kim, Othrys?”

Othrys gözlerini kapattı.

“Bir isim, bazen bir kapıdır.”

“Ben kapıları açmaktan yoruldum. Bana cevap ver.”

Othrys gözlerini yeniden açtığında, bakışlarında Veyra’nın daha önce hiç görmediği bir şey vardı.

Pişmanlık.

“Onu tanıyordum,” dedi.

Veyra’nın boğazı kurudu.

“Kimdi?”

Othrys’in cevabı gecikti.

“Bilmiyorum.”

Veyra’nın yüzü gerildi.

“Yalan söylüyorsun.”

“Hayır.”

“Az önce tanıdığını söyledin.”

“Bir zamanlar tanıyordum.” Othrys’in sesi çatladı. “Ama artık hatırlayamıyorum.”

Veyra bir adım geri çekildi.

Othrys devam etti.

“Bazı şeyler, insanın içinden yalnızca anıları almaz. Onları hatırlayabilmek için gereken parçayı da alır.”

Sevran başını eğdi.

Veyra ona döndü.

“Sen de biliyorsun.”

Sevran cevap vermedi.

“Beni bulduğunda ne oldu?”

Sevran’ın yüzündeki ifade değişti.

“Veyra…”

“Bana anlat.”

Sevran uzun bir süre sustu.

Sonra silahını yavaşça indirdi.

“Beni o gece buraya çağırdılar.”

Veyra’nın gözleri daraldı.

“Kim?”

“Sen.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp bir kez attı.

Sevran devam etti.

“Bu odada seni bulduğumda, kucağında bir bebek vardı. Sen ağlıyordun. Ama bebek ağlamıyordu.”

“Sonra?”

“Onu senden almak istedim.”

Veyra’nın parmakları titredi.

“Ne oldu?”

Sevran gözlerini ona kaldırdı.

“Kalbin durdu.”

Odanın içindeki hava ağırlaştı.

Veyra başını salladı.

“Hayır.”

“Bir süre nefes almadın.”

“Hayır.”

“Bebeği bırakmanı söyledim. Ama sen onu daha sıkı tuttun.”

Veyra’nın zihninde görüntüler belirmeye başladı.

Küçük eller.

Islak kumaş.

Birinin onu kollarından çekmesi.

Ve kendi sesi.

Beni ondan ayırma.

Veyra gözlerini kapattı.

“Sonra ne yaptın?”

Sevran’ın sesi alçaldı.

“Bebeği orada bırakmak zorunda kaldım.”

Veyra gözlerini açtı.

“Bıraktın mı?”

Sevran cevap vermedi.

Veyra’nın yüzü değişti.

“Sevran.”

Sevran başını eğdi.

“Onu alamadım.”

“Öldü mü?”

Sevran’ın sessizliği, odanın içinde uzun süre kaldı.

Sonra Othrys konuştu.

“Bilmiyoruz.”

Veyra’nın göğsündeki iki kalp aynı anda attı.

Bir kez.

Bir kez daha.

Ve beşiğin içindeki kumaş aniden yükseldi.

Sanki altından küçük bir beden doğruluyordu.

Sevran silahını kaldırdı.

Othrys geri çekildi.

Veyra ise olduğu yerde kaldı.

Kumaşın altındaki şekil, başını yavaşça kaldırdı.

Ardından odanın içinde bir bebek ağlaması duyuldu.

Ama ses beşikten gelmiyordu.

Veyra’nın arkasından geliyordu.

Veyra yavaşça döndü.

Karanlığın içinde küçük bir kız duruyordu.

Üzerinde eski, solgun bir elbise vardı. Saçları yüzüne dökülmüş, çıplak ayakları taş zemine basıyordu.

Kucağında bir bebek taşıyordu.

Veyra’nın çocukluk yüzüyle ona baktı.

Veyra’nın nefesi kesildi.

Küçük kız başını kaldırdı.

“Onu sen öldürdün.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp sustu.

Ardından karanlığın içinden bir ses yükseldi.

“Beni bırakma.”

Veyra gözlerini küçük kızdan ayıramadı.

Çünkü kucağındaki bebek, artık ağlamıyordu.

Yüzü yavaşça ortaya çıkıyordu.

Ve o yüz, Veyra’nın yüzüydü.