Bölüm 7 — Bir Saniye Önce
John uyandığında hemşirenin elindeki metal tepsinin düşeceğini biliyordu.
Bunu nasıl bildiğini bilmiyordu.
Gözlerini yeni açmıştı.
Hastane odası.
Beyaz tavan.
Perdeden gelen sabah ışığı.
Kolunda serum.
Hemşire yatağın yanındaki masaya yaklaşırken görüntü bir anda zihnine girdi.
Tepsi eğildi.
Su bardağı devrildi.
Metal kap yere çarptı.
Hemşire irkildi.
Görüntü bitti.
John başını kaldırdı.
Gerçekte tepsi hâlâ hemşirenin elindeydi.
"Dikkat."
Kadın ona baktı.
"Ne?"
Tepsinin kenarı kapı koluna takıldı.
Eğildi.
John elini uzatıp bardağı düşmeden yakaladı.
Metal kap tepsinin üzerinde kaydı ama yere inmedi.
Hemşire dondu.
John da.
Bardak elindeydi.
Bir damla bile dökülmemişti.
Kadın:
"İyi refleks."
John bardağa baktı.
"Evet."
Hemşire tepsiyi masaya bıraktı.
"Başın dönüyor mu?"
"Hayır."
"Mide bulantısı?"
"Hayır."
"Görme bozukluğu?"
John birkaç saniye sustu.
"Hayır."
Bu teknik olarak doğru değildi.
Ama ne diyeceğini bilmiyordu.
Bazen birkaç saniye sonrayı görüyorum.
Bunu söylemenin normal bir yolu yoktu.
Hemşire serumunu kontrol etti.
"Doktor birazdan gelir."
Kapıdan çıkarken John metal tepsiye baktı.
Görüntü hâlâ hafızasındaydı.
Olmamış bir şeydi.
Ama olmuş bir şeyi hatırlar gibi hatırlıyordu.
Bu kısmı sevmedi.
Kevin hastaneye kahveyle geldi.
John bardağı görünce:
"Bana mı?"
"Hayır."
Kevin oturdu.
John:
"İki tane var."
"İkisi de benim."
"Niye?"
"Biri içilebilir durumda olmayabilir."
John ikinci bardağı aldı.
Kevin itiraz etmedi.
John bir yudum içti.
Yüzü değişti.
Kevin:
"Juliet haklıymış."
John ona baktı.
"Ne konuda?"
"Kötü kahveyi seviyorsun."
John bardağı masaya koydu.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Kevin'in önünde ince bir dosya vardı.
John hemen fark etti.
"Üç kişi."
Kevin başını salladı.
"R-12, R-14, R-17."
"İyiler mi?"
"Dün gece hayattalardı."
John'un yüzü değişti.
"Dün gece?"
Kevin dosyayı açtı.
"Sabah 05.40'ta hastaneden transfer edilmişler."
"Nereye?"
"St. Maren Medical Center."
John bu ismi biliyordu.
Şehrin kuzeyinde büyük bir hastane.
"Tamam."
Kevin:
"Gitmediler."
John birkaç saniye baktı.
"Ne?"
"St. Maren'e ulaşmadılar."
"Ambulans?"
"Özel sağlık transferi."
"Kim?"
Kevin kâğıdı çevirdi.
Şirket adı John'a hiçbir şey ifade etmedi.
"Taşeron."
"Plaka?"
"Var."
"Takip?"
"İlk trafik kamerasında kuzeye gidiyor."
"Sonra?"
"Yok."
John:
"Nasıl yok?"
Kevin yüzüne baktı.
"Bir araç bir kamerada görünmeyebilir."
"Şehrin ortasında?"
"Evet."
"Üç hasta kayıp."
"Evet."
John yataktan kalkmaya başladı.
Kevin:
"Ne yapıyorsun?"
"Gidiyorum."
"Hayır."
"Kevin."
"Serumun var."
John koluna baktı.
Unutmuştu.
