Kapının önündeki karanlık içeri doğru yürümeye başladı.
Veyra, nefesini tuttu.
Her adımda taş zeminden ince bir çatlak yükseliyordu. Duvarların içindeki bedenler başlarını eğmiş, sessizce bekliyordu. Siyah sıvı, adamın ayaklarının çevresinde birikiyor ama ona dokunmuyordu.
Sanki karanlık bile ondan korkuyordu.
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp hızlandı.
Bir.
İki.
Üç.
Adam durdu.
Başını yavaşça kaldırdı.
Yüzü karanlığın içinden belirdi.
Veyra’nın dizleri titredi.
Othrys.
Babası.
Yıllardır zihninde taşıdığı yüz, karşısında duruyordu. Gözlerinin çevresindeki ince çizgiler, çenesindeki eski yara, sol kaşının üzerindeki küçük iz… Hepsi aynıydı.
Veyra bir adım attı.
“Baba?”
Othrys’in yüzünde yorgun bir gülümseme belirdi.
“Veyra.”
Bu tek kelime, Veyra’nın içinde bir şeyleri parçaladı.
Koşmak istedi. Ona sarılmak, yıllardır beklediği o sıcaklığı hissetmek istedi. Fakat Sevran’ın eli bileğine kapandı.
“Yaklaşma.”
Veyra başını çevirdi.
“Bırak beni.”
“Veyra, onu dinle.”
“Bu benim babam!”
Sevran’ın parmakları bileğinde daha da sıkılaştı.
“Hayır.”
Veyra’nın gözleri büyüdü.
Sevran, Othrys’e bakıyordu.
“Bu, senin babanın yüzünü taşıyor.”
Othrys’in gülümsemesi kayboldu.
Odanın içindeki uğultu yükseldi.
Veyra, Sevran’ın elini bileğinden çekip attı.
“Ne saçmalıyorsun?”
Othrys bir adım daha yaklaştı.
“Sevran hâlâ aynı,” dedi. “Her şeyi senden saklıyor.”
Veyra’nın kalbi hızlandı.
“Baba…”
Othrys başını hafifçe yana eğdi.
“Beni hatırlamıyor musun?”
Veyra’nın boğazı düğümlendi.
“Hatırlıyorum.”
“Öyleyse gel.”
Sevran araya girdi.
“Veyra, sakın.”
Othrys’in bakışları Sevran’a kaydı.
“Senin onunla konuşmaya hakkın yok.”
Sevran’ın yüzü gerildi.
Othrys yeniden Veyra’ya döndü.
“Hatırlıyor musun? Küçükken geceleri korktuğunda seni kucağıma alırdım. Pencerenin önünde oturur, dışarıdaki yağmuru izlerdik.”
Veyra’nın gözleri doldu.
“Evet…”
“Bana hep aynı şeyi sorardın.”
Othrys’in sesi yumuşadı.
“Bir gün beni bırakıp gidecek misin?”
Veyra’nın dudakları titredi.
“Baba…”
“Ben de sana ne derdim?”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp yavaşladı.
“Beni hiçbir şeyin senden alamayacağını söylerdin.”
Othrys gülümsedi.
“Çünkü seni hiçbir şeyden korkmadan sevebilmen için oradaydım.”
Veyra bir adım daha attı.
Sevran’ın sesi yükseldi.
“Veyra!”
Ama artık çok geçti.
Veyra, Othrys’in karşısında duruyordu.
Aralarında yalnızca bir kol mesafesi vardı.
Othrys elini uzattı.
Veyra’nın yanağına dokundu.
Parmakları soğuktu.
Veyra gözlerini kapattı.
Yıllardır özlediği o dokunuşu hissetti. Babasının elini, yüzündeki o tanıdık ağırlığı…
Bir anlığına her şey sustu.
İçindeki çocuk.
İkinci kalp.
Duvarların fısıltıları.
Hepsi sustu.
Veyra ağladı.
“Beni neden bıraktın?”
Othrys’in eli yanağında durdu.
“Bırakmadım.”
“Bana geri döneceğini söyledin.”
“Döndüm.”
Veyra gözlerini açtı.
Othrys’in yüzünde hâlâ o gülümseme vardı.
Ama gözleri…
Gözlerinin içinde hiçbir şey yoktu.
