İçeriğe geç

Kör Nokta

Bölüm 6 — Kör Nokta

Ravenhill, kapatılmış bir binaya benzemiyordu.

John bunu ilk kez uzaktan gördüğünde söyledi.

Kevin dürbünü gözünden indirmedi.

"Nasıl görünmesi gerekiyordu?"

"Camları kırık. Duvarları dökülmüş. Kapısında zincir."

"Fazla film izliyorsun."

John ona baktı.

"Otuz yıldır kapalı bir araştırma binası."

"Resmî olarak."

John dürbünü Kevin'den aldı.

Ravenhill Health Research Annex ağaçların arkasında kısmen görünüyordu.

Üç katlı, geniş, gri beton bir yapı.

1970'lerde yapılmış hastanelere benziyordu. Kullanışlı olması için tasarlanmış, güzel görünmesi hiç düşünülmemişti.

Pencerelerin çoğu karanlıktı.

Ama hepsi değil.

John ikinci kata odaklandı.

Perdenin kenarından çok zayıf bir ışık sızıyordu.

"Elektrik."

Kevin:

"Gördüm."

"Kapalı binada."

"Bir binada elektrik olması kullanıldığı anlamına gelmez."

John dürbünü indirdi.

"Şu an benim işimi sen mi yapıyorsun?"

Kevin ona döndü.

"Şüphe etmeyi yalnız gazeteciler icat etmedi."

İki gündür Ravenhill'i inceliyorlardı.

Önce kayıtlar.

Sonra çevresi.

Belediye sisteminde binanın doğrudan elektrik tüketimi neredeyse sıfır görünüyordu.

Ama Kevin başka bir şey fark etmişti.

Ravenhill'in hemen arkasındaki eski belediye pompa istasyonunun tüketimi son sekiz ayda yaklaşık üç kat artmıştı.

Sorun şuydu:

Pompa istasyonu da resmî olarak çalışmıyordu.

John ilk gördüğünde:

"Elektriği başka sayaçtan geçiriyorlar."

demişti.

Kevin de:

"Olabilir."

John artık bu kelimeye eskisi kadar tepki vermiyordu.

Yine de sevmiyordu.

İlk gün hiçbir şey olmadı.

Bir belediye kamyoneti geçti.

Yanlış sokağa girdiği belli olan yaşlı bir adam geri döndü.

Bir kurye Ravenhill'in kapısında birkaç dakika bekledi, sonra ayrıldı.

John altıncı saatte:

"Belki gerçekten boş."

dedi.

Kevin ona baktı.

John:

"Ne?"

"Bunu söylediğini kayda geçirmek istiyorum."

"Ben ihtimal söyledim."

"Gelişiyorsun."

John cevap vermedi.

İkinci gece saat 22.16'da servis yolunda farlar göründü.

Kevin dürbünü aldı.

John kamera açtı.

Koyu renk bir panelvan binanın arkasına yanaştı.

Yan tarafında küçük beyaz harfler vardı.

TIGRIS SECURITY & LOGISTICS

John:

"Bu yeterince tesadüf oldu mu?"

Kevin cevap vermedi.

Araçtan üç kişi indi.

İki büyük metal kasa çıkardılar.

Ravenhill'in servis kapısı içeriden açıldı.

Kart kullanılmadı.

Birileri onları bekliyordu.

Kasalar binaya alındı.

Araç on dört dakika sonra ayrıldı.

John kamerayı indirdi.

"Şimdi içeri giriyoruz."

Kevin:

"Hayır."

"Kevin."

"Hayır."

"Gece yarısı kapatılmış sağlık tesisine Tigris teslimat yapıyor."

"Bu, binanın kullanıldığını gösteriyor."

"Güzel. İçeride ne için kullanıldığını öğrenelim."

"Arama emri alacağım."

John ona baktı.

"Verecekler mi?"

Kevin cevap vermedi.

John:

"Yüzün yine konuştu."

"Bu cümleyi kullanmayı bırak."