"Çıkarırım."
"Bu, plan sayılmaz."
John yatağa tekrar yaslandı.
"Bunlar Ravenhill'den kurtardığımız insanlar."
"Biliyorum."
"Birileri onları tekrar aldı."
Kevin:
"Muhtemelen."
John ona sert baktı.
Kevin devam etti:
"St. Maren'e gitmediklerini biliyoruz. Kimin aldığını henüz bilmiyoruz."
John:
"Ravenhill."
"Olabilir."
"Başka kim?"
"Bilmiyorum."
John bardağa uzandı.
İçmedi.
"Dün gece Miriam da kayboldu."
"Evet."
"Şimdi üçü de."
Kevin:
"Evet."
John:
"Ve bana hâlâ tesadüf olabileceğini mi söyleyeceksin?"
"Hayır."
John şaşırdı.
Kevin devam etti:
"Artık bağlantı ihtimali yeterince güçlü."
"Güzel."
"Bu, hangi bağlantı olduğunu bildiğimiz anlamına gelmiyor."
John başını geriye yasladı.
"Bir cümleyi iyi bitirmene izin vermiyorsun."
Kevin kahvesinden içti.
"Meslek hastalığı."
Kevin de artık resmî olarak Juliet dosyasında değildi.
John bunu o sabah öğrendi.
"Askıya alındım."
John kahveyi masaya bıraktı.
"Ne?"
"Geçici."
"Neden?"
"Yetkisiz soruşturma."
"Ravenhill'e ben girdim."
"Ben seni takip ederek geldim."
"Çünkü içerdeydim."
"Evet."
"Bu senin suçun değil."
Kevin başını hafifçe yana eğdi.
"Polis teşkilatı hukuk fakültesini senden istemedi."
John:
"Ne kadar?"
"Bilmiyorum."
"Rozet?"
"Şimdilik yok."
"Silah?"
"Teslim ettim."
John Kevin'in belindeki boşluğu ilk kez fark etti.
"Juliet dosyası?"
"Başkasında."
"Kim?"
"Dedektif Martin Shaw."
"Güveniyor musun?"
Kevin düşündü.
"İşini yapabildiğini biliyorum."
John:
"Bu aynı şey değil."
"Hayır."
John birkaç saniye sustu.
"Bırakacak mısın?"
Kevin kahvesini masaya koydu.
"Bir rozet soru sormanın tek yolu değil."
John onu izledi.
Kevin devam etti:
"Ama bana bir iyilik yap."
"Ne?"
"Bundan bunu romantik bir şeye çıkarma."
John kaşını kaldırdı.
"Ne demek?"
"'Kurallara karşı iki yalnız adam.'"
John'un yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
"Bunu hiç düşünmedim."
"Güzel."
"Şimdi düşündüm."
Kevin pişman olmuş gibi başını çevirdi.
Dr. Eleanor Reed öğleye doğru geldi.
Kırklı yaşlarının başında, hızlı konuşmayan bir nörologdu.
John'un yatağının yanındaki sandalyeye oturdu.
"Filmlerden kötü haber."
John:
"Ne?"
"Beyninin taramasında sana süper güç verecek parlak bir bölge yok."
Kevin öksürüğünü gülmeye dönüştürmemeye çalıştı.
John doktora baktı.
"Kevin bir şey anlattı mı?"
"Kevin bana yalnızca Ravenhill'de elektriksel bir olaya maruz kaldığını söyledi."
John:
"Ve?"
"Ve kan sonuçlarının biraz garip olduğunu."
Doktor tableti açtı.
"Akut beyin hasarı görmüyoruz. İç kanama yok. Ciddi kafa travması bulgusu yok."
"Güzel."
"Kas enzimlerinin bir kısmı beklediğimizden yüksek."
John:
"Ne demek?"
"Tek başına çok şey demek değil."
"Yani?"
"Vücudunun yoğun fiziksel stres yaşadığını gösterir."
Kevin:
"Elektrik?"
