İçeriğe geç

Bir Başkasının Nefesi

“Anne…”

Ses, Veyra’nın göğsünün derinliklerinden yükseldi.

Bir kez daha duydu.

“Anne…”

Veyra iki eliyle göğsünü kavradı. Nefes almaya çalıştı ama ciğerlerine dolan hava boğazında takılıp kaldı. İkinci kalbi artık atmıyordu. Kaburgalarının altında hissettiği o yabancı ritim susmuştu.

Fakat sessizlik daha korkunçtu.

Çünkü onun yerine başka bir şey vardı.

Bir nefes.

Yavaş, düzensiz ve güçlükle alınmış bir nefes.

Veyra’nın gözleri Othrys’e kaydı.

“Ne oluyor bana?”

Babası cevap vermedi.

“Baba, ne oluyor?”

Othrys ayağa kalkmaya çalıştı ama dizleri onu taşımadı. Bir eliyle duvara tutundu. Gözlerini Veyra’dan ayıramıyordu.

Sevran ise çoktan yanlarına gelmişti.

“Geri çekil,” dedi Othrys’e.

“Onu duyuyor musun?” diye sordu Veyra.

Sevran’ın yüzü gerildi.

“Veyra…”

“Bana bak. Onu sen de duyuyorsun, değil mi?”

Sevran cevap vermedi.

Veyra’nın göğsünden ince bir ses yükseldi.

Bu kez bir ağlama değildi.

Bir bebeğin uykusunda çıkardığı küçük, boğuk bir sesti. Ardından derin bir nefes geldi.

Veyra irkilerek geriye çekildi.

“İçimde biri var.”

Sevran’ın eli havada kaldı.

“Biliyorum.”

“Hayır, bilmiyorsun.” Veyra’nın sesi titredi. “O nefes alıyor.”

Othrys gözlerini kapattı.

“Başladı.”

Veyra başını ona çevirdi.

“Ne başladı?”

Othrys cevap vermeden önce uzun süre bekledi.

“Uyanış.”

Odanın duvarlarından gelen sesler yavaş yavaş kesildi.

Az önce çatlakların arasından sızan siyah sıvı geri çekiliyor, taşların üzerinde ince izler bırakıyordu. Karanlık, Veyra’nın etrafında toplanmıştı. Fakat bu kez ona saldırmıyor, sanki bir şeyin gerçekleşmesini bekliyordu.

Veyra elini göğsüne koydu.

“Beni dinle,” diye fısıldadı.

İçeriden cevap gelmedi.

“Ne istiyorsun?”

Bir nefes.

Ardından küçük bir kıpırtı.

Veyra’nın karnındaki kaslar istemsizce gerildi. Bir anlığına içinde bir şeyin döndüğünü hissetti. Elini çektiğinde parmaklarının altında ince, siyah bir çizgi belirdi.

Çizgi derisinin altında ilerledi.

Göğsüne doğru yükseldi.

Sevran hemen bileğini kavradı.

“Dokunma.”

“Bırak.”

“Veyra, bunu kontrol edemiyorsun.”

“Benim bedenim!”

“Artık yalnızca senin bedenin değil.”

Sözler odanın içinde asılı kaldı.

Veyra, Sevran’a baktı.

“Bunu bana sen mi söylüyorsun?”

Sevran’ın parmakları gevşedi.

“Ne demek istediğini biliyorum.”

“Hayır. Bilmiyorsun. Senin yüzünden buradayım. Beni buraya sen getirdin. Beni ondan ayırmak yerine onunla birleştirdin.”

“Çünkü başka seçeneğim yoktu.”

“Her zaman bir seçeneğin vardı!”

Sevran’ın yüzünde bir anlığına eski bir acı belirdi.

“Bunu yaptığımda seni kaybedeceğimi biliyordum.”

Veyra’nın öfkesi bir an duraksadı.

“Öyleyse neden yaptın?”

Sevran cevap vermedi.

Othrys araya girdi.

“Çünkü o gece ikinizden birini seçmek zorundaydı.”

Veyra yavaşça babasına döndü.

“İkinizden biri mi?”

Othrys’in bakışları Sevran’a kaydı.

“Bebek ve sen.”

Veyra’nın boğazı düğümlendi.

“Ben zaten oradaydım. Bebek de oradaydı. Neden birini seçmesi gerekiyordu?”

Othrys dudaklarını araladı ama ses çıkmadı.

Sevran onun yerine konuştu.

“Çünkü ikiniz aynı anda yaşayamazdınız.”

Veyra’nın yüzündeki bütün renk çekildi.