"Juliet'ten öğrendim."

İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.

Kevin ilk kez binadan gözünü ayırdı.

"Deneyeceğim."

Ertesi gün Kevin polis merkezine çağrıldı.

Chronicle'a geldiğinde ceketini çıkarmadı.

Elliot bunu görür görmez:

"İyi haber yok."

dedi.

Kevin oturdu.

"Juliet dosyasından alındım."

John:

"Neden?"

"Yetki aşımı."

"Ne yaptın?"

"Ravenhill'i sorguladım."

"Bu senin işin."

"Artık değil."

Elliot:

"Arama emri?"

Kevin başını iki yana salladı.

"Başvuru incelemeye alınmadan kapatıldı."

John sandalyesinden kalktı.

"Tamam."

Kevin:

"Ne tamam?"

"Gidiyoruz."

"Hiçbir yere gitmiyoruz."

"Artık dosya sende değil."

"Bu işleri daha kolay yapmıyor."

"Biri seni Ravenhill'i sorguladığın gün dosyadan aldı."

"Evet."

"Bu sana normal geliyor mu?"

"Hayır."

"Öyleyse?"

Kevin de ayağa kalktı.

"Şüpheli olması sana kapıyı kırma hakkı vermiyor."

John sustu.

Elliot ikisinin arasındaki masaya büyük bir rulo kâğıt bıraktı.

"Kapı kırmadan önce şuna bakın."

John kâğıdı açtı.

Ravenhill'in eski mimari planı.

Zemin.

Birinci kat.

İkinci kat.

John:

"Bodrum yok."

Elliot ikinci belgeyi çıkardı.

1980 tarihli itfaiye şeması.

B1 — Teknik Servis

Sonra üçüncü belge.

İlk inşaat ihalesi.

Alt teknik seviyeler: B1 / B2 / B3

Kevin kâğıda yaklaştı.

"Sonraki planlardan ikisi çıkarılmış."

John:

"Kapatılmış olabilir."

Kevin ona baktı.

John hemen:

"Ya da kayıttan kaldırılmış."

Elliot:

"İkinizi aynı odada bırakmak kötü fikir."

John B3 satırına baktı.

"Juliet'in 'altlarına bak' dediği şey..."

Kevin düzeltti.

"Miriam'ın söylediği. Juliet'in yazdığı."

John başını salladı.

"Evet."

Bu fark artık önemliydi.

Juliet'in bulduklarıyla, başkalarından duyduklarını birbirine karıştırmak istemiyordu.

Kevin planı katladı.

"İçeri girmiyoruz."

John:

"Bu planları niye inceliyoruz?"

"Ne izlediğimizi bilmek için."

"Tabii."

Kevin yüzüne baktı.

"Ciddiyim."

John da:

"Ben de."

dedi.

Elliot ikisine de inanmadı.

John o gece evde otuz sekiz dakika dayanabildi.

Kendisi hesaplamadı.

Saatten gördü.

Ravenhill planlarının fotoğrafları telefonundaydı.

Juliet'in defterinden aldığı not da.

Yerleri takip et. Altlarına bak.

John bunu bir emir gibi okumamaya çalışıyordu.

Juliet ona bir görev bırakmamıştı.

Kendi araştırmasının notunu bırakmıştı.

Aradaki farkı biliyordu.

Saat 22.35'te ceketini giydi.

Kevin'i aramadı.

Kendisine yalnızca çevreyi kontrol edeceğini söyledi.

Gündüz göremedikleri doğu servis yolunu.

Belki birkaç fotoğraf.

İçeri girmeyecekti.

Bu cümleyi düşündüğü anda kendisine inanmadığını fark etti.

Yine de çıktı.

Saat 23.14'te Ravenhill'in çevresindeydi.

Aracını ana yoldan uzakta bıraktı.

Bina gecenin bu saatinde önceki gözlemlerinden daha aktif görünüyordu.

Doğu cephesindeki havalandırma sisteminden sıcak hava çıkıyordu.