"Olabilir."
John bu kelimeye baktı.
Doktor fark etmedi.
"Başka bazı değerlerde de tutarsızlık var. Laboratuvar tekrar çalışıyor."
"Ne tür tutarsızlık?"
Dr. Reed birkaç saniye düşündü.
"Normalde aynı kişiden birkaç saat arayla alınan örneklerde bu kadar hızlı değişiklik beklemeyiz."
John ellerindeki kesiklere baktı.
Neredeyse tamamen kaybolmuşlardı.
Doktor da baktı.
"Onu da soracaktım."
"Cam."
"Dün gece mi?"
"Evet."
Doktor elini inceledi.
"Bunların daha belirgin olması gerekirdi."
John:
"Hızlı iyileşiyorum."
Kevin ona baktı.
Dr. Reed:
"Bunu henüz söylemeyelim."
John:
"Neden?"
"Çünkü bir gecelik gözlemden biyolojik özellik çıkarmıyoruz."
John istemeden Kevin'e baktı.
Kevin gülümsedi.
"Onu seviyorum."
John:
"Belli."
Doktor devam etti:
"Baş ağrısı?"
"Bazen."
"Ne zaman?"
John kısa bir süre sustu.
"Görüntülerden sonra."
Dr. Reed kalemini durdurdu.
"Hangi görüntüler?"
John Kevin'e baktı.
Kevin:
"Anlat."
John nefes verdi.
"Bir şey olmadan önce görüyorum."
Doktorun yüzünde alay yoktu.
Bu John'u şaşırttı.
"Rüya gibi mi?"
"Hayır."
"Hatıra gibi?"
John hemen:
"Evet."
Bu kelime daha doğruydu.
"Kaç saniye?"
"Bazen bir. Bazen birkaç."
"Kontrol edebiliyor musun?"
"Hayır."
"Her seferinde gerçekleşiyor mu?"
John hemşirenin düşmeyen tepsisini düşündü.
"Hayır."
Doktor:
"Öyleyse gördüğünün gelecek olduğunu nereden biliyorsun?"
John sustu.
Kevin hiçbir şey söylemedi.
Dr. Reed devam etti:
"Yanlış anlama. Sana inanmadığımı söylemiyorum. Ama beynin travma sonrası çok ikna edici görsel deneyimler üretebilir."
John:
"Kevin vurulacaktı."
Doktor:
"Vuruldu mu?"
"Hayır."
"Çünkü müdahale ettin."
"Evet."
"Bu durumda iki açıklaman var."
John bekledi.
"Gerçekleşmek üzere olan bir şeyi gördün ve değiştirdin."
"Evet."
"Ya da beynin olası bir tehlikeyi çok hızlı işledi ve bunu sana görüntü biçiminde sundu."
John:
"Kapının arkasındaki adamı görmemiştim."
"Biliyorum."
Doktor tablete not aldı.
"Bu yüzden seni yalancı ilan etmiyorum."
John:
"Ne yapacağız?"
"Şimdilik kayıt tutacağız."
"Ne kaydı?"
"Ne zaman oluyor. Öncesinde ne yapıyordun. Ne kadar sürüyor. Baş ağrısı. Bulantı. Uyku."
John:
"Hafıza?"
Doktor başını kaldırdı.
"Bir sorun oldu mu?"
Gri atkı.
John bir an mağazayı gördü.
Sonra lacivert atkıyı.
"Bir şeyi karıştırdım."
"Ne?"
"Önemli değil."
Dr. Reed'in yüzünden bunun yanlış cevap olduğunu anladı.
John devam etti:
"Bir atkıyı kimin aldığını yanlış hatırladım."
"Başka?"
"Hayır."
"Şimdilik."
John hoşlanmadı.
Doktor:
"Bunu da yaz."
"Niye?"
"Çünkü beyinle ilgili sıra dışı bir şey yaşıyorsan hafıza değişikliklerini görmezden gelmek iyi fikir değil."