“Ne demek bu?”

“Bilmiyordum,” dedi Sevran. “O gece bunu bilmiyordum.”

“Şimdi biliyor musun?”

Sevran gözlerini kaçırdı.

“Artık çok geç.”

Veyra gözlerini kapattığında oda kayboldu.

Kendini yeniden çocukluk odasında buldu.

Soluk sarı duvarlar, eski halı, pencerenin önündeki beyaz perde…

Her şey aynıydı.

Yalnızca bu kez odada başka biri daha vardı.

Küçük kız, yatağın kenarında oturuyordu. Kucağında beyaz battaniyeye sarılı bebek vardı. Başını kaldırıp Veyra’ya baktı.

“Geldin.”

Veyra ona yaklaşmadı.

“Sen kimsin?”

Küçük kız gülümsedi.

“Bunu daha önce de sordun.”

“Bana cevap vermedin.”

“Çünkü cevabı biliyorsun.”

Veyra’nın bakışları bebeğe indi.

“Onu benden uzak tut.”

Küçük kızın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Ben onu senden uzak tutmuyorum.”

“Öyleyse neden içimde?”

Kız, battaniyenin kenarını düzeltti.

“Çünkü dışarıda kalacak yeri yok.”

Veyra’nın boğazı düğümlendi.

“Bu benim sorunum değil.”

Küçük kız başını kaldırdı. Gözleri Veyra’nınkilerle buluştu.

“Öyle mi?”

Veyra cevap veremedi.

Bebek hareket etti.

Battaniyenin altından küçücük bir el çıktı. Parmakları havada birkaç kez kıvrıldı, sonra Veyra’ya doğru uzandı.

Veyra istemsizce bir adım attı.

“Hayır.”

Küçük kız bebeği göğsüne bastırdı.

“Beni neden bu kadar uzun süre yalnız bıraktın?”

Ses, Veyra’nın içinden yükselmişti.

Bu kez bebeğin konuştuğunu biliyordu.

“Ben seni hatırlamıyorum.”

“Ben seni hiç unutmadım.”

“Sen nesin?”

Bebek cevap vermedi.

Veyra biraz daha yaklaştı.

“Benden ne istiyorsun?”

Küçük kızın gözleri doldu.

“Onu tutmanı.”

Veyra başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Bir kez daha bırakma.”

“Ben seni tanımıyorum!”

Bebek ağlamaya başladı.

Ama ağlama sesi duyulduğunda odanın duvarları titredi. Pencerenin camında ince çatlaklar oluştu. Beyaz perde, içeride rüzgâr yokken dalgalandı.

Küçük kız bebeğin başını okşadı.

“Bak,” diye fısıldadı. “Korktuğunda hep böyle oluyor.”

Veyra geriye çekildi.

“Ne oluyor?”

Kız, bebeğin alnına dudaklarını dokundurdu.

“Sen korkuyorsun. O da nefes alamıyor.”

Veyra’nın göğsünde ani bir ağrı oluştu.

“Onu sustur.”

Küçük kız başını kaldırdı.

“Ben susturmuyorum.”

Bebeğin ağlaması kesildi.

Küçük kızın gözleri karardı.

“Bu kez sen susturacaksın.”

Veyra gözlerini açtığında kendini Sevran’ın kollarında buldu.

Nefes nefese kalmıştı.

“Ne gördün?” diye sordu Sevran.

Veyra cevap vermedi.

Göğsündeki ağrı hâlâ devam ediyordu. Elini oraya götürdüğünde ikinci kalbin yeniden atmaya başladığını hissetti.

Bir kez.

İki kez.

Fakat ritim eskisi gibi değildi.

Artık iki ayrı vuruş duyuyordu.

Biri kendisine aitti.

Diğeri çok daha küçüktü.

Sevran, Veyra’nın yüzüne baktı.

“Ne oldu?”

Veyra güçlükle konuştu.

“Beni bırakmamamı istiyor.”

“Kim?”

Veyra gözlerini kaldırdı.

“Bebek.”

Sevran’ın yüzü değişti.

“Onunla konuştun mu?”

“Evet.”

“Ne söyledi?”

Veyra yutkundu.

“Dışarıda kalacak yeri olmadığını söyledi.”

Sevran bir adım geri çekildi.

Othrys’in gözleri büyüdü.

“Bu mümkün değil.”

Veyra ona döndü.

“Neden?”

Othrys başını iki yana salladı.

“Çünkü o şeyin bir bedeni olmamalı.”

“Bir zamanlar vardı.”