John telefonuyla görüntü aldı.

Eski çamaşırhane bölümünün duvarına yaklaştı.

Menfezin vidaları yeniydi.

Bir tane daha fotoğraf.

Sonra motor sesi duydu.

John ağaçların arasına geçti.

Beyaz bir sağlık nakil aracı servis yoluna girdi.

Üzerinde hastane adı yoktu.

Yanında küçük bir taşeron firma logosu vardı.

John tanımıyordu.

Araç Ravenhill'in arka kapısına yanaştı.

İki adam indi.

Arka kapıyı açtılar.

İlk sedye çıktı.

Üzerinde genç bir erkek vardı.

Hareketsizdi.

İkinci.

Yetişkin bir kadın.

Üçüncü.

Bir erkek daha.

John telefonunu kaldırdı.

Video çekmeye başladı.

Tigris üniformalı iki güvenlik görevlisi kapıda belirdi.

Sedye taşıyanlarla birlikte binaya girdiler.

John artık yalnızca bina kullanımını belgelemiyordu.

İçeri insan götürüyorlardı.

Kapı kapanmaya başladı.

John ağacın arkasından çıktı.

Birkaç adım attı.

Durdu.

Kevin'i ara.

Telefonunu çıkardı.

Kevin'in adını açtı.

Tam arama tuşuna basacakken servis kapısındaki kart okuyucunun kırmızı ışığı yeşile döndü.

Saat 23.17.

Metal kilitten küçük bir ses geldi.

Kapı yeniden açılmadı.

Sadece kilidi çözüldü.

John ekrana baktı.

Sonra kapıya.

Birileri içeriden mi açmıştı?

Sedye ekibinin erişimi açık mı kalmıştı?

Sistem arızası mıydı?

Kapının sağ üst köşesinde kamera vardı.

Gösterge ışığı yanmıyordu.

John bunun da fotoğrafını çekti.

Kevin'in sesi zihninde değildi.

Ama söylediği cümleyi hatırlıyordu.

Her açık kapı davet değildir.

John elini kapı koluna koydu.

Birkaç saniye durdu.

Sonra kapıyı itti.

İçeride terk edilmiş bina kokusu yoktu.

Nem yoktu.

Ağır toz da.

Temizlik maddesi ve makine yağı kokuyordu.

Eski duvarların arasından yeni kablolar geçiyordu.

Tavan aydınlatmalarının yarısı çalışıyordu.

Kapının kapanmasını izledi.

Kart okuyucu içeriden yeniden kırmızıya döndü.

John telefonunda saate baktı.

23.22.

Kamerayı kapatmadı.

Eski oda levhalarının üzerinde yeni numaralar vardı.

A-03

A-04

İleriden iki kişi geliyordu.

John açık depo odalarından birine geçti.

Sesler yaklaştı.

"Üçü de aşağıda mı?"

"Evet."

"On dört?"

"Stabil."

"Voss?"

"B2'de."

Adımlar uzaklaştı.

John depodan çıktı.

Voss.

Miriam.

Koridorun sonunda eski yük asansörünü buldu.

Üç düğme.

B1

B2

B3

John B2'ye bastı.

Kapı kapandı.

Tam o anda ne kadar kötü bir karar verdiğinin farkındaydı.

Bu onu durdurmadı.

B2 eski Ravenhill'e ait değildi.

Beyaz duvar panelleri.

Yeni zemin.

Temiz aydınlatma.

Kapılarda isim yerine kod.

R-09

R-10

R-11

Sonra:

R-12

John küçük pencereden baktı.

Yatakta bir kadın.

Bir sonraki kapı:

R-14

Az önce sedyede gördüğü genç erkek.

On sekiz yaşından büyük görünmüyordu.

Kapının yanındaki ekranda:

DENEK 14

yazıyordu.

John kelimeye bakakaldı.

Hasta değil.

İsim değil.

Denek.

Telefonuyla görüntü aldı.

