İçeriğe geç

Babamın Kalbi

“Othrys’in kalbiydi.”

Sevran’ın sözleri odanın içinde asılı kaldı.

Veyra, bir süre hiçbir şey söylemedi. Göğsünün içinde atan ikinci kalp, sanki duyduğu ismi tanımış gibi hızlandı. Kaburgalarının arasındaki siyah çizgiler derisinin altında kıpırdadı.

Othrys.

Babası.

Öldüğünü sandığı adam.

Veyra’nın dudakları aralandı.

“Babam öldü.”

Sevran başını kaldırmadı.

“Veyra…”

“Bana öldüğünü söyledin.”

“Ben sana—”

“Bana öldüğünü söyledin!”

Sesi taş duvarlara çarptı. Duvarların içindeki bedenler aynı anda irkildi. Bazılarının göğsündeki ağızlar açıldı ama hiçbiri konuşmadı.

Veyra, Sevran’a doğru yürüdü.

“Bana onun geri dönmeyeceğini söyledin. Onu bir daha göremeyeceğimi söyledin. Peki şimdi ne demek bu? Onun kalbi neden benim içimde?”

Sevran’ın gözleri Veyra’nın göğsüne kaydı.

“Çünkü onu son gördüğümde…”

Sözleri yarım kaldı.

Veyra’nın yüzü gerildi.

“Devam et.”

Sevran yutkundu.

“Onu son gördüğümde senin içindeydi.”

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp aniden durdu.

Odanın içindeki sesler kesildi.

Siyah sıvı zeminde hareketsiz kaldı. Duvarların içindeki bedenler başlarını öne eğdi. Veyra’nın nefesi boğazında düğümlendi.

“Ne demek… benim içimdeydi?”

Sevran cevap vermedi.

Veyra’nın gözleri karardı.

Ve oda kayboldu.

Taş bir oda.

Soğuk.

Küçük bir çocuk, duvarın dibinde oturuyordu. Dizlerini göğsüne çekmişti. Üzerindeki elbise kirliydi. Parmaklarının arasında ince bir ip vardı. İpin ucunda küçük, beyaz bir taş sallanıyordu.

Çocuk ağlıyordu.

Kapının önünde bir adam duruyordu.

Yüzü görünmüyordu.

Ama Veyra onu tanıyordu.

Adam diz çöktü. Çocuğun saçlarını okşadı.

“Beni bırakma, baba.”

Adamın eli bir an durdu.

Sonra çocuğun alnına dokundu.

“Bir gün seni bulacağım.”

Çocuk başını kaldırdı.

“Ne zaman?”

Adam cevap vermedi.

Arkasını döndü.

Kapı kapandı.

Çocuk yalnız kaldı.

Veyra’nın göğsünde bir ağrı patladı.

“Baba!”

Veyra taş zemine düştü.

Sevran ona ulaşmaya çalıştı ama Veyra’nın bedeni kasıldı. Parmakları zemini kavradı. Ağzından boğuk bir ses çıktı.

“Baba…”

Sevran diz çöktü.

“Veyra, bana bak.”

Veyra başını kaldırdı.

Gözleri yaşlarla doluydu.

“Onu gördüm.”

Sevran’ın yüzü soldu.

“Ne gördün?”

“Babamı.”

Sevran sustu.

Veyra’nın sesi titredi.

“Bana ne yaptın?”

Sevran başını eğdi.

“Ben seni korumaya çalıştım.”

Veyra acı bir kahkaha attı.

“Beni korumak mı?”

Göğsündeki ikinci kalp yeniden atmaya başladı.

Bir.

İki.

Üç.

Her atışta duvarlardaki bedenler sarsılıyordu.

Sevran geri çekildi.

Veyra’nın bakışları onun yüzüne kilitlendi.

“Babam nerede?”

“Bilmiyorum.”

“Yalan söylüyorsun.”

Sevran gözlerini kapattı.

“Onu son gördüğümde…”

“Bunu söyledin zaten.”

Sevran’ın sesi alçaldı.

“Onu ritüelin merkezinde gördüm. Senin yanında. Seni tutuyordu.”