John:
"Geçici olabilir."
"Olabilir."
Kevin başını çevirdi.
John:
"Sen sakın."
Kevin:
"Hiçbir şey söylemedim."
John hastaneden aynı gün çıktı.
Elliot onu Chronicle'a götürmedi.
Eve bıraktı.
Bu John'un hoşuna gitmedi.
"Bir saat."
Elliot:
"Hayır."
"Dosyaları almam lazım."
"Hayır."
"Bilgisayarım—"
"Evde de bilgisayarın var."
"Ofisteki daha iyi."
Elliot kırmızı ışıkta durdu.
"John."
"Ne?"
"İki gün önce gizli laboratuvara girdin, elektrik yedin ve şimdi geleceği görüyor olabileceğini söylüyorsun."
John:
"Kesin değil."
Elliot ona baktı.
"Bak sen."
John camdan dışarı baktı.
Elliot devam etti:
"Bugün çalışmıyorsun."
"Ben iyiyim."
"Bunu normalde ölüm döşeğindeki çalışanlar söyler."
John:
"Biraz abartılı."
"Evet."
Işık yeşile döndü.
Elliot arabayı hareket ettirdi.
"Yarın da seni görürsem kovarım."
"Bunu yapamazsın."
"Denemek istiyorum."
John ilk kez o gün gerçekten güldü.
Kısa sürdü.
Ama oldu.
Evde ilk yaptığı şey uyumak değildi.
Mutfaktaki metal kaşığı aldı.
Masaya bıraktı.
Baktı.
Hiçbir şey olmadı.
Beş dakika baktı.
Yine olmadı.
Kaşığı itti.
Yere düşürdü.
Görüntü gelmedi.
"Harika deney."
Kendi sesinden rahatsız oldu.
Sonra salondaki eski ayaklı askılığa baktı.
Metal.
İki eliyle üst kısmından tuttu.
Ravenhill'de kapıyı nasıl büktüğünü hatırlamaya çalıştı.
Bastırdı.
Bir şey olmadı.
Daha güçlü sıktı.
Metal hafifçe eğildi.
John hemen bıraktı.
Askılık birkaç derece yana yatmıştı.
"Tamam."
Telefonunu çıkardı.
Not yazdı:
Güç artışı olabilir.
Durdu.
Olabilir kelimesini silmedi.
Sonra:
Kontrol?
yazdı.
Ertesi sabah erkenden boş bir otoparka gitti.
Koşmak için.
Kendisine başka bir şey yapmayacağına söz verdi.
Telefonunda kronometre açtı.
İki nokta arasındaki mesafeyi ölçtü.
Koştu.
İlk denemede ayağı kaydı.
Neredeyse yere düştü.
"Güzel."
İkinci deneme.
Bu kez hızlandı.
Beklediğinden çok daha hızlı.
Bitiş noktasını geçtikten sonra duramadı.
Park edilmiş çöp konteynerine çarpmamak için yana döndü.
Omzu beton duvara vurdu.
Acıdı.
Gerçekten acıdı.
John duvara yaslandı.
"Neyse ki ölümsüz değilim."
Bunu da not aldı.
Bir süre sonra elini yumruk yapıp eski bir ahşap palete vurmayı düşündü.
Sonra vazgeçti.
Dr. Reed'in yüzünü hatırladı.
Kendisine kasıtlı zarar vermek test değildi.
Bunun yerine paleti iki eliyle kaldırdı.
Normalde ağır olması gerekiyordu.
Şimdi değildi.
Birkaç saniye tuttu.
Yavaşça yerine bıraktı.
Güç artışı: evet.
Altına:
Ama ne kadar? Test etme.
Son cümleyi yazarken kendisine emir vermesi gerektiği için sinirlendi.
Kevin öğleden sonra geldi.
John'un notlarını okudu.
"'Test etme'yi sen mi yazdın?"
"Evet."
"Gururlandım."
"Bunu herkes bırakabilir mi?"