R-17'de de az önce getirilen diğer adam vardı.

John elektronik kilidi denedi.

Açılmadı.

Arkasından kadın sesi geldi.

"Burada olmaman gerekiyor."

John döndü.

Miriam Voss koridorun ortasında duruyordu.

Hartley Café güvenlik görüntüsünden ve eski fotoğraflardan tanıdı.

Üzerinde laboratuvar önlüğü yoktu.

Koyu pantolon, açık renk gömlek ve boynunda erişim kartı vardı.

Yorgun görünüyordu.

John:

"Sen Miriam'sın."

Kadının gözleri yüzünde durdu.

Sonra telefonunda.

"Sen de John."

John'un vücudu gerildi.

"Adımı nereden biliyorsun?"

"Juliet."

"Onunla görüştün."

Miriam'ın yüzü değişti.

"Evet."

"Öldüğü gün."

Sessizlik.

"Evet."

John yaklaşmaya başladı.

"Ne söyledin?"

Miriam çevreye baktı.

"Şimdi bunun zamanı değil."

"Benim için öyle."

"John, buradan çıkman gerekiyor."

John R-14'ü gösterdi.

"Bu kim?"

Miriam cevap vermedi.

"İnsanlara ne yapıyorsunuz?"

"Sesini alçalt."

"Juliet buraya geldi mi?"

"Hayır."

Cevap hızlıydı.

John:

"Emin misin?"

"Evet."

"Onu kim öldürdü?"

Miriam'ın yüzündeki ifade değişti.

"Bilmiyorum."

John öfkesini bastırdı.

"Her şeyi bilmiyorsun. Güzel."

Miriam:

"Bu konuda gerçekten bilmiyorum."

John R-14'e baktı.

"Bunları neden kilitliyorsunuz?"

"Bunu burada açıklayamam."

"Çok kullanışlı."

"Beni dinle."

Miriam ilk kez yaklaşarak sesini alçalttı.

"Telefonunda ne varsa koru ve çık."

"Sen?"

"Ben buradayım."

"İsteyerek mi?"

Miriam birkaç saniye cevap vermedi.

Bu yeterliydi.

John:

"Kapıyı sen mi açtın?"

"Ne kapısını?"

"Servis girişi."

Miriam'ın yüzü gerçekten şaşırdı.

"Hayır."

"Ben yaklaşınca kilit açıldı."

Miriam'ın bakışı koridorun tavanındaki kameraya gitti.

Sonra John'a.

"Çık."

"Niye?"

"Çünkü seni fark etmiş olabilirler."

John:

"Kim?"

Miriam cevap vermeden ışıklar değişti.

Beyazdan soluk sarıya.

Kısa bir alarm sesi.

Miriam gözlerini kapattı.

"Geç kaldık."

Koridorun diğer ucunda güvenlik kapısı açıldı.

İki görevli çıktı.

Miriam:

"Acil kilidi aç."

John:

"Ne?"

"Duvar."

Camlı panelin altında mekanik kol vardı.

John cama vurdu.

Küçük parçalar elini çizdi.

Kolu çekti.

R-12.

R-14.

R-17.

Üç kapının ışığı yeşile döndü.

Alarmın sesi değişti.

Tavandaki hoparlörden mekanik bir ses:

ALT SEVİYE ARINDIRMA PROTOKOLÜ BAŞLATILDI.

John:

"Arındırma ne?"

Miriam'ın yüzü gerildi.

"Buradan çıkıyoruz."

R-14'ün odasına girdi.

Genç adamın üzerindeki tıbbi bağlantıları kapatmaya başladı.

John:

"Ne yapacaklar?"

"Veriyi. Numuneleri. Kayıtları."

"İnsanları?"

Miriam cevap vermedi.

John:

"Miriam."

"Bilmiyorum."

Bu cevap bu kez onun da korktuğunu belli ediyordu.

John genç adamı kaldırmaya yardım etti.

Diğer iki kişi yeni yeni kendine geliyordu.