Ne sevgi.
Ne özlem.
Ne de pişmanlık.
Yalnızca karanlık.
Veyra geriye çekildi.
Othrys’in eli havada kaldı.
“Veyra?”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp aniden hızlandı.
Othrys’in yüzü değişti.
Gülümsemesi kayboldu.
“Onu senden almaya geldim.”
Veyra’nın nefesi kesildi.
“Ne?”
Othrys’in bakışları göğsüne indi.
“İçindeki şeyi.”
Sevran, Veyra’nın önüne geçti.
“Onu alamazsın.”
Othrys başını kaldırdı.
“Senin yüzünden burada.”
Sevran’ın çenesi kasıldı.
“Bunu sen başlattın.”
Othrys’in yüzünde acı bir ifade belirdi.
“Ben onu durdurmaya çalıştım.”
“Yalan söylüyorsun.”
Othrys’in gözleri karardı.
“Sen de onun bir parçasısın, Sevran.”
Sevran sustu.
Veyra ikisine baktı.
“Ne gerçeği saklıyorsunuz benden?”
Othrys başını ona çevirdi.
“İçindeki şey benim değil.”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp durdu.
Oda sessizleşti.
Veyra’nın dudakları aralandı.
“Ne?”
Othrys’in sesi alçaldı.
“Onu sana ben koymadım.”
Sevran gözlerini kapattı.
Veyra ona döndü.
“Sen biliyordun.”
Sevran cevap vermedi.
Veyra’nın sesi yükseldi.
“Sen biliyordun!”
Duvarların içindeki bedenler sarsıldı.
Othrys, Veyra’nın omzuna dokunmak istedi.
Veyra geri çekildi.
“Bana yaklaşma.”
Othrys’in eli havada kaldı.
“Veyra…”
“İçimdeki şey ne?”
Othrys bir süre ona baktı.
Sonra fısıldadı:
“Senin.”
Veyra’nın yüzü bembeyaz oldu.
“Hayır.”
“Doğduğundan beri seninle.”
“Hayır!”
“Onu senden almaya çalıştım.”
Veyra’nın göğsündeki siyah çember genişledi.
Derisinin altında bir şey kıpırdadı.
Othrys’in yüzündeki ifade değişti.
İlk kez korkmuş görünüyordu.
Veyra bunu fark etti.
“Benden korkuyorsun.”
Othrys cevap vermedi.
Veyra bir adım yaklaştı.
“Benden mi korkuyorsun?”
Othrys’in dudakları aralandı.
“Hayır.”
Ama sesi titremişti.
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp yeniden atmaya başladı.
Bu kez çok yavaş.
Çok derinden.
Othrys’in gözleri büyüdü.
“Hayır…”
Veyra’nın boğazından bir ses yükseldi.
Çocuk sesi.
“Baba.”
Othrys geriye çekildi.
Veyra’nın yüzü kasıldı. Gözleri karardı. Dudakları, kendi iradesi dışında aralandı.
“Beni neden bıraktın?”
Othrys’in yüzü parçalanır gibi gerildi.
“Sen…”
Veyra’nın ağzından ikinci bir ses çıktı.
Daha derin.
Daha eski.
“Beni neden öldürdün?”
Othrys’in dizleri çözüldü.
Sevran bir adım geri attı.
Veyra’nın göğsündeki çember açıldı.
İçinden küçük bir el çıktı.
Bu kez el çocuk eli değildi.
Yaşlı, kemikli, siyah tırnaklı bir eldi.
Othrys’in gözleri doldu.
“Hayır…”
Veyra’nın başı geriye düştü.
İçindeki ses konuştu.
“Ben seni doğduğundan beri bekliyorum.”
Othrys’in yüzündeki deri gerildi.
Gözlerinin arkasında bir şey hareket etti.
Veyra, babasının yüzüne baktı.
Ama artık o yüzü tanımıyordu.
“Sen kimsin?”
Othrys’in gülümsemesi yavaşça geri geldi.
“Ben seni doğduğundan beri bekliyorum.”
Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp durdu.
Othrys son kez konuştu.
“Çünkü sen benim kızım değilsin.”
Odanın içindeki bütün bedenler aynı anda başlarını kaldırdı.
Ve Veyra’nın göğsünden, babasının sesiyle bir kahkaha yükseldi.