Kevin sayfayı çevirdi.
"Görüntü?"
"Dün hemşire."
"Başka?"
John düşündü.
"Yok."
"Çağırmaya çalıştın mı?"
"Evet."
"Nasıl?"
"Bir şeylere baktım."
Kevin kaşını kaldırdı.
"Bilim dünyası sarsıldı."
John:
"Daha iyi fikrin var mı?"
"Hayır."
Kevin masaya oturdu.
"Dünkü olay."
John ona baktı.
"Sen vuruluyordun."
"Evet."
"Sonra vurulmadım."
"Çünkü seni çektim."
Kevin:
"Belki."
John yüzünü buruşturdu.
Kevin devam etti:
"Bunu doğru kabul edelim."
John bekledi.
"Sen olacak şeyi gördün."
"Evet."
"Sonra değiştirdin."
"Evet."
"Öyleyse gördüğün şey neydi?"
John:
"Gelecek."
Kevin:
"Gerçekleşmedi."
John sustu.
"Gerçekleşmeyen bir şey nasıl tek gelecek olabilir?"
John sandalyesine yaslandı.
"Bir ihtimal."
"Evet."
"Gerçekleşecek olan ihtimaldi."
"Bunu nereden biliyorsun?"
John cevap vermedi.
Kevin:
"Belki sen müdahale etmesen gerçekleşecekti."
"Büyük ihtimalle."
"Büyük ihtimalle."
John bu ifadeden hoşlanmadı.
Ama artık neden kullanıldığını anlıyordu.
Kevin devam etti:
"Bunu öğrenmeden önce önemli bir sorun var."
"Nedir?"
"Eğer görüntüler sana kesin görünüyorsa, sen de onlara kesin davranmaya başlayabilirsin."
John:
"Kevin, birinin ateş ettiğini görürsem—"
"Ravenhill'de silah vardı."
"Evet."
"Kolay örnek."
John sustu.
Kevin biraz daha yaklaştı.
"Peki bir adamın cebine uzandığını görürsen?"
"Silah olabilir."
"Olabilir."
"Görüntüde silahı çekiyorsa?"
"Ya görüntü gerçekleşmeyecekse?"
John birkaç saniye baktı.
Kevin:
"Sen daha hareket etmeden onu yere indirirsen ne olacak?"
John:
"Birini kurtarmış olurum."
"Belki."
"Ya da?"
Kevin:
"Henüz hiçbir şey yapmamış birine saldırmış olursun."
John bunu sevmedi.
"Bu çok teorik."
"Şimdilik."
Kevin ayağa kalktı.
"Şimdilik teorik olması güzel."
Teori ertesi gün teorik olmaktan çıktı.
John marketten dönerken bir çocuk kaldırımda bisiklet sürüyordu.
Annesi birkaç metre geride telefonla konuşuyordu.
John çocuğa yalnızca bir an baktı.
Görüntü geldi.
Bisiklet kaldırımdan iniyor.
Bir araba köşeden dönüyor.
Çocuk fren yapamıyor.
John'un başı ağrıdı.
Görüntü bitti.
Gerçekte çocuk hâlâ kaldırımdaydı.
John hiç düşünmeden ileri atıldı.
Bisikletin gidonundan tuttu.
Çocuk korkuyla bağırdı.
"Ne yapıyorsun?"
Annesi koşarak geldi.
"Hey!"
John bisikleti bıraktı.
"Yola çıkacaktı."
Kadın:
"Ne?"
Çocuk ağlamaya başlamıştı.
"Adam tuttu beni!"
John:
"Araba geliyordu."
Kadın yola baktı.
Araba yoktu.
John da baktı.
Köşeden bir araç çıktı.
Ama yavaşladı.
Sinyal verdi.
Başka sokağa döndü.
Çocuk hâlâ kaldırımdaydı.
Belki John müdahale etmeseydi yola çıkacaktı.
Belki çıkmayacaktı.
John bunu bilmiyordu.