Güvenlik yaklaşıyordu.

Bir görevli John'u kolundan çekti.

John refleksle kurtuldu.

Adam beklediğinden daha sert biçimde geriye savruldu.

Duvara çarpıp dengesini kaybetti.

John dondu.

Bunu yapmak istememişti.

İkinci görevli üzerine yürüdü.

John geri çekildi.

Miriam:

"B1 merdiveni!"

R-12 ayakta duramıyordu.

R-17 duvara tutunuyordu.

John genç erkeği omzuna aldı.

"Sen diğerlerini götür."

Miriam:

"B3'e kapanırsa çıkış kesilir."

John:

"B3 aşağıda."

"Kontrol sistemi orada."

Koridorun sonundaki metal yangın kapısı kapanmaya başladı.

Miriam'ın yüzü değişti.

"Çabuk!"

R-12 ve R-17 kapıdan geçti.

John R-14'ü taşıyarak ilerledi.

Yangın kapısı daha hızlı inmeye başladı.

John genç adamı diğer tarafa itti.

Miriam yakaladı.

John geçmek için uzandı.

Kapı önünde kapandı.

Miriam metalin diğer tarafından:

"John!"

John kapıyı itti.

Açılmadı.

"Başka yol?"

Miriam'ın sesi boğuk geliyordu.

"B3!"

John arkasına baktı.

Asansör kapanmıştı.

Merdiven aşağı devam ediyordu.

B3.

John bir kez daha metal kapıyı zorladı.

Olmadı.

Aşağı indi.

B3'ün ışıkları aralıklarla yanıp sönüyordu.

Buradaki alan B2 kadar temiz değildi.

Daha teknikti.

Kalın cam bölmeler.

Boşaltılmakta olan raflar.

Kapalı metal dolaplar.

Duvar boyunca uzanan sarı boru işaretleri.

Bir odanın kapısı açıktı.

John içeriden başka çıkış olup olmadığını görmek için girdi.

Tezgâhın üzerinde şeffaf muhafazalara yerleştirilmiş birkaç küçük kap vardı.

İçlerinde soluk sarı bir madde.

Üzerlerinde aynı sembol.

Daire.

Dört çizgi.

Ve kod:

AX-01

John telefonunu kaldırdı.

Bir fotoğraf çekti.

Başka bir rafta:

R-12

R-14

R-17

etiketleri.

John kamerayı çevirdi.

"Ne yapmışsınız burada..."

Hoparlörden:

ARINDIRMA AŞAMASI 2

Işıklar söndü.

Bir saniye sonra acil aydınlatma yandı.

John'un bulunduğu odanın kapısı kapandı.

Kilidin ışığı kırmızıya döndü.

"Harika."

Kapının yanında acil açma paneli vardı.

John kapağı kaldırdı.

Çalışmıyordu.

O sırada binanın içinde güçlü bir titreşim oldu.

Metal raflardan biri sallandı.

Cam muhafazalardan biri yere düştü.

John geri çekildi.

Kırılan kapsüldeki sarı madde zemine yayıldı.

Tavandaki sistemden kıvılcım sesi geldi.

John kapıya tekrar yöneldi.

İkinci bir sarsıntı.

Duvar panelinin kapağı yerinden çıktı.

Elektrik hattından parlak bir ark oluştu.

John ne olduğunu tam anlamaya fırsat bulamadı.

Bir anda bütün vücudunda sert bir kasılma hissetti.

Elindeki telefon yere düştü.

Sarı sıvının bir kısmı kıyafetine ve açıkta kalan eline sıçramıştı.

Sonra elektrik.

Ses.

Işık.

Ve hiçbir şey.

John gözlerini açtığında nerede olduğunu birkaç saniye hatırlamadı.

B3.

Ravenhill.

Juliet.

Ayağa kalkmaya çalıştı.

Başının içinde bir görüntü belirdi.

Kevin.

Merdiven.

Üst kapı açılıyor.

Bir adam silah kaldırıyor.