“Hayır,” dedi Othrys sertçe. “Bir zamanlar bir bedenin içinde değildi. O bedenin kendisiydi.”

Veyra’nın içindeki nefes bir anlığına kesildi.

“Ne?”

Othrys sustu.

Veyra ona doğru yürüdü.

“Bana neyi anlatmadığını söyle.”

“Veyra, bunu anlaman gerekiyor…”

“Anlamaya çalışıyorum zaten!”

Othrys’in sesi titredi.

“Sen onu kucağına aldığında, yalnızca bir bebeği tutmuyordun.”

Veyra’nın gözleri doldu.

“Peki neyi tutuyordum?”

Othrys cevap vermeden önce Sevran’a baktı.

“Bir başlangıcı.”

O sırada odanın öteki ucundan bir ses geldi.

Çok hafifti.

Bir kumaşın sürtünmesi gibi.

Sevran hemen başını çevirdi.

Karanlığın içinde, duvarın dibinde küçük bir şekil duruyordu.

Bir çocuk.

Yüzü görünmüyordu.

Veyra onu gördüğü anda göğsündeki ikinci kalp hızlandı.

“Bu o mu?” diye fısıldadı.

Sevran silahını çekti.

“Yaklaşma.”

Çocuk hareket etmedi.

Sonra küçük başını kaldırdı.

“Anne?”

Veyra’nın dizleri güçsüzleşti.

“Bana anne deme.”

Çocuk bir adım attı.

“Üşüyorum.”

Veyra’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Sen kimsin?”

Çocuk başını yana eğdi.

“Beni tanımıyorsun.”

“Hayır.”

“Yalan söylüyorsun.”

Sevran silahını kaldırdı.

“Yeter!”

Çocuğun başı yavaşça Sevran’a döndü.

“Sen de mi?”

Sevran’ın eli titredi.

Çocuk bir adım daha attı.

“Sen de mi beni bırakacaksın?”

Sevran’ın yüzündeki ifade değişti.

Veyra, onun bu sesi tanıdığını anladı.

“Sevran?”

Adam cevap vermedi.

Çocuğun yüzü yavaşça şekillenmeye başladı. Önce gözleri, ardından küçük burnu ve ağzı belirdi.

Veyra’nın çocukluğundaki yüzüydü.

Ama bu kez gözleri kapalıydı.

Çocuk dudaklarını araladı.

“Beni neden orada bıraktın?”

Sevran’ın silahı elinden düştü.

Othrys duvara yaslandı.

“Hayır…”

Çocuk yeniden Veyra’ya baktı.

“Anne, artık uyuyabilir miyim?”

Veyra bir adım atacak gibi oldu.

Sevran kolunu yakaladı.

“Hayır, Veyra.”

“Bırak beni.”

“Onun yanına gidemezsin.”

“Bırak!”

Sevran onu kendine çekti.

“Bu bir çocuk değil!”

Veyra’nın gözleri doldu.

“Öyleyse neden ağlıyor?”

Sevran cevap veremedi.

Çünkü çocuk gerçekten ağlıyordu.

Gözlerinden süzülen siyah yaşlar çenesine kadar iniyor, yere düştüklerinde taşların üzerinde küçük delikler açıyordu.

Ardından çocuk başını kaldırdı.

Ve ilk kez Veyra’ya değil, Othrys’e baktı.

“Baba?”

Othrys’in yüzü parçalanmış gibi oldu.

Çocuk elini uzattı.

“Sen de beni hatırlamıyor musun?”

Othrys dizlerinin üzerine çöktü.

“Hayır…”

Çocuk gülümsedi.

“Yalan söylüyorsun.”

Odanın bütün ışığı bir anda söndü.

Karanlığın içinden yalnızca bir ses yükseldi.

Bir bebeğin derin nefesi.

Ardından başka bir ses…

Othrys’in sesi.

“Otuz yıldır onu uyutmaya çalışıyoruz.”

Veyra karanlığın içinde babasını aradı.

“Ne demek otuz yıldır?”

Othrys’in cevabı karanlığın içinden geldi.

“Çünkü ilk kez doğduğunda da böyle nefes almıştı.”

Veyra’nın göğsü sıkıştı.

“Kim?”

Bir sessizlik oldu.

Sonra Othrys fısıldadı:

“İçindeki.”

Veyra nefes alamadı.

O anda göğsündeki ikinci kalp tamamen sustu.

Ve başka biri onun yerine nefes aldı.

Veyra ilk kez kendi nefesini değil, içerideki şeyin nefesini duyuyordu.