Kadın:
"Çocuğumdan uzak dur."
John bir adım geri çekildi.
"Özür dilerim."
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
John cevap veremedi.
Çünkü gerçekten bilmiyordu.
Kevin'e olayı anlattığında adam:
"Yaralandı mı?"
diye sordu.
"Hayır."
"Sen?"
"Hayır."
"Çocuk yola çıktı mı?"
"Hayır."
"Sen tutmadan önce?"
John:
"Hayır."
Kevin sessiz kaldı.
John:
"Gördüm."
"Biliyorum."
"Araba çarpıyordu."
"Görüntüde."
"Evet."
"Gerçekte?"
John sinirlendi.
"Bilmiyorum."
Kevin:
"İşte mesele bu."
John ayağa kalkıp pencereye gitti.
"Ya müdahale etmeseydim?"
"Bilmiyoruz."
"Çocuk ölebilirdi."
"Olabilir."
John döndü.
"Bu seni rahatsız etmiyor mu?"
Kevin'in sesi değişmedi.
"Ediyor."
"Öyle görünmüyor."
"Benim rahatsız olmam sana cevap vermez."
John sustu.
Kevin:
"Bir gün yanlış kişiye bunu yapacaksın."
"Yapmam."
"Az önce yaptın."
John'un yüzü sertleşti.
Kevin devam etti:
"Sonuç kötü değildi. Ama kararın sorunlu."
John ellerine baktı.
Gücü düşünmek istemedi.
Bisikletin gidonunu ne kadar kolay durdurduğunu hatırladı.
Bir insanın kolu o kadar dayanıklı olmayabilirdi.
O akşam Juliet'in defterini açtı.
Kendi hatıra defterini değil.
Onun küçük siyah defterinin fotoğraflarını.
Bir sayfada reçel markası yazıyordu.
Çilek alma. Kokusu ilaç gibi.
John durdu.
Juliet çilek reçelini severdi.
Değil mi?
Bir mutfak masası hatırladı.
Juliet tost yiyordu.
Turuncu reçel.
Kayısı.
John'un zihni bir anda boşaldı.
Telefonundaki eski mesajlarda aradı.
Juliet: Çilek alma, kokusu ilaç gibi.
John ekranı uzun süre izledi.
Bunu neden kayısı olarak hatırlamıştı?
Gri atkı.
Şimdi reçel.
İki şey.
Çok küçük.
Normal unutkanlık olabilirdi.
Ama Ravenhill'den sonra ikisini de fark etmişti.
Dr. Reed'in söylediği:
Hafıza değişikliklerini görmezden gelme.
John yeni bir defter çıkardı.
Kapağına:
JULIET
yazdı.
İlk sayfa:
Kahve: şekersiz. Soğursa yarısını bırakır. Metalik tadı olduğunu söyler.
Haritaları kötü katlar.
Çilek reçelini sevmez. Kokusu ilacı hatırlatır.
İlk öpüşme: eski tramvay durağı.
John durdu.
Altına:
Ben: "Bunu beklemiyordum."
yazdı.
Gri atkı.
Kalemi birkaç saniye kâğıdın üzerinde kaldı.
Gri atkıyı annesi ördü.
Ben lacivert olanı aldım. Kaybetti.
John sayfaya baktı.
Bunların yazılı olması iyi hissettirmeliydi.
Etmedi.
Bir insanı maddeler hâlinde saklamak yanlış geliyordu.
Ama yazdı.
Çünkü yanlış hatırlamaktan daha çok korkuyordu.
İki gün sonra Chronicle'a döndü.
Elliot bundan memnun değildi.
Ama kovmadı.
Maya masasının yanından geçerken:
"Hasta adam."
dedi.
John:
"İyiyim."
Maya:
"Bunu senin mezar taşına yazacağız."
John yüzünü kaldırdı.
Maya durdu.
"Pardon."
John:
"Önemli değil."
Maya birkaç saniye kaldı.
"Gerçekten?"
John:
"Hayır."
"Tamam."
Bu cevap Maya'nın hoşuna gitmiş gibi başını salladı.
"Bunu daha çok yap."
"Ne?"
"İyi olmadığında iyiymiş gibi davranmamak."
John:
"Bütün ofis bugün bana ders mi verecek?"
Maya:
"Evet."
Masasına döndü.
John bilgisayarını açtı.
Northline dosyası.
Ravenhill.
Kayıp üç denek.
Miriam.
Hepsi hâlâ oradaydı.
Ama artık başka bir dosyası daha vardı.
Kendisi.
Öğleden sonra Elliot'la şehir merkezindeki bir bina tahliyesini takip etmeye gittiler.
Haber büyük değildi.
Eski bir mağazanın tabelası gevşemişti.
İtfaiye yolu kapatıyordu.
John fotoğraf çekiyordu.
Bir adam güvenlik şeridinin yanından geçmeye çalıştı.
Görevli bağırdı.
Adam geri döndü.
John tam kamerayı indirirken görüntü geldi.
Metal bağlantı kopuyor.
Tabela aşağı düşüyor.
Altında genç bir kadın.
John'un kafasında keskin bir ağrı.
Gerçekte tabela hâlâ yerindeydi.
John yukarı baktı.
Metal parça gerçekten sallanıyordu.
Kadın telefonuna bakarak ilerliyordu.
John bu kez ona saldırmadı.
Bağırdı.
"Hey!"
Kadın başını kaldırdı.
"Geri çekil!"
Kadın durdu.
John tabelaya baktı.
Bağlantı koptu.
Kadın hareket etmeye başladı ama geç kalacaktı.
John koştu.
Onu omzundan itmeden, belinden tutmadan, kolundan çekti.
İkisini güvenlik şeridinin dışına aldı.
Tabela birkaç metre arkalarında kaldırıma düştü.
Metal çarpma sesi sokakta yankılandı.
Kadın John'a baktı.
"Nasıl—"
John nefesini düzenlemeye çalıştı.
"Yukarı bakıyordum."
Bu tamamen yalan değildi.
Elliot birkaç metre ötede donmuştu.
Sonra gözleri başka bir şeye kaydı.
İnsanlar.
Telefonlar.
En az üç kişi kayıt yapıyordu.
John da gördü.
"Harika."
Elliot:
"Koştun."
"Evet."
"Çok hızlı."
"Evet."
"Bunu konuşacağız."
"Evet."
Elliot ona baktı.
"Bu kadar uyumlu olman beni korkutuyor."
Video aynı akşam internete düştü.
İlk paylaşım:
BU ADAM TABELANIN DÜŞECEĞİNİ NASIL BİLDİ?
Başka biri:
VEYRON'UN KALDIRIM KÂHİNİ
Maya ekranını John'a çevirdi.
"Yeni meslek."
John:
"Kapat."
"On iki bin görüntülenme."
"Kapat."
"Yirmi üç."
"Maya."
"Tamam."
Elliot ofisinin kapısından:
"Daha kötü bir lakap olabilirdi."
John:
"Nasıl?"
Elliot düşündü.
"Şu an aklıma gelmedi."
John internetteki videoyu tekrar izlemek istemedi.
Yine de izledi.
Kendisini dışarıdan ilk kez görüyordu.
Kadın duruyor.
Tabela kopuyor.
John kadrajın bir ucundan öbürüne normal bir insanın koşamayacağı kadar hızlı geçiyordu.
Görüntü bulanıktı.
Ama yüzü seçilebiliyordu.
John videoyu kapattı.
Kevin'e mesaj gönderdi.
Sorunumuz var.
Cevap hemen geldi.
Hangisi?
John istemeden gülümsedi.
Video.
Kevin:
Gördüm. Kaldırım kâhini.
John:
Engelliyorum seni.
Kevin:
5 dk sonra geliyorum.
Kevin videoyu bir kez izledi.
Sonra telefonu masaya bıraktı.
"Bu sefer doğru çıktın."
John:
"Evet."
"Ve gerçekten müdahale etmen gerekiyordu."
"Evet."
"Farkı ne?"
John düşündü.
"Tabela fiziksel olarak gevşemişti."
"Başka?"
"Kadın gerçekten altındaydı."
"Başka?"
John:
"Önce uyardım."
Kevin başını salladı.
"Güzel."
John:
"Yani?"
"Yani görüntü tek kanıt değildi."
John bir süre sustu.
Kevin:
"Bunu yaz."
John defterini açtı.
Yeni sayfaya:
Görmek = bilmek değil.
yazdı.
Bir süre baktı.
Altına:
Başka kanıt ara.
Kevin:
"Daha iyi."
John kalemi bıraktı.
"Bu kadar basit olmayacak."
"Hayır."
"Bazen zaman olmayacak."
"Evet."
"Bazen yanlış seçersem biri ölebilir."
Kevin birkaç saniye sustu.
"Evet."
John yüzünü kaldırdı.
Kevin bu gerçeği yumuşatmadı.
Bu yüzden John onu dinliyordu.
"Ve bazen," dedi Kevin, "çok erken davranırsan yanlış kişiye zarar verebilirsin."
John bisikletteki çocuğu düşündü.
"Evet."
Kevin ayağa kalktı.
"Kuralların tamamını bugün bulamayacağız."
John:
"Ben kuralları seviyorum."
"Biliyorum."
"Belirsizliği sevmiyorum."
Kevin kapıya yöneldi.
"Onu da biliyorum."
Gece John evinde tek başınaydı.
Masanın bir tarafında Juliet'in defteri.
Diğer tarafında kendi notları.
Yeni bir sayfa açtı.
Ravenhill sonrası
Altına yazdı:
1. Yakın geleceğe ait olası sonuçlar görüyorum. Kesin değil.
2. Reflekslerim daha hızlı.
3. Fiziksel gücüm arttı.
4. İyileşme hızım artmış olabilir.
5. Görüntülerden sonra baş ağrısı.
6. Görüntüleri istediğim zaman çağıramıyorum.
Bir süre durdu.
Sonra:
7. Hafızaya etkisi olabilir.
Kalemin ucu kâğıtta kaldı.
Gri atkı.
Çilek reçeli.
John Juliet defterini açtı.
Bir başka anı yazmak istedi.
Juliet'in gülerken çıkardığı sesi.
Kalemi kâğıda koydu.
Durdu.
Nasıl tarif edeceğini bilmiyordu.
Yüksek değildi.
Sildi.
Gülerken bazen nefesi kesilirdi.
Bunu da sevmedi.
Bir sesi kelimelerle yazmak mümkün değildi.
Defteri kapattı.
Telefonundaki eski fotoğraflara baktı.
Juliet'in yüzü oradaydı.
Videolar da.
Mesajlar da.
Her şey hâlâ duruyordu.
Sorun bunların kaybolması değildi.
Sorun kendi içindeki şeylerin değişiyor olma ihtimaliydi.
John pencereye gitti.
Şehir aşağıda normal hayatına devam ediyordu.
İnsanlar yemek söylüyordu.
Trafik sıkışıyordu.
Bir yerde biri alarmını erteliyordu.
Ve internette tanımadığı insanlar onu düşmek üzere olan bir tabelayı önceden bilen adam olarak izliyordu.
John ellerine baktı.
Bunları saklayabilirdi.
Bir süre.
Belki uzun süre.
Gücü.
Görüntüleri.
Ravenhill'i.
Ama ilk kez asıl korkusunun bu olmadığını fark etti.
Juliet hakkında bir gün yanlış bir şeyi doğru sanmaktan korkuyordu.
Sonra bir başkasını.
Sonra daha önemlisini.
John defterine geri döndü.
Son satıra yalnızca dört kelime yazdı:
Ya saklayamazsam?