Kevin geriye düşüyor.

John gözlerini kapattı.

Görüntü bitmedi.

Sonra bir anda oda geri geldi.

John yerdeydi.

Telefon birkaç metre ötede.

Ekranı çatlamıştı ama açıktı.

Saat ilerlemişti.

John ayağa kalktı.

Bacakları titriyordu.

Ama kendisini düşündüğünden daha hafif hissediyordu.

Kapıya gitti.

Acil kolu çekti.

Çalışmadı.

İki eliyle metal kenarı tuttu.

Bastırdı.

Kilit bir anda büküldü.

John geri çekildi.

Ne yaptığını anlamadı.

Kapıyı yeniden itti.

Bu kez açıldı.

Koridora çıktı.

Miriam'ın sesini uzaktan duydu.

"John!"

John merdivenlere koştu.

Kendi hızından ürktü.

İlk dönüşü neredeyse kaçırdı.

Duvara eliyle tutunarak durdu.

"Ne..."

Üst kata devam etti.

B1'e yaklaşırken telefonunun yeniden sinyal aldığını gördü.

On iki cevapsız arama.

Kevin.

Son mesaj:

Araban Ravenhill yakınında. İçerideysen cevap ver.

John merdivenin yukarısında ayak sesi duydu.

Başını kaldırdı.

Kevin kapıdan girdi.

Görüntüdeki yer.

Aynı açı.

John'un kalbi hızlandı.

"Kevin!"

Kevin onu görünce öfkeyle:

"Seninle sonra—"

"Dur!"

Kevin durdu.

"Neden?"

John arkasındaki kapıya baktı.

Zihninde görüntü yeniden geldi.

Kapı açılıyor.

Silah.

Kevin.

Bu kez John ne olacağını biliyor gibi hissetti.

Ama olamazdı.

Henüz olmamıştı.

"Kenara geç."

Kevin:

"John?"

Kapı açıldı.

Silahlı bir güvenlik görevlisi göründü.

John düşünmedi.

Kevin'i yana çekti.

Silah patladı.

Kurşun duvara çarptı.

Kevin bir an John'a baktı.

Sonra görevliye.

"Silahı bırak!"

Adam tekrar kaldırmaya çalıştı.

John ileri atıldı.

Mesafeyi beklediğinden hızlı kapattı.

Görevlinin bileğini yakaladı.

Silah yere düştü.

John adamı duvara doğru itti.

Fazla kuvvet kullandığını hissedip hemen bıraktı.

Kevin silahı aldı.

"Yere."

Görevli çöktü.

Kevin John'a döndü.

"Nereden bildin?"

John nefes nefeseydi.

"Bilmiyorum."

"Kapı açılmadan önce—"

"Biliyorum."

"Ne biliyorsun?"

John bir an söylemek istemedi.

Sonra:

"Seni gördüm."

Kevin:

"Ne?"

"Vuruluyordun."

Kevin bir saniye sessiz kaldı.

"Olmadan önce?"

John:

"Evet."

Aşağıdan alarm sesi geldi.

Miriam ortaya çıktı.

Yanında üç denek.

John hemen R-14'e baktı.

Hayattaydı.

Miriam John'u görünce durdu.

Bakışı önce yüzünde, sonra sarı lekeli kıyafetinde kaldı.

"B3'e indin."

John:

"Evet."

Miriam'ın yüzü değişti.

"Ne oldu?"

John ona bakarken tekrar kısa bir görüntü gördü.

Tavan.

Metal panel kopuyor.

R-17'nin üzerine düşüyor.

Görüntü kayboldu.

John başını tuttu.

Kevin:

"Ne?"

"Buradan çıkıyoruz."

Miriam:

"B1 ambulans tüneli."

John:

"Sağ taraftan."

Miriam ona baktı.

"Ne?"

"Sağdan gidin."

"Niye?"

John tavana baktı.

"Bilmiyorum."

Bir an durdu.

"Hayır. Sanırım biliyorum."

Tünel eskiydi.

Burada tesisin yenilenmiş kısmı bitiyordu.

R-12 kendi başına yürüyemediği için Kevin destekliyordu.

Miriam R-17'nin yanındaydı.

John R-14'ü taşıyordu.

Başındaki baskı giderek artıyordu.

Tünelin yarısına geldiklerinde bina sarsıldı.

John:

"Sağ!"

Kevin bu kez sormadı.

Herkesi sağ duvara çekti.

Birkaç saniye sonra sol taraftaki eski tavan kaplamasının bir bölümü yere düştü.

Kimse altında kalmadı.

Miriam John'a baktı.

"Sen..."

John:

"Sonra."

Tünelin çıkışı kapalıydı.

Kevin kola asıldı.

Açılmadı.

John:

"Çekil."

Kevin:

"John."

"Çekil."

İki eliyle metal kapının kolunu tuttu.

Gücünü kontrollü kullanmaya çalıştı.

Nasıl yapılacağını bilmiyordu.

Metal mekanizma direnç gösterdi.

Sonra büküldü.

Kapı açıldı.

Temiz gece havası içeri doldu.

Kevin bu kez hiçbir şey söylemedi.

John da söylemedi.

Dördü dışarı çıktı.

Kevin yardım çağırmıştı.

İlk polis ve sağlık ekipleri birkaç dakika içinde geldi.

R-12.

R-14.

R-17.

Üçü ambulanslara alındı.

John genç adamı sedyeye bırakırken gözlerinin kısa süre açıldığını gördü.

Genç adam ona baktı.

"Sen..."

John eğildi.

"Ne?"

"Yine mi..."

Sonrasını söyleyemedi.

Gözleri kapandı.

John ne demek istediğini anlamadı.

Miriam birkaç metre ilerideydi.

John ona yöneldi.

"Kıyafetime ne bulaştı?"

Miriam önce koluna baktı.

Sonra gözlerine.

"Şimdi değil."

"B3'te ne vardı?"

"John."

"AX-01 ne?"

"Buradan gitmemiz gerekiyor."

John:

"Sen de bizimle geliyorsun."

Miriam cevap vermedi.

Kevin ambulans görevlileriyle konuşurken John birkaç saniye başını çevirdi.

Tekrar Miriam'a baktığında kadın yoktu.

John etrafına baktı.

"Miriam?"

Yakındaki görevli:

"Doktor mu?"

"Evet."

"Az önce ambulansın yanındaydı."

"Nereye gitti?"

Adam omuz silkti.

John koşmak istedi.

Kevin önüne geçti.

"Hayır."

"Kaçtı."

"Üç kişi var."

John ambulanslara baktı.

Kevin haklıydı.

Bundan hoşlanmadı.

Ama Miriam'ın peşinden gitmedi.

Ravenhill'in alt seviyelerinden duman çıkmaya başladığında itfaiye geldi.

İlk çağrı sistemde:

Elektrik arızası

olarak görünüyordu.

Kevin telefondaki kayda baktı.

"Elektrik arızası."

John:

"İçeride arındırma diye bir sistem çalıştı."

"Onu kaydettin mi?"

John telefonunu açtı.

Videoların bir kısmı vardı.

B2 koridoru.

DENEK 14

Miriam.

Sarı madde.

AX-01

Sonraki dosyalardan bazıları açılamıyordu.

Telefon B3'te yere düştüğünde kayıt bozulmuş olmalıydı.

John sarı tüp fotoğrafını açtı.

Görüntü bulanıktı.

Ama sembol net seçiliyordu.

Kevin:

"Bunu nerede çektin?"

John cevap vermek için ağzını açtı.

Durdu.

"B3."

Sonra:

"Sanırım."

Kevin ona baktı.

"Sanırım?"

John B3'ü hatırlıyordu.

Merdiven.

Cam.

Sarı.

Elektrik.

Ama olayların sırası bulanıktı.

"Başımı vurdum mu bilmiyorum."

Kevin:

"Sen hastaneye gidiyorsun."

"Gerek yok."

John ellerine baktı.

Camı kırarken oluşan küçük kesikler neredeyse kapanmıştı.

Birkaç dakika önce kanayan çizgiler şimdi soluk iz gibiydi.

John parmağını üzerinden geçirdi.

Kevin de gördü.

İkisi konuşmadı.

John bir anda başının döndüğünü hissetti.

Kevin kolundan tuttu.

"İyi misin?"

John:

"Hayır."

Bu cevabı vermesi Kevin'i bile şaşırttı.

Hastane odasında gece ile sabah arasındaki fark kayboldu.

John ne kadar süredir orada olduğunu bilmiyordu.

Kan alınmıştı.

Röntgen yapılmıştı.

Doktor birkaç kez reflekslerini kontrol etmişti.

Kevin odanın köşesindeki sandalyede oturuyordu.

John tavana baktı.

"Üçü?"

"Hayatta."

John gözlerini kapattı.

"İyi."

"R-14 en genç olan."

"Biliyorum."

"Adı henüz yok."

John tekrar gözlerini açtı.

"İsimleri vardır."

Kevin birkaç saniye ona baktı.

"Evet."

John ellerini inceledi.

Kesikler neredeyse görünmüyordu.

"Kevin."

"Ne?"

"Merdivende seni gördüm."

Kevin sessiz kaldı.

"Vuruluyordun."

"Olmadı."

"Biliyorum."

John alnına dokundu.

"Ama olmuş gibi hatırlıyorum."

Kevin sandalyesinde öne eğildi.

"Ne kadar önce gördün?"

"Birkaç saniye."

"Tavanda da mı?"

John başını salladı.

"Evet."

"Ve kapı?"

John ellerine baktı.

"Onu da bilmiyorum."

"Normalde yapabilir miydin?"

"Hayır."

Kevin:

"Koşman?"

John gözlerini kapattı.

"Hayır."

Bir süre sessizlik oldu.

John:

"Bence bana bir şey oldu."

Bu cümle odada söylediği her şeyden daha gerçek geldi.

Kevin sarı tüp fotoğrafının açık olduğu telefona baktı.

"Ravenhill'de."

John:

"Evet."

"Neyden?"

John fotoğraftaki soluk sarı maddeyi gördü.

Sonra elektrik parlamasını hatırlamaya çalıştı.

Görüntü vardı.

Ama uzak gibiydi.

"Bilmiyorum."

Kevin bu kez kelimeyi düzeltmedi.

John devam etti:

"Servis kapısı."

"Ne olmuş?"

"Ben yaklaşınca açıldı."

Kevin ona baktı.

"Ben geldiğimde kilitliydi."

John başını çevirdi.

"Biliyorum."

"İçeride biri seni görüp açmış olabilir."

"Evet."

"Ya da uzaktan."

"Evet."

John birkaç saniye sustu.

"Biri girmemi sağladı."

Kevin:

"Evet."

"Neden?"

"Onu bilmiyoruz."

John tavana baktı.

Eskiden bu cevapla tartışırdı.

Şimdi gücü yoktu.

Belki de ilk kez cevabın kendisinden korkuyordu.

Çünkü kapı yanlışlıkla açılmadıysa, Ravenhill'de yalnızca yasak bir yere girmemişti.

Birisi onun girmesine izin vermişti.

Ve John, içeride ne bulacağını kendisi bile bilmezken, o kişinin bilip bilmediğini de bilmiyordu.

Gözlerini kapattı.

Kevin'in vurulduğu an yeniden geldi.

Olmamış bir şey.

Ama hafızasında vardı.

John bunun ne anlama geldiğini henüz bilmiyordu.

Sadece Ravenhill'e Juliet'in ölümüne dair cevap aramaya girdiğini biliyordu.

Oradan çıktığında cevap hâlâ yoktu.

Onun yerine, kendi hakkında çok daha kötü bir soru getirmişti.