Veyra’nın nefesi kesildi.

“Beni mi tutuyordu?”

Sevran başını salladı.

“Hayır. Seni değil.”

Bir an durdu.

“İçindeki şeyi.”

Veyra’nın göğsündeki siyah çember genişledi.

Derisinin altında bir şey hareket etti.

Veyra iki eliyle göğsünü kavradı.

“Hayır…”

İçindeki ses fısıldadı.

“Beni buradan çıkar.”

Veyra’nın gözleri büyüdü.

Bu kez ses çocuk sesi değildi.

Othrys’in sesiydi.

“Beni buradan çıkar, kızım.”

Veyra’nın dudakları titredi.

“Baba?”

Sevran ayağa kalktı.

“Veyra, ona cevap verme.”

Ama Veyra artık onu duymuyordu.

Göğsündeki kalp hızlandı. Siyah çizgiler boynuna doğru ilerledi. Derisinin altında ince, kıvrılan damarlar belirdi.

“Baba, sen misin?”

İçindeki ses cevap verdi.

“Ben seni hiç bırakmadım.”

Veyra’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Beni neden terk ettin?”

Othrys’in sesi bir süre sustu.

Sonra fısıldadı:

“Çünkü seni bulmam gerekiyordu.”

Veyra’nın göğsündeki çember açıldı.

Derisinin altından küçük bir el çıktı.

Veyra çığlık attı.

El, kaburgalarının arasından yükseldi. Parmakları uzun ve kemikliydi. Tırnakları siyahtı. Elin bileği görünmüyordu; sanki Veyra’nın bedeninin içinde sonsuza kadar uzanan karanlık bir boşluğa bağlıydı.

Sevran ona doğru atıldı.

“Veyra!”

El, Sevran’a uzandı.

Adam geri çekildi.

Veyra’nın göğsündeki kalp durdu.

Othrys’in sesi odanın içinde yankılandı.

“Beni buradan çıkar.”

Duvarların içindeki bedenler aynı anda başlarını kaldırdı.

Hepsi Veyra’ya baktı.

Sonra diz çöktüler.

Taşların arasından siyah sıvı sızdı. Zeminde birleşerek Veyra’nın ayaklarının etrafında bir çember oluşturdu. Çemberin içinde ince, beyaz kemikler belirdi.

Veyra’nın göğsündeki el geri çekildi.

Derisi kapandı.

Ama siyah çember kaybolmadı.

Sevran, Veyra’nın yanına çöktü.

“Veyra, beni dinle. Ne olursa olsun, onun seni yönlendirmesine izin verme.”

Veyra yavaşça başını kaldırdı.

“Sen onun ne olduğunu biliyorsun.”

Sevran cevap vermedi.

“Biliyorsun.”

Sevran’ın yüzünde bir şey kırıldı.

“Veyra…”

“Bana söyle.”

Sevran gözlerini kapattı.

“Onu durdurmanın bir yolu var.”

Veyra’nın kalbi hızlandı.

“Nasıl?”

Sevran cevap vermeden önce odanın girişine baktı.

Veyra da başını çevirdi.

Kapının önünde bir siluet duruyordu.

Uzun boylu.

Omuzları düşük.

Yüzü karanlıkta.

Veyra nefes alamadı.

“Baba?”

Siluet hareket etmedi.

Sevran’ın yüzü bembeyaz oldu.

“Veyra, geri çekil.”

Siluet bir adım attı.

Taş zemin çatladı.

Veyra’nın göğsündeki ikinci kalp hızlandı.

Bir adım daha.

Duvarların içindeki bedenler başlarını yere eğdi.

Veyra’nın dudakları titredi.

“Baba…”

Siluet başını kaldırdı.

Yüzü hâlâ karanlıktaydı.

Ama sesi…

Veyra’nın çocukluğundan beri unutmadığı o sesti.

“Beni bu kadar uzun süre beklettin, Veyra.”

Veyra’nın göğsündeki kalp bir kez daha attı.

Ve kapının önündeki karanlık, içeri doğru yürümeye